Bu konuya girmeyeyim, zamanında yeterince girdim diyorum, kalemimi durup durup geri çekiyorum...
Koskoca Kültür Bakanı, üstelik CHP’den uzun yıllar milletvekilliği var, siyaset tecrübesi, bakanlık deneyimi bir siyasiyi bir kulüple “harala gürele kavga ettirmez” diyorum, kendi kendimin müsekkini oluyorum...
Rıdvan Akar muhteşem bir yazı kaleme alıyor, “hadi” diyorum yine kafanı topa uzatma...
Belki de Ertuğrul Günay “Benimle güç savaşı yapmayın” demek istiyor, savaş yapma sakin sakin bekle, adalet yerini bulur diyorum...
Diyorum fakat, “Adalet bir türlü yerini bulmuyor...”
Mesele Beşiktaş’ın Dolmabahçe’de kalbi sayılan İnönü Stadı’nın durumu...
Ertuğrul Günay, Murat Çelik arkadaşımıza “Eğer yeni bir stat inşa edilmesinde ısrar ederseniz, Dolmabahçe’de Osmanlı döneminde varolan Has Ahırlar geri gelsin diyenlerin yanında yer alırım...” şeklinde konuşuyor...
Cumhuriyet Halk Partisi kökenli bir Kültür Bakanı, “Cumhuriyet tarihinde inşa edilen Dolmabahçe Stadı’nı üstüne biraz daha gelirseniz yıktırıp, Osmanlı dönemindeki Has Ahırları yerine yeniden inşa ettiririm” demeye getiriyor...
Ertuğrul Günay Dolmabahçe’ye bu ahırların yeniden yapılması konusunda neden bu kadar ısrarlı bilmiyorum...
Osmanlı’daki her şey İstanbul’a yeniden yapılacak mı, her şey onlar yapılsın diye yeniden yıkılacak mı onu da bilmiyorum...
Eski bir sosyalist, eski bir aktif CHP’li milletvekili ve bugün Cumhuriyet’in Bakanı “Osmanlı Ahırı’na gösterdiği özeni, Cumhuriyet tarihinde inşa edilen Türkiye’nin en eski ve köklü kulübünün stadına niye yıkma gerekçesi yapar” bunu da çözemiyorum...
Acaba o stadın adı İnönü diye mi o statla hesaplaşıyor Ertuğrul Günay Bey?..
Bilmiyorum...
“Orada Osmanlı’nın Has Ahırı vardı, İnönü Stadı yıkılmalı” diyebilmek, eski bir sosyalist ve CHP milletvekili için nasıl bir ruh halini yansıtıyor acaba?..
Tarih yazıyor...
Tarih bunu da yazıyor elbette Ertuğrul Bey!..
ORHAN PAMUK’A MEKTUPLAR (3)...
KADIN İNTİKAMLARI ERKEĞE ÇEKİ DÜZEN VERDİRİR...
Güzel ve çekici bir kadınla, bir erkeğin ilişkisinin bitmesiyle başlayan hesaplaşma, kadının saha ve seyirci avantajıyla başlar...
Bu hesaplaşmanın ilk günlerinde her şey kadından yana gözükür...
İlk günlerde herkes “güçlü olduğu farzedilen erkeğin bir hatasını” arar ilişkide...
Kadının bu konuyu ima eden her sözü manşetlere çekilir...
İlişkideki her tartışma, her kavga, her küsme ve barışma, “erkeğin manevi şiddetine” delalettir...
Aksi düşünülemez...
Erkek kadına maddi şiddet uygulayacak kadar azgın değilse mutlaka manevi şiddet uygulamayı denemiştir...
Öyle söylenir...
Kadının intikamını manşete çeken, güç sahibi erkekler bir gün bu olayların aynısının “kendi başlarına geleceğini” hiç düşünmezler...
Sorunsuz giden ilişkide “melek” gibi olan kadının, gün gelip intikam almaya kalktığında neler yapabileceğini akıllarına bile getirmezler...
“Yok canım benimki öyle şeyler yapmaz” diye düşünürler...
