Bugün seçimlerden önceki son Pazar’ım...
Önümüzdeki Pazar akşam saatlerinde “Yeni bir Türkiye ile karşılaşacağım...”
AKP mi tek başına iktidar olacak,
CHP-MHP mi koalisyona gidecek...
BDP ne olacak kim bilir?..
Hayat her halükarda önümüzdeki Pazar bütünüyle değişecek...
Bir başka Pazar gelecek...
Sandıktan güçlü çıkan konuşacak...
Güçsüz çıkan biraz sessizleşecek...
Kaybedenler önce hüzünlenecek...
Kazananlar sevinecek...
Belki bir “balkon konuşması” olacak...
Belki olmayacak kim bilir?..
***
Kimin kazanacağı herkes için önemli elbette...
Ancak daha önemlisi, kazanana ve kaybedene saygı gösterilmesi...
Biz bu ülkede hep beraber yaşıyoruz...
Eğer izin verilirse hep beraber yaşamaya devam edeceğiz...
Bu ülkede yaşamayı seçtim diye “hapse girmek istemiyorum...”
Bu ülkede yaşamayı seçtim diye ölmek istemiyorum...
Bu ülkede yaşamayı seçtim diye, başıma durup dururken bir iş gelsin istemiyorum...
Bu ülkede yaşamayı seçtim diye giyimime karışılsın istemiyorum...
Bu ülkede yaşamayı seçtim diye, inançlarıma laf edilsin istemiyorum...
Bu ülkede yaşıyorum diye bana ne yapmam gerektiği söylensin istemiyorum...
***
Bu ülkede istediğim gibi “özgür” yaşamak istiyorum...
Kimselere tahakküm kurmadan, kimselerin üzerimde tahakküm kurması mümkün olmadan...
Bu ülkede doğdum ben...
Bu ülkenin vatandaşıyım ben...
Bu aidiyetimden vazgeçmeden, özgürce ana dilimi konuşmak, ana dilimdeki gazeteleri okumak, ana dilimde tuttuğum takımın maçlarında tezahürat yapmak, ana dilimde sevişmek, ana dilimde aşık olmak istiyorum ben...
Çocuklarımla ana dilimde iletişim kurmak, onlara bir baba olarak ana dillerini ana yurtlarında öğretmek istiyorum ben...
Ana dilimde eğlenmek istiyorum...
Ana dilimde şarkılar dinlemek, ana dilimde ağlamak, ana dilimde hüzünlenmek, ana dilimde sevinmek, ana dilimde haykırmak istiyorum ben...
Ana dilimde coşmak, ana dilimde dans etmek, ana dilimde geyik yapmayı, ana yurdumda yaşamayı arzuluyorum ben...
Özgürce...
Sınırsız bir serbestlikte...
İçerlere girmeden, zindanlarda çürümeden...
Yarınlarımın huzur, çocuklarımın anayurtlarında mutlu olacağını bilerekten...
***
AKP tek başına mı iktidar olacak?..
CHP-MHP koalisyonu mu çıkacak?..
BDP ne yapacak?..
Bilmiyorum...
İstediğim bunlar ve bunlara dokunulmaması...
İstediğim ana yurdumda, ana dilimde, sınırsızca ve özgürce yaşayabilme özgürlüğüm...
İstediğim kimselere tahakküm kurmadan, kimselerin tahakkümüne boyun eğmeden, hakkım olan yaşamayı elde etme hürriyetim...
İktidarı kazanandan ve muhalefet etme hakkına kavuşandan yaşama ve özgür kalma hakkını talep ediyorum...
Bunu kendim için, çocuklarım yakınlarım için ve tüm Türkiye için istiyorum...
Bu ülkenin milyonlarının, özgürce yaşamaya hakkı olduğunu düşünüyorum...
Yarınlar insanlığın bir parçası olarak bizlerin de olmalı...
Politikacılardan bunu istiyorum...
Pera Müzesi’nde 3 Temmuz’a dek gezilebilecek iki sergi...
İhsan Cemal Karaburçak
20. yüzyıl Türk resminin en özgün sanatçılarından biri olan İhsan Cemal Karaburçak, akademik eğitimi reddederek kendini geliştirmiş sayılı otodidakt sanatçılardan.
Uzun yıllar sürdürdüğü memuriyet döneminde resimle tanışan, yaşamının büyük bölümünü geçirdiği Ankara’da evinin bir odasından dönüştürdüğü mütevazi atölyesinde çalışmalarını sürdüren Karaburçak, Türk resminin değeri yıllar geçtikçe anlaşılan gizli kalmış ustaları arasında yer alıyor. Retrospektif niteliğindeki bu sergi, özgün üslubu kadar renkleri, özellikle de tuvaline imzası kadar yer etmiş “mor”uyla tanınan İhsan Cemal Karaburçak’ı yeniden tanıma fırsatı veriyor.
Temelde İnsan
Temelde İnsan: Çağdaş Sanat ve Nörobilim sergisi, yapıtları nörobilim araştırmalarıyla kesişen yedi çağdaş sanatçının yapıtlarını bir araya getiriyor. Küratörlüğünü New York’taki School of Visual Arts, Güzel Sanatlar Bölümü Başkanı Suzanne Anker’ın üstlendiği sergide farklı disiplinlerden gelen, temel öğe olarak robotbilim, üç boyutlu tarama, photoshop, hızlı prototipleme, mikroskopla inceleme ve bilgisayar görüntüsü gibi yeni teknolojileri kullanan sanatçılar; doğanın gizemlerini, birliğini ve süreçlerini, bilgi ve inançların aktarımını konu alıyor. Madde, algılama ve belleğin zihinde canlandırdığı metaforları yapıtlarına katan sanatçılar bu sayede, kendine özgü kişiselleştirmelerini, mecazi ve simgesel bir yapı çerçevesine oturtuyorlar. Sergi, sanat ve bilimi buluşturarak, çağdaş sanatla nörobilim arasındaki güçlü ilişkiyi anlamaya ve sorgulamaya davet ediyor.
“Bu ülkede yaşıyorum diye...”
Seçimlerden önceki son pazar...
Haberin Devamı

