Bu muydu insanlara son nefesinde görüneceğinden bahsedilen şeytan?..

Haberin Devamı

Ailede büyüklerden biri “Müşfik Kenter mi?.. Çok iyi bir oyuncudur o” demişti...

Kafama kazınmış...

Çok küçüktüm...

Sonra biraz büyüdüm...

Tiyatrolarda oyunlarını izledim...

Aile yadigarı bir sanatçı gibiydiler ablası Yıldız Kenter’le birlikte...

Sonra bir gün benim sanatçım oluverdi aniden Müşfik Kenter...

Yirmi yaşlarındaydım...

Bir taraftan üniversiteye gidiyor, bir taraftan gazetecilik yapıyordum...

Benden iki yaş küçük bir sevgilim vardı...

Onu bir gün Ankara Sanat Tiyatrosu’na götürdüm...

“Bir Garip Orhan Veli”yi oynuyordu Müşfik Kenter...

***


Orhan Veli, “sol dünyalarda çok sevilen” bir şairdi, Türkiye’de sevilmenin ötesinde...

Çok sevdiğim Orhan Veli’yi aile yadigarı Müşfik Kenter’in oynamasından sonra uzun süre kendime gelemedim...

Bir tatil gününün öğleden sonra matinesiydi...

Akşam üstü “ruh gibi” tiyatrodan çıktığımı hatırlıyorum...

Etrafımdaki her şey bir rüya gibi geliyordu...

“Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda...

Dokunabilir misiniz gözyaşlarıma ellerinizle?..

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel

Kelimelerinse bu kadar kifayetsiz olduğunu

Bu derde düşmeden önce...

Bir yer var...

Biliyorum...

Her şeyi söylemek mümkün...

Epeyce yaklaşmışım

Duyuyorum

Anlatamıyorum...”

***


Anlatamıyorum derken ağlıyordu Müşfik Kenter...

Ağlarken ağlatıyordu...

Sonraları Amerika’da ünlü bir doktor olacak abisi, “Girsene lan konservatuvara” demişti...

Öylesine bir laf işte...

Gülerdi bunu anlatırken...

Abisinin sözlerine oralı olmamıştı...

Arkasından ablası Yıldız Kenter söylemişti “Gir bir dene istersen konservatuvarı...”

Bir deneme uğruna girilen konservatuvar, 67 yıllık bir sanat yolculuğunun sonunda o “büyük usta”yı yaratmıştı...

***


Babası Lozan Anlaşması’nın özel notlarını tutan, İnönü’nün özel kalem müdürü ünlü bir diplomattı...

Robert College’i bitirmişti...

İngilizce ve Fransızca’yı ana dili gibi konuşuyordu...

İstikbal onundu...

Oysa o aşık olmuştu...

İngiltere’de bir İngiliz kızına...

Olga Cynthia’ya...

Aşık olmasında bir sorun yoktu, fakat o günlerde Türk diplomatları yabancı kadınlarla evlenemiyorlardı...

Babası aşkını, mesleğine yeğledi...

Öyle bir adamdı...

Müşfik Kenter’in doğumu, babasının uğruna mesleğinden vazgeçtiği Olga Cynthia’yla olan aşkından meydana geldi...

Annesi Nadide ismini almasına rağmen, babası diplomatlıktan zorunlu olarak istifa etti...

Artık paralı diplomatlık günleri bitmiş, çevirmenlik günleri başlamıştı...

***


Babası annesine duyduğu aşk uğruna, diplomatlığa veda edince, “içmeye başlamıştı...”

Sonraları kendi çocukluk günleri için ‘Çok zor günlerdi o günler’ diyecekti...

Belki de ‘o nedenle Devlet Tiyatrosu’nda aldığı ilk maaşla babasına Omega bir saat hediye almıştı...’

Maaşı 320 liraydı o sırada...

Hediye aldığı saat ise 290 lira...

Babası öldükten sonra, ilk maaşıyla hediye aldığı Omega saati babasının kolundan çıkardı, kendi takmaya başladı...

“Saati taktığımda babamı yanımda hissediyorum” diyordu...

Saat gibi bir konuda daha babasını yanında hissediyordu...

Babası gibi “içiyordu...”

Yıllarca onun gibi içti; öğleden sonraları bir büyük rakıyı devirerek sahneye çıktığını duyardım Ankara Sanat’ta...

Öyle bir sesi, öyle bir tonlaması, öyle bir sahne performansı vardı ki, ne kadar içse, ne kadar bohemleşse ‘bana mısın’ demezdi...

Kim bilir belki de “Bir de rakı şişesinde balık olabilsem” diyen bir şairi oynamak için gerekliydi onca içki...

Tek başına Orhan Veli oynamak, sahnede seyirciyi diri tutmak, her babayiğidin harcı değildi...

Onun oynadığı tek kişilik oyun “bitmesin” diye dua ederdi seyirci...

Ben izlediğimde yıl 1980’di...

2010’da hala oynuyordu Bir Garip Orhan Veli’yi...

***


“Kaybolmak üzre suya düşen bilezik;

Bak bütün kırışıklıklar silindi sudan

Son saatimde mi uyandım uykudan

Neden boş geçen yıllardan içim ezik?..

Durdu beni ölüme götüren kervan

Eski bir şarkı söyleniyor rüzgarda,

Duydum ki sevmeyi bilen dudaklarda

Benim ilahilerim hala okunan...

Sevgilim... ellerime dokunaraktan

Beni çağıran bir eda var sesinde...

