Büyüklere masallar... Başbakanları düşürmede üç etkin yöntem...

Haberin Devamı

Siyasette üç tür düşürülme var...

Birincisi düşmenin doğal hali...

Seçimlerde iktidar çoğunluğu elde edemeyince düşüyorsunuz...

İkinci yöntem, askerin yaptığı açıktan bir darbeyle indiriliveriyorsunuz...

Üçüncüsü ise abidik kubidik yöntemlerle, derin ve gizli operasyonlarla, düğmeye basılarak...

Birkaç okuyucum durumu tam kavrayamamış...

- “Ecevit Erdoğan’a benzeyen bir başbakan değildi ki?..” diyorlar...

- “Nasıl Ecevit’le Erdoğan’ı aynı kefeye koyarsınız?..”

***


Aynı olmamaları, birbirlerine benzememeleri, siyaset yapma üsluplarının tamamen farklı olması, işin esas püf noktası...

Biri koyu bir cumhuriyetçi, diğeri koyu bir muhafazakar; iki lider, nasıl olup da benzer yöntemlerle, seçimler olmadan, sandıklar ortaya çıkmadan düşürülebiliyorlar?..

Benim sözgelimi Ecevit‘i; karşımdakinin ise Tayyip Erdoğan’ı sempatik ve doğru bulmasının tek başına bir anlamı yok ki...

Sandıkta halk hangisini sempatik ve doğru buluyorsa o iktidar oluyor...

Ötekisi ise tasfiyeye uğruyor...

***


Oysa Türkiye’nin “siyasi ritüel”i böyle gerçekleşmiyor... Derin ve güçlü ulusal ya da uluslararası ittifaklar bir süre iktidarlara bakıyorlar...

Deniyorlar...

İlişkiler yürütüyorlar...

Bir gün gelip, “o iktidarla işlerin yürümeyeceğine karar verdikleri” ana kadar...

O gün düğmelere basılıyor...

Ne yapıp edip, askerli veya askersiz seçim dışı psikolojik ve siyasi baskı yöntemleriyle, paranın gücü, borsalarda ve piyasada yaratacağı zikzaklar, kamuoyu algısında oluşan derin çatlaklar ve güvensizliklerle, başbakanlar iktidardan düşürülüveriyorlar...

***


Ecevit’in düşürülmesinin ilk seslendirilmeye başlandığı Nisan 2001’de Amerika, Irak’a müdahale etmeyi planlıyordu...

Ecevit’in Amerika’yla ilişkileri sorunlu değildi... Hatta Abdullah Öcalan Kenya’da yakalanıp Ecevit‘in Başbakanlığı döneminde Türkiye’ye teslim edilmişti...

Ancak; Ecevit‘in Kıbrıs Harekatı günlerinde de tezahür eden, üzerine yapışmış değişmek bilmeyen bir huyu vardı... Bağımsız bir ülkenin Başbakan’ı olarak, kendi dış politikasının inisiyatifini tamamen kendi ellerinde tutmak istiyordu...

Müttefiklerine danışarak olsa da... Amerika Saddam‘ı devirme planları yapar ve Irak’a girmeyi düşünürken, o Türkiye’nin tarafsız politikası çerçevesinde Saddam‘ı Bağdat’ta ziyaret ediyordu...

***


Amerika’yla, Türkiye’yi yöneten iktidarlar arasında bir çıkar çatışması söz konusu olduğunda “içerisi devreye girer...”

Amerika buna destek olur mu, olursa ne kadar ve nasıl destek olur, burası ayrı bir konu...

Fakat içerisi “tabiat boşluk kaldırmaz” şiarıyla hemen harekete geçer böyle durumlarda...

Ecevit için 2002 Mayıs’ında şu portre oluşturulmuştu kamuoyu algısında;

- “Başbakan yürüyemiyor, düşünemiyor, konuşamıyor... Evde düşüp kemiklerini kırıyor... Başbakanlık’ta konuklar karşısında uyukluyor... Hiçbir iş yapması mümkün değil... Türkiye fiili olarak başbakansız daha ne kadar devam edebilir?..”

CEMAL GÜRSEL FORMÜLÜ

Ecevit’le ilgili yaratılan kamuoyu algısı “Bülent Ecevit’in bırakın başbakanlık yapmayı, hiçbir şekilde iş göremez olduğuydu...”

Yıllar önce 27 Mayıs darbesinin arkasından cumhurbaşkanı olan Cemal Gürsel 219 gün komada kalmıştı... O zamanlar Cemal Gürsel için “Askere selam... Komaya devam...” şeklinde ironik sloganlar üretilmişti...

Ecevit de “Cemal Gürsel’in komada kalıp, arkasından iş göremeyeceği anlaşılıp siyaset dışında kaldığı gibi Başbakanlık’tan fiilen uzaklaştırılacaktı...”

***


O günlerde kamuoyuna “Burada bir proje uygulanıyor... Amaç Ecevit’siz hükümet...” deseniz, on kişiden dokuzu size “Ne diyorsun kardeşim?.. Adam ölüyor... Sen operasyon yapılıyor diyorsun... Dalga mı geçiyorsun...” derdi... Dalga geçilmiyordu, gerçekten operasyon yapılıyordu...

İşin planlayıcıları, Ecevit‘in ısrarlara rağmen pes etmeyeceğini ve Başbakanlık görevini terk etmeyeceğini biliyorlardı... Onun için partinin ağır topları teker teker istifa etmeye başladı...

Amaç Ecevit’siz hükümeti kurabilmekti... Düğmeye basanlar öyle istiyordu...

AYNI ANDA BİR GAZETECİYE YAPILAN OPERASYON...

