Haberin Devamı
Bir Ekim ayıydı...
Televizyonda 12 Eylül döneminin F-16 uçaklarıyla ilgili bir
yolsuzluk dosyasını işliyordum...
Programın tanıtımlarını gümbür gümbür girmiş, akşam yayına
hazırlanıyorduk...
Harıl harıl bir çalışma içindeyken, kanalın yönetimi “Bu
konuyu işlemeyin” dedi bana...
“Tanıtımını girdiğim konuyu program akışından
çıkartamam...” dedim...
Çok gergin geçen saatlerden sonra, programı yayından çektim
ve “Noter çağırarak durum tespiti yaptırıp” kanaldan
ayrıldım...
O günlerin Star’ında sansürlenen programımın ismi Ateş
Hattı’ydı ve benim çocuğumdu Ateş Hattı...
Kanal D’ye geçtiğimde, bana ilk söylenen sözü duyunca şok
olduğumu hatırlıyorum...
“Ateş Hattı ismini kullanman istenmiyor... Ateş Hattı’nı
çağrıştıran bir isim kullanman da...”
“Önemli değil...” demiştim, “hangi isim yönetim için
uygunsa olur kullanırız...”
Öyle demiştim, ancak içimden “çocuğumun öldürülmek
istendiğini” hissetmiştim...
Ne olacaktı ki Ateş Hattı ismi olsa...
Ayıp mıydı, günah mıydı, hükümlü bir mahkum muydu Ateş
Hattı?..
Haber Hattı ismini zar zor kararlaştırdık, çünkü “o da Ateş
Hattı’nı çağrıştırıyor” diye düşünülüyordu...
Bir insanın çocuğuna saldırmanın, bir canlının yavrusunu
yok etmeye çalışmanın, ne büyük bir infiale yol açacağını o
gün yaşayarak anlamıştım...
Sesimi çıkarmadım, ancak üç ay sonra program büyük
imkanlarla SHOW’a transfer olurken, Erol Aksoy’dan tek bir
şey rica ettim...
“Adı Ateş Hattı olacak...”
Patron “elbette” dercesine yüzüme baktı...
Pek de anlayamamıştı bu konuyu niye gündeme getirdiğimi...
Sonuçta bana transfer teklif ediyordu, adın ne önemi
vardı...
Ne istersem o olurdu...
Yılmaz Erdoğan’ın “Cebimde Kelimeler” diye tek kişilik bir
oyunu vardır...
Benim de “Cebimde Programlar...”
İkiz bebeklerimin dünyaya gelişini beklediğim günlerde,
CNN Türk’te benden her gece bir program yapmam
istenmişti...
Adını düşünürken bir ekip arkadaşım “Reha Muhtar’ın en
önemli özelliği ‘farklı’ olması, adı ‘Çok Farklı’ olsun
dedi...”
Herkes “evet” dedi, Çok Farklı koyduk CNN’deki o programın
adını...
Üç ay her gece saat 23’te o programı yaptık sabahlara
kadar...
Programdan çıkıp, çocuklarımın doğumuna hastaneye gittim,
hiç uyumadan bir 6 Mayıs sabahı...
Sonra Haziran geldi ve kanalın yöneticileri “bütçeyi biraz
düşürmemizi” istediler...
Oysa deli gibi çalışıyorduk ve düşürülecek bir bütçe
yoktu...
Mina ve Poyraz dünyaya gelmişti...
Güneşin bedenlerimizi ve çocuklarımı ısıttığı günlerdi...
Elalemin yine binbir hesaplı oyunlarıyla uğraşacak halim
hiç yoktu...
“Kalsın” dedim, “Bir başka bahara...”
Sonra da Kanaltürk’teki spor ekibiyle “Son Kale” programını
yapmaya koyuldum...
İki hafta üst üste program “gitmez” hale gelince, yeni
programımın ismi de belli olmuştu zihnimde...
“Çok Farklı...”
“Çok Farklı” da, tıpkı Ateş Hattı gibi çocuğumdu...
Çocuklarımın doğduğu programın adıydı...
Cebimde sansürlenen ya da engellenen programlardan
biriydi...
Yılmaz Erdoğan “Cebinde kelimeler” biriktiyordu...
Ben de “Cebimde sansürlenen ya da engellenen programlar...”
Sonunda Çok Farklı da yeniden doğdu işte...
Engeller engelleyebilseydi eğer, tarihte Rönesans (Yeniden
Doğuş) olmazdı...
Sanatçı ve yaratıcı yeniden doğuşları; Rönesans’ları
gerçekleştirebilen insandır...
Hayatı engellemeye çalışan herkes bilmeli ki, yaşam “ÇOK
FARKLI” yeni doğumlara gebedir...
SEÇİMLER GÜL MÜ ERDOĞAN MI CUMHURBAŞKANI ONU BELİRLEYECEK...
12 Haziran seçimleri, elbette kimin iktidar olduğunu belirleyecek...
Ancak bir de esas “Kimin Cumhurbaşkanı olacağını
netleştirecek... Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan arasındaki
gizli rekabeti çözecek...”
Dün bu konuda çok ilginç tüyolar aldım...
AKP seçimlerde birinci parti çıkacak gibi görünüyor...
Ancak hangi oyla birinci parti çıkacağı hala belli değil...
Dün Metropol araştırma şirketi AKP’yi yüzde 47-50...
CHP’yi yüzde 27-30...
MHP’yi yüzde 12-14 bandında açıkladı...
Seçimlerden AKP, Anayasa’yı tek başına değiştirecek
çoğunlukta çıkarsa, Tayyip Erdoğan, muhtemelen Yarı
Başkanlık sistemine geçen bir Türkiye’de, yeni
Cumhurbaşkanı olacak...
Eğer seçimlerden AKP Anayasa’yı değiştirecek bir çoğunlukla
çıkmaz, ancak tek başına iktidar olarak çıkarsa, bu durumda
Abdullah Gül ikinci kez Cumhurbaşkanı seçilmek üzere
harekete geçecek...
Abdullah Gül’ün “Saldırıya uğrayan Bedri Baykam’ı telefonla
arayarak geçmiş olsun demesi, Hayrünnisa Gül’ün hastaneyi
bizzat ziyaret etmesi”, Gül’ün yeni dönem Cumhurbaşkanlığı
seçiminin ilk işaretleri...
Tüyo aldığım çevreler, Abdullah Gül’ün “ulusalcı isimlere
yönelik kavrayıcı üslubunun” yeni dönemde “Türkiye’nin
Cumhurbaşkanı” olma amacından kaynaklandığını söylüyorlar...
Abdullah Gül yeni dönemde Cumhurbaşkanı olmasının, ancak
AKP tek başına iktidar olup, Anayasa’yı tek başına
değiştirecek gücü bulamazsa, mümkün olacağını biliyor...
Anayasa’yı tek başına değiştirecek gücü bulursa o makama
zaten Tayyip Erdoğan oturacak...
Yoksa Abdullah Gül...
Bunlar AKP’nin kazanması halindeki olasılıklar...
Kazanmaması halindekiler ise, çok çetrefilli...
SEVDİĞİM SÖZLER:
İnsanların kötü olduğunu görmek beni şaşırtmıyor...
Fakat bu yüzden hiç utanmadıklarını görünce, hayretler içinde kalıyorum... Goethe