Bu muydu insanlara son nefesinde

Görüneceğinden bahsedilen şeytan?..

Sular çekilmeye başladı köklerde

Isınmaz mı acaba ellerimde kan

Ah!.. Ne olur bütün güneşler batmadan

Bir türkü daha söyleyeyim bu yerde...”

***


Orhan Veli’nin Son Türkü’sünü söylerken, kendi Son Türkü’sünü mü düşünüyordu bilemem...

Bende olan eski bir kaseti var gözlerimin önünde...

Tiyatroyu seyrettikten sonra kendime gelememiştim... Kasetini almış, bi daha bi daha dinlemiştim Müşfik Kenter’i...

O eski püskü kaset hayat yoldaşım oldu yıllarca...

Atina’daki en yalnız günlerimde, hayallerimle umutlarımın, kırıklıklarla medcezir yaptığı saatlerde, evimin salonundaki kasetçalara eski ve üstü yıpranmış silik yeşil kaseti koyardım...

Onun sesi salona yayıldığında, yanıbaşımdaki viskiden bir yudum alır, Atina’daki evde duvarlara bakardım...

Seslendirdiği Orhan Veli’den, seslenen Müşfik Kenter’e yalnızlıkların sanatla raks eden labirentlerinde, bir bütün olurduk hep birlikte...

“Sevgilim... ellerine dokunaraktan

Beni çağıran bir eda var sesinde...

Bu muydu insanlara son nefesinde

Görüneceğinden bahsedilen şeytan?..”

Bir Garip Müşfik’ti sanırsam; o da bizim gibi...

*****


HÜSEYİN AYGÜN’Ü PKK KAÇIRDI MI KAÇIRMADI MI?..

PKK’nın Hüseyin Aygün’e operasyonu bir kaçırma eylemidir...

Bunu farklı okumak hatadır...

Hüseyin Aygün düşünceleri itibariyle ortada duran bir milletvekili...

Söylemleri devletin resmi söylemlerine muhalif...

Zaman zaman, terör örgütünün düşünceleri ve radikal muhalefet çizgisiyle örtüşüyor...

Ancak Hüseyin Aygün’ün böyle düşünmesi, kendisini kaçıranlardan ‘arkadaşlar’ diye söz etmesi, ‘bizi burada unutma’ dediklerini aktarması, kaçırma operasyonunun “düzmece” olduğunu göstermez...

***


Dersimli radikal sol bir milletvekili PKK kendisini kaçırdı ve alıkoydu diye, ‘ülkücü, milliyetçi’ bir çizgi benimsemeyecek, ‘şoven’ laflar etmeyecek herhalde... Sonuçta ister kaçırılma deyin, ister zorunlu misafir etme, olan milletvekilinin istem dışı alıkonmasıdır...

Bu eylem PKK’nın “kendisini güçlü gösterdiği, istediğini alıp istediğini koyduğunu göstererek yaratarak, paralel devlet intibaı yarattığı bir vakıadır...”

PKK güç gösterisinde bulunuyor ve bu eylem, “şükür” denilerek yarattığı algı üzerinde düşünülmeden geçiştirilecek bir eylem değil...

Ancak bütün bu gerçekler, milletvekilinin düzmece bir eylemle “kaçırıldığı” anlamına gelmiyor...

Hüseyin Aygün “kendi geçmiş devrimci çizgisindeki tutarlığı bozmamak adına” konuşmalarda bu üslubu benimsiyor...

O, PKK’lıları açıktan mahkum etmeyince eylem kaçırma eylemi olmaktan çıkıp, misafircilik oyununa mı dönüşüyor yani?..

*****


“HERKES VE HER ŞEY BİR AYNADIR...”

“Yansıtmanızı anladığınızda bir daha dünyayı asla aynı görmezsiniz...

Bu holografik dünyada herkes ve her şey birer aynadır...

Başkalarında hep kendimizi görüyor ve başkalarıyla değil aslında kendimizle konuşuyoruz...

Kabullenip sahiplendiğiniz her gölge, sizin daha çok sevgi, şefkat, huzur ve özgürlük duyguları yaşamanıza olanak sağlayacaktır...

***


Yıllarımızı değişmeyen kilo problemimizle, sigara alışkanlığımızla, zamparalığımızla veya alışveriş bağımlılığımızla mücadele ederek geçiririz...

Sonunda ya başladığımız noktaya geri döner ya da daha kötü bir noktaya gerileriz...

Tekrarladığımız davranışlarımızın, bastırılmış duygularımızdan, başıboş dolaşan utandığımız yönlerimizden -gölgelerimizden- oluştuklarını fark edersek, o zaman problemin köküne iner ve onu açığa çıkarabiliriz...

***


Alışkanlık haline getirdiğimiz davranışlarımızın hepsi, geçmişte yaşadığımız bir ya da daha fazla sayıda olaydan kaynağını alır...

Olaylardan kendimize yargılar çıkartırız...

Bu yargılardan ve yorumlarımızdan sabit fikirler ortaya çıkarlar...

Bu fikirler bizim farklı hissetmemize neden olurlar...

Geçmişteki bir tecrübeden doğan istemediğimiz duygulardan uzaklaşma arzumuz kendimizi daha iyi hissetmemiz için bizi başka yollar bulmaya teşvik eder...

Böylece kendi kendini sabote eden duygular doğmuş olur...”

(Debbie Ford’un Kendimiz, Başkaları ve Dünya ile Barışık Olmak isimli çalışmasından)

DİĞER YENİ YAZILAR