Siyaseti ve medyayı demokrasi dışı formüllerle dizayn etme hastalığı, Türkiye’nin tarihten bu yana en vazgeçilmez hastalıklarından biriydi...

Ecevit’siz bir hükümet için 2002 Mayıs’ında düğmeye basanların, gözleri kararmıştı...

Bülent Ecevit su götürmez bir laikti...

Cumhuriyetçi’ydi...

Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanlığı’nı yapmıştı yıllarca... Ötesi yoktu...

Ancak Ecevit‘in ilginç bir demokrasi anlayışı vardı...

***


Kesin kanıtlar olmadan “cadı avından” yana olmazdı...

Her “irticacı” denilenin üzerine koyu bir istibdatla gitmezdi...

Kendi bildiğini okur, kendi inisiyatifini kullanırdı...

Tek kelimeyle anlatacak olursak;

“Ecevit yönetilemezdi...”

O inanırsa yapardı...

Derin merkezlerin planlarının bir parçası olmazdı...

***


Hayatın ilginç bir tesadüfü...

Mayıs 2002 günlerinde tıpkı Bülent Ecevit gibi, laik ve Atatürkçü olan ancak bir türlü “ele avuca gelmeyen ve yönetilemeyen” ünlü bir gazeteci vardı...

O gazeteciyi de “yönetemiyorlardı...”

Amaçlar ve planlar bir türlü istendiği gibi gelişmiyor, gazeteci kendi bildiğini okuyor, kimseleri dinlemiyor, kimselerle temas bile etmiyordu...

İşin rahatsızlık verici tarafı, gazeteci ve arkadaşlarının yaptığı haber bültenlerinin izlenme oranlarıydı...

Ünlü gazetecinin haber bülteni diğer bütün televizyon kanallarının haber bültenlerinin toplamından daha fazla izleniyordu...

Toplum kendini o haber bülteninde buluyor, gazeteci o gün gönlüne ve kafasına göre nereden yana tavır koyarsa, o taraf ağırlık kazanıyordu...

“Her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsan Türkiye” diyordu çünkü gazeteci...

***


Başbakan Ecevit’in tasfiyesini planlayanlar öyle bir düzen kuracaklardı ki, siyasette olduğu gibi medyada da gidilecek yola karşı çıkacak, ya da kafasına göre hareket edecek hiçbir etkin unsur kendisine yer bulamayacaktı...

Ecevit’in hastaneye yatırıldığı ve iş göremez raporu alınmaya çalışıldığı günlerde, ünlü gazetecinin televizyon kanalının bulunduğu grubun bankalarına el konulmaya başlandı...

Grubun patronları; devletin üst kademelerindeki derin merkezlere çekilerek, “televizyon haberlerinin, zararlı unsurlar içerdiği iddia edilecek ve bu televizyon haberleriyle haberciden kurtulmaları” istenecekti...

***


Başbakan Ecevit hasta ve iş göremez diye tasfiye ediliyor, aynı günlerde, onunla hiçbir siyasi işbirliği olmayan ünlü gazeteci de “zararlı haberler yaptığı gerekçesiyle” gönderilmek için operasyona uğruyordu...

Bir yerde seçilmiş Başbakan, diğer yanda kitlelerin tercihi olan televizyoncu, aynı anda sistem dışına atılıyordu...

Seçimsiz, halkın olmadığı bir platformda elbette...

Grup bankaları kurtarabilmek için gazeteciyi “feda” etmek zorunda kaldı...

2002 Haziran ayının sonları ve Temmuz’unun başlarında, Ecevit tamamen yalnız bırakıldı...

Başbakanlığı bırakmaya zorlandı... Gazeteci, ticari rekabet dolayısıyla kanlı bıçaklı oldukları gruba gitmek zorunda kaldı...

O gruba da telefon ettiler...

- “Almayın onu...”

Bu kadar gaddardılar...

Bu kadar acımasız...

Siyaset yeniden dizayn edilecekti...

Kendi bildikleri gibi elbet...

Siyasetteki ve medyadaki ayrık otları temizlenecekti...

Tabii ki sandık olmadan...

Tabii ki televizyonların sandığı anlamına gelen televizyon ratingleri kaale alınmadan...

OYUNUN TERS DÖNÜŞÜ...

Her şeyi planladılar...

Ecevit’i düşürdüler...

Ortalığı gazeteciden temizlediler...

Her şey onların olacaktı...

Siyaset, medya, başbakan, bakanlar...

Her şeye hakim olacaklardı...

Böylesine muhteşem bir master planın sonunda artık “hayat onların olacaktı...”

İstedikleri zaman seçime gidilecek, istedikleri sonuç çıkacaktı...

MHP lideri Devlet Bahçeli kendisinin oyunun dışında bırakılmak istendiğini fark etti...

Köprüleri atmak, Roma’yı yakmak pahasına “erken seçim” istedi...

***


Erken seçim olmasını istedikleri son alternatifti...

Yine de ellerinde üç siyasi parti vardı... Olmazsa MHP’yi de alırlar, yine koalisyonla Türkiye’yi yönetirlerdi...

O kontrol edemedikleri tek ticari grubun patronu kendisi seçimlere girdi... Aldığı oylarla, iktidar için güvendikleri üç partiyi de baraj altına itti...

Öyle bir seçimdi ki, “muhteşem derin plan, muhteşem bir şekilde battı...”

O gün bugün seçimlerden çıkan Başbakan’la idare etmeye çalışıyor edemiyorlar... O operasyonda tasfiye ettiklerini düşündükleri ünlü gazeteciye gelince;

“Şimdi tarihi yazıyor o...

Gerçek tarihi...

Şikesiz lekesiz...

Çıplak ve eldivensiz...”

DİĞER YENİ YAZILAR