Can Kılıç bebeğe...

Haberin Devamı

Sevgili Can Kılıç;

Hayat bizleri beklemediğimiz acılardan, yoksun kaldığımız sevgilerden, başımıza gelmesini hiç istemediğimiz travmalardan geçiriyor...

Acıları yaşarken, hayata lanet okuyoruz, “Bu bela bula bula beni mi buldu” diye iç geçiriyoruz, kendimizi kahrediyoruz...

Oysa hayat hepimizin başına hiç istemediğimiz şeyleri getiriyor...

Yaşanacak acılardan, geçirilecek travmalardan, kahredecek üzüntülerden ve karşı koyamadığımız felaketlerden hiçbirimizi muaf tutmuyor...

Hepimiz o acılardan nasibimizi alıyoruz...



***


Senin dünyalar tatlısı, dünyalar güzeli bir annen vardı Can Kılıç...

Sadece ona aşık olup, ondan seni doğurmasını isteyen baban değil, bütün bir ülke çok sevdi anneciğini...

Sen ona uğur getirmiştin Can Kılıç...

Sen dünyaya geldikten sonra, anneciğin hayatının en büyük televizyon projesinin altına imzasını attı...

Sen doğduktan sonra anneciğin bütün Türkiye’nin sevgilisi oldu...

Sen annenin talihini açtın yavrum...

Anneciğin “yaşamındaki en büyük mucizenin sen olduğunu” söylerdi hep...

Hayatta her şeyden çok seni sevdi...

İşinden de çok...

Aşkından da çok...

Arkadaşından, eşinden dostundan da çok...

***


Sen onun her şeyiydin Can Kılıç...

Ancak hayat hiçbirimiz için, her zaman güzel gitmez...

Her zaman bulutların üzerinde, sonsuz mutluluklarda yaşatmaz bizi...

Bizi sınar hayat...

Acılar çıkartır karşımıza...

Başedebilmek için, kendimizi, ruhumuzu, içimizdeki insanı geliştirelim diye...

Yoksun bırakır bizi en değer verdiğimiz sevgiden...

O sevginin değerini bilip, başkalarına gösterebilelim diye...

En sevdiğimizi, en çok istediğimizi, ‘olmazsa olmaz’ dediğimizi alıverir elimizden...

“Olmazsa olmaz”ı, olur yapabilmeyi öğretebilmek için bize...

***


Anneciğin sen küçükken vefat etti Can Kılıç...

Hayatının en güzel zamanında...

Sen daha küçüktün ve seni çok seviyordu...

Baban yanıbaşındaydı ve seni her zaman koruyacağını biliyordu...

Mutluydu anneciğin...

İşinde başarılı olmuştu...

Herkes onu tanıyor, herkes onu seviyordu...

32 yaşındaydı, o talihsiz gece hastalığı nüksettiğinde...

Astım krizine girdiğinde...

Kalbine oksijen gitmeyip, nefessiz kalıp gece yarısı vefat ettiğinde...

***


Anneciğinin ölümü, ülkede büyük olay oldu Can Kılıç...

Günlerce gazeteler manşetlerden düşmediler, anneciğinin ölümünü...

Televizyonlar neredeyse bütün bültenlerini annene ayırdılar...

İnternet siteleri hitlenme rekoru kırdılar...

İlgi çeken her şey sömürülmeye açıktır sevgili Can...

Annenin bir eğlence gecesinin sonunda zamansız gelen ölümü de...

“KATHARİNA BLUM’UN ÇİĞNENEN ONURU...”

Sana bir öykü anlatacağım Can Kılıç...

Katharina Blum kendi halinde bir hizmetçiydi...

Gayet düzenli bir hayatı vardı...

Bir gece bir partide bir adamla tanıştı...

İlgi duydu, hoşlandı ve o adamla birlikte oldu...

Ertesi gün polis Katharina Blum’un bir gece önce partide tanışıp, beraber olduğu adamı tutukladı...

Adam yasadışı bir örgütle bağlantılıydı, polis kendi halinde gayet düzgün bir hayatı olan Katherina Blum’un “Kızıl Tugaylar” örgütüyle ilgisi olduğundan şüphelenmeye başladı...

***


Bir gazeteci Katharina Blum olayını mesele edindi...

Akrabaları, tanıdıkları, eşi dostuyla yaptığı röportajları yalan yanlış yayınlıyor ve “zavallı kadının” bütün hayatını ayaklar altına alıyordu...

Genç kadın artık sokağa çıkamaz hale gelmişti...

Hakaret, suçlama ve tacizlerin ardı arkası kesilmiyordu...

Gazetecinin yayınları etkili oluyor ve soruşturmayı da etkiliyordu...

Oysa Katharina Blum’un ne Kızıl Tugaylar örgütüyle ne de herhangi bir örgütle hiçbir ilişkisi yoktu...

Tek mesele, bir partide bir gece tanıştığı ve hoşlandığı bir adamla birlikte olması, o adamın da polis tarafından tutuklanmasıydı...

Hayatı kararmıştı...

Sonunda çiğnenen onuruna, ardı arkası kesilmeyen hakaret ve suçlamalara, toplumsal bir lince dönüşen hayatına karşı, intikam almaya karar verdi...

Yalan yanlış bütün bu haberleri yapan gazeteciye “kendisiyle röportaj yapmayı kabul ettiği” mesajını gönderdi...

Gazeteci sevinmişti...

Şimdi bunca haberin üstüne “Katherina Blum’la da röportaj yapacak, işi daha da büyütecekti...”

Röportaj için Katharina Blum’un evine gittiğinde, büyük röportajı yapmayı bekliyordu gazeteci...

Oysa Katharina Blum onu öldürmeyi planlamıştı...

Hayatını mahveden bu adamı öldürecekti ve romanın sonunda öldürdü...

***


Oyun biçiminde yazılan bu eser Nobel Ödülü sahibi Heinrich Böll‘ün, Margarethe Von Trotta ile yazdığı bir romandı...

Almanya’da Baader Meinhof döneminde yaşanan gerçek bir olaydan esinlenmişti...

Adı “Katherina Blum’un Çiğnenen Onuru”ydu...

Bu romanda yazılan çiğnenen onurun bir benzerini, öldüğü gün anneciğin için de denediler sevgili Can Kılıç...

Annenin de onurunu çiğnemeye çabaladı bazıları...

Onu “saygı duyulmayacak, makbul sayılmayacak” insan olarak göstermeye, iyi bir anne olmadığını ispatlamaya çalıştılar...

Oysa annen iyi bir anneydi sevgili Can Kılıç...

Baban annenin onurunun çiğnenmesine müsaade etmedi...

“Bütün gücünü seni yetiştirmeye adayacağını” söyledi...

***


Sen bu yazıyı okurken, ben seni görebilecek miyim bilmiyorum...

Ama annen seni görecek yavrum...

Cennetten seni gözleyecek, seni öpecek, sana sarılacak...

Gurur duyacak seninle...

Eminönü Meydanı’nda Yeni Cami’yi bilir misin, gittin mi oralara hiç?..

Güvercinler toplanır önünde...

Ürkektir küçücük kalpleri, küt küt atar...

Naif ve tertemizdirler...

Anneciğin bir güvercin gibi şimdi cennette...

Sana bakmakta...

Seni sevmekte yavrucuk...

DİĞER YENİ YAZILAR