Oysa bu manşetleri atan, “kıskandıkları adamdan gizli gizli intikam alan erkeklerin” hepsinin başına bir süre sonra yazdıkları olayın aynısı “tesadüfen” geliverir...
Başlarına aynı olay geldiğinde, ne yapacaklarını şaşırırlar...
Güçlerinin hiçbir işe yaramadığını anlarlar...
Çaresiz bir şekilde en yakınlarındaki gazetecilerden medet umarlar...
En sıradan kadın, en güçlü görünen erkeği doğduğuna pişman edecek kadar güçlüdür...
Güçlü erkek böyle durumlarda damdan düşmüş gibi afallayarak “yandım Allah” diyecektir...
O zaman bir kısmı Orhan Pamuk ya da benzer durumlarda başkalarına yaptıkları “haksızlığın”, bir süre sonra kendi başlarına iadeli taahhütlü geri döndüğünü fark edeceklerdir...
Evrende yapılan her şeyin iyi veya kötü bedeli mutlaka ödenir...
Karmik bir yasadır bu...
Kadın intikamının esas sonucu “erkek üzerindeki etkisidir...”
Kadın intikamı, erkeğin başına durup dururken gelmez...
Mutlaka bir mazisi vardır...
İntikam geldiğinde, evren erkekten sürdürmekte olduğu bir davranış modelini değiştirmesini istemektedir...
Deyim yerindeyse kadın intikamları kanalıyla evren erkeğe “ayar verir...”
Kadına bakışını ve davranışlarını değiştirmesini, ayakları yere daha sağlam basan bir tarz benimsemesini mesajlıyordur...
Kadın intikam alıyorsa, erkeğin; kadınlarla ilişkisinde mutlaka değiştirmesi gereken temel bir davranış biçimi vardır...
Evren ondan kadınlarla ilgili bir anlayış biçimini değiştirmesini istiyordur...
Çok ünlü bir dostum “bütün kadınlarla aynı şekilde başlayan ve biten” ilişkiler yürütüyordu...
İlişkilerin başında “büyük bir aşk yaşıyor, sonra evleniyor, evlilikle bu aşk bir süre devam ediyor sonra çapkınlıklara başlıyor ve evlilik bitiyordu...”
Bütün evliliklerin bitişinde kadınlar kendisinden astronomik taleplerde bulunuyor ve o her seferinde kendisini “kullanılmış ya da tongaya düşürülmüş” hissediyordu...
Ona, kadınlarla ilişkilerindeki sorunun esas yönünün kendinde olduğunu fark edip fark etmediğini sordum...
Çok zeki bir kişiydi...
“Elbette farkındayım” dedi...
“O zaman bu ilişki biçimindeki temel anlayışı değiştirmek senin elinde... Onlara bakışını ve davranışını değiştirirsen kadınların da seni kullanması hali ortadan kalkacak...” dedim...
Anlamıştı ne dediğimi, fakat davranış biçimini değiştirmek istemiyordu...
Bize sonunda mutsuzluk veren davranış biçimlerinden kurtulmak istediğimizi söyleriz fakat aslında onlardan kurtulmak istemeyiz...
Çünkü mutsuz olduğumuz şeyler aynı zamanda bizi mutlu eden şeylerdir...
Mutlu olduğumuz tarafların diğer yüzü, bizi mutsuz eder...
Karşımızdaki kadına sahip olmak ve ona her istediğimiz yaptırmak bizim mutluluğumuzdur...
Bunun bedeli onunda da bizden “her şeyi istemesi”dir...
Onun bizden bir şey istememesi için, bizim de ondan bir şey istememiz gerekir...
Bunu hiçbir erkek kabul etmez...
Kendisi her şeyi isteyip, karşısındakinin ondan çok fazla şey istememesini arzu eder...
Sonuçta kadın intikamları erkek için sonsuz derecede hayırlıdır...
Erkeğe ayar verir...
Erkek eğer gerekli sonuçları çıkartabilirse o intikamdan, kadınlarla ilişkilerinde yeni bir pencere açar...
Aksi halