Ceyla Gölcüklü'nün eşi hastaneye geldi mi?..

Haberin Devamı

Anlayamadığım gizemli şeyler oluyor Ceyla Gölcüklü’nün ölüm olayında... Ceyla Gölcüklü'yü hastaneye eski eşinin soyadıyla yatıran aile “bu olay niye duyuldu?” diye hastaneyi suçladı...

Ceyla Gölcüklü’yü hastaneye eski eşinin soyadıyla Şahnavaz olarak yatırmışlardı...

Anlaşılabilir bir şey bu...

Bazen hastaneye yatarken, gören duyup gelmesin, hasta rahatsız olmasın diye bu önlemleri hepimiz alıyoruz...

***


Fakat sonra bir haber çıktı ki “Eski eşi Shery Sahnavaz, helalleşmek için karısının yattığı hastaneye gelecektir...”

Günlerdir gazetelerde, eşinin Ceyla Hanım’la “helalleşmesi” üzerine sayfalarca haber yazılıyor...

“Merhuma kızımız sana emanet” dedi...

Eski eşi “bizi bırakma prenses” diye haykırdı...

O kadar ki, eşler arasındaki diyaloglar bile yazıldı...

Bana dün akşam saatlerinde aileye yakın kaynaklar, Ceyla Hanım’ın helalleştiği söylenen eski kocasının hastaneye hiç gelmediğini söylediler...

Bana söylenenler doğruysa, -ki yanlış olduğunu sanmıyorum- eski eşi Ceyla Hanım’ın hastalığı esnasında hep Londra’ydı, İstanbul’a ve hastaneye hiç gelmedi...

***


O zaman şu soru geliyor aklıma:

Eski eşiyle bunca helalleşme haberi, diyaloglar nasıl haber olarak gazetelerde yer aldı?..

Kim verdi bu haberleri?..

Niye kimse yalanlamadı bu yazılanları?..

Ceyla Hanım’ın yanına başından beri, abisi ve annesi gelip gittiler...

Zayıflayan, ölüm döşeğinde güzelliğini kaybeden bir kadının kendini etrafa göstermek istememesi doğal, anlaşılabilir...

Anlamadığım eski eş ziyaretleri ve helalleşme seremonileri üzerine yapılan bunca yanlış haber...

Buna kim niye ihtiyaç duydu?.. Kim kimden duyarak yazdı bu senaryoları bilmiyorum...

Ama yaşarken çok fazla yalan söylüyoruz...

Bari ölürken doğru ve sahici olalım...

Merhume’nin ruhunu yalanlarla kirletmeyelim...

***


LİMONATA AİLEYİ İFADE EDER BANA...

Birkaç ay önce, “Limonata diye bir yer açıyorum... Bana Limonata’nın sende yarattığı etkiyi anlatır mısın?..” diye sormuştu...

“Ha bugün, ha yarın” derken, ben Limonata’yı anlatamadım İzzet’e (Çapa)...

Ama o mekanı açtı sinemaların bitişiğine Nişantaşı City’s’in tepesine...

***


Dört beş yıl önce olsa, açılışıydı, ilk hoşgeldin partisiydi, sinemaya girerken uğrak yeriydi derken defalarca gitmiştim...

Şimdi hayatım değişti...

Uzak yerlerde mekan açılışlarına gitmiyorum...

Bir kadeh şarap bile içmediğimden, daha bildik ve yakın yerlerde konservatif takılıyorum...

Uzun zaman olmuştu Nişantaşı’ında şöyle keyifli, güzel bir yemek yemeyeli...

Kısmet değilmiş, eskiden olduğu gibi İzzet’in yerinde keyif ve mutluluk dolu bir yemek...

Kısmet babamın hastaneye yattığı günün ertesineymiş...

***


Yoğun bakımda bizim için özel bir izin çıkardılar ki “saat 11’de ve 15’te iki defa çok kısa görebilirsiniz babanızı...”

Eve dönemiyorsun, o kadar saat hastanede bekleyemiyorsun, aklıma geldi İzzet’in “Limonata”yı açtığı...

Girdik City’s’e çıktık Limonata’ya...

En tepe katı çevresinde dar bir teras var...

Öyle bir kullanmış ki bu terası İzzet, eski İstanbul’a tepeden bakan bir mekan çıkıvermiş, yukarıdan ısıtmalar eşliğinde...

İçerisi sıcak samimi...

Ama ben nicedir artık içerlerde oturmuyorum, atıyorum kendimi dışarı...

***


Fransızların “sempa” dedikleri, sempatik mekanları vardır...

Tıpkı onlar gibi Limonata...

Annem karşımda, babam hastanede yoğun bakımda...

Çocuklar uzakta...

Dört yanımı sarmış, ailevi sorunlar...

Canım yıllardan sonra ilk kez değişik bir ev yemeği yemek istedi...

Mönüye baktım...

Karnıyarık soslu, yoğurtlu burgu makarna yazıyordu...

“Sen bundan getir bize...” dedim şefe...

Bir süre sonra yemekler geldi...

Muhteşem bir lezzeti vardı karnıyarıklı makarnaların...

Annem “Nedir bunun ismi oğlum?..” dedi...

Kadıncağız bunun bir bir İzzet spesiyalitesi olabileceğini unutup, bir İtalyan makarna çeşidi olduğunu sanıyordu...

“Boşver anne ismini” dedim, “sen yemene bak...”

***


Sıcak bir aile yemeğiydi...

Yemekleri yemek yapan, yediğiniz anda içinde olduğunuz duygulardır...

İzzet’in kimbilir kaç tane mekanına kaç yüz kere gitmişimdir?..

Kim bilir ne geceler geçirmişimdir?..

Ama hastane çıkışı gittiğim Limonata’yı unutamadım...

Bana aylar önce “Limonata sana ne ifade ediyor” demişti...

Şimdi İzzet’e yanıtını verebilirdim:

“Limonata bana aileyi ifade ediyor, kardeşim...”

***


CEM UZAN’IN DERİN MERMERCİ’DEN ÇOCUĞU OLACAKTIR!..

Bir yıl kadar önceydi...Yakın bir kız arkadaşım, işi gereği Cem-Alara Uzan davasıyla ilgili gelişmeleri takip etmeye başlamıştı...

Aldatma haberleri, boşanma süreçleri bir sürü detayla ilgileniyordu...

Aldatma, ihanet, fotoğraflar, belgeler, farklı dünyalar, kaybolan iletişimler, anlaşmazlıklar üzerine sayfalarca ve saatlerce konuşulacak konular vardı...

***


Oysa ben, bir tek konunun önemli olduğunu düşünüyordum...

Cem Uzan, Alara Uzan’ın kendisini aldattığını düşünüyordu...

Ona karşı öfkeliydi, karısının yanlış yaptığına inanıyor. Paris’te yaşadığı için “çocukları bana bırakacaksın” diyordu...

İlginçtir Cem Uzan ilk eşinden ayrılırken “Çocukları bana bırakacaksın” dememişti...

Bu kez bir kaybettiğini eşitlemek istercesine “çocukları istiyordu...”

Alara Uzan’la birbirlerinden çocukları kaçırdıklarında, “Bu olay Cem Uzan’ın, bir daha çocuk isteyeceği yeni bir ilişkiye gidecek” demiştim kız arkadaşıma...

***


Anlamamış meraklı meraklı bakmıştı gözlerime:

“Kadını affedilmeyecek kadar hatalı görüyor... Çocukları da kadın aldığında, kendini bir daha yenilmiş hissedecek...

Mutlaka yeni bir ilişkiye ve ondan çocuk istemeye yönelecek...”

Aradan uzunca bir zaman geçti... Boşanma davası, çocukların Paris-İstanbul macerası derken, hayat içinden çıkılmaz bir mecrada yürümeyle devam etti...

Geçen hafta Pazar Buluşmaları’nda Ahmet Tulgar;

“Cem Uzan gibi çok zengin ve jet sete mensup bir adam neden Paris jet-set’inden değil de Türkiye’den Derin Mermerci’den kendisine sevgili yapıyor?..” diye sordu bana...

Bildiği ve gördüğü çevreden bir sevgili yapacak ve ondan da çocuk yapacaktı Cem Uzan...

Geçmiş hayat yenilgilerinin cevabını böyle verecekti hayata egosu güçlü adam...

Selim Akçin’e sordum geçenlerde “Derin Mermerci’nin hamilelik haberi doğrulandı mı?..” diye...

“Hayır daha doğrulanmadı... Ama tam yalanlamadı da... Belirsizlik var...” dedi...

Hamile mi değil mi bilmem...

Ama belirsizlik yok...

Cem Uzan ve Derin Mermerci aşklarında bir terslik olmazsa yakında bir bebek sahibi olacaklar...

Hayat bu dayatmayı yaptı onlara çünkü...

***


Kaybedilen mutluluklar, yeni cevapları ve umutları yaratır...

Yaşam, sonsuz bir denizdir...

Üzerinde sürekli sörf yapılan...

Elbette ona karşı kadının da bir cevabı olacak, hayat devam edecektir... Bir zamanlar birlikte kurulan hayatların ve hayallerin, gün gelip mahkeme koridorlarında, çatışması acı bir ironi...

İnsanlar farkında mı bilinmez...

Ama dikkat edin, hep bir zamanlar en yakın olduğunuz arkadaşlarınız, iş ortaklarınız, tanıdıklarınız, eşiniz ve yakınınızdaki “can”ınız saydığınız canlarla mahkemelik oluyorsunuz...

Uzakta ve öteki olan kimseyle karşı karşıya gelmiyorsunuz genelde mahkemelerde...

Heyhat!..

Ne vicdansız bir rastlantıdır bu!..

DİĞER YENİ YAZILAR