Haberin Devamı
Bir zamanlar bütün duygular bir adada yaşarmış...
Mutluluk...
Üzüntü...
Sabır...
Öfke...
Korku...
Kibir...
Bilgelik...
Sevgi...
Her türlü duygu bu adada olduğu için, adaya “Duygu Adası” deniliyormuş...
Ada sakini “duygular” günün birinde tespit edemedikleri bir yerden adanın birkaç gün içinde batacağı yönünde ısrarlı anonslar duymuşlar...
İlk anda bunun büyük bir şaka olduğunu düşünmüş bazıları...
Fakat anonslar devam ettikçe durumun ciddi olduğunu kavramışlar ve birer ikişer adadan ayrılmaya başlamışlar...
Hemen her duygunun kendine ait bir kayığı, gemisi yahut yatı olduğundan, adadan ayrılmak nispeten kolay olmuş onlar için...
Fakat “Sevgi”nin küçücük bir kayığı bile yokmuş...
O yüzden kendisini alacak birini buluncaya kadar, mecburen adada kalmış...
Duyguların büyük kısmının adadan ayrıldığı günlerden birinde ada, anonsta söylendiği gibi yavaş yavaş batmaya yüz tutmuş...
Bunun üzerine “Sevgi” yüksekçe bir kayaya çıkıp yardım istemeye başlamış, adadan henüz ayrılan “duygu”lardan...
İlk önce “Zenginliği” görmüş büyük ve güzel bir yatın içinde...
El edip yüksek sesle bağırmış:
-”Zenginlik beni de alır mısın yatına?..”
Yatın her tarafına yığdığı eşyaları göstermiş Zenginlik...
-”Doluyum alamam ki...” demiş... “Görüyorsun altın, gümüş, zümrüt derken yat tamamen doldu... Senin için yer kalmadı...”
Zenginlikten vefa göremeyen “Sevgi” biraz daha geride, büyücek bir yelkenli görmüş...
Dikkatlice baktığında anlamış ki bu yelkenli “Kibir”in...
-”Kibir, Kibir!.. Benim sandalım bile yok... Ada da batıyor yardım et lütfen!..”
-”Sana yardım edemem...” demiş Kibir, “Biraz pejmürde görünüyorsun, yelkenlimin fiyakasını bozacaksın...”
Bu cevap karşısında çok üzülen Sevgi, bir kayığa binip kürek çeker vaziyette, “Üzüntü”yü fark etmiş...
Üzüntü, “Sevgi”nin durduğu kayaya çok yakın bir yerdeymiş...
Sevgi bu kez ondan yardım istemeye karar vermiş...
-”Üzüntü seninle gelebilir miyim?..”
-”Ah sevgili ‘Sevgi’ciğim...” demiş Üzüntü; “Adadan ayrıldığım için o kadar üzüntülüyüm ki, yalnız gitmeye karar verdim... Çok üzgünüm...”
Bu cevap üzerine üzüntüsü daha da artan “Sevgi”, yüzünü adanın öbür tarafına doğru çevirmiş...
Bir mavnanın üzerinde neşeyle zıplayan birini görmüş...
“Mutluluk”muş bu...
Sevgi ona da seslenmiş...
Fakat “Mutluluk” o kadar mutluymuş ki, “Sevgi”nin ona seslendiğinin farkına bile varmamış...
Çaresiz bir biçimde “Mutluluğa” seslenmeye devam eden Sevgi, ansızın bir ses duymuş yanında:
-”Buraya gel Sevgi... Seni ben götüreyim...”
Sevgi çok sevinmiş...
Koşar adım sahile koşup, içinden yaşlıca bir adamın kendisine seslendiği kayığa atlamış...
Kayıkla fazlaca bir yere henüz gitmemişken, adanın büsbütün sulara gömüldüğünü görmüşler...
Sevgi bunca “Duygu”yu çağırdığı halde hiçbiri onu almazken, kendini kayığa çağıran bu saçı başı ağırmış “duygu”ya teşekkür etmiş defalarca...
Fakat “Duygu Adası”nda o güne kadar hiç görmediği bu yaşlı adama adını bile sormayı unuttuğunu, ancak karaya çıkıp vedalaştıktan sonra fark etmiş...
Sonra da günlerden bir gün geldikleri bu yeni kara parçasında “Bilgeli”ğe rast gelince, ismini bile soramadığı bu kadirşinas yaşlıyı tarif edip, ismini sormuş kendisine...
-”O mu?..” demiş Bilgelik: “O ‘Tecrübe’den başkası olamaz...”
-”Tecrübe mi?.. Peki niye yalnız o bana yardım etti?..”
-”Çünkü...” demiş Bilge’lik, “Sevgi’nin gerçek değerini ancak Tecrübe kavrayabilir...”
Bütün duygular önümüzden geçip gidiyorlar hikayedeki gibi...
“Mutluluk, Üzüntü, Sabır, Öfke, Korku, Kibir, Zenginlik, Bilgelik ve daha niceleri...”
Bugün sadece “Sevgi”yi, kayığınıza alma zamanıdır...
“Sevgi”yi yaşatma zamanıdır...
Hazreti Peygamber’den bir Hadis;
“Ölen kimse, kabrinin içinde boğulmak üzere olup da imdat isteyen kimse gibidir... Babasından, yahut kardeşinden, veya dostundan kendisine ulaşacak duayı beklemektedir...
Nihayet dua kendisine ulaştığında bu duanın sevabı, ona dünya ve dünyada bulunan her şeyden daha kıymetli olur...”
Mehmet Ali Birand...
Burhan Doğançay...
Ve tüm ölülerimizin ruhları için...
“El-Fatiha...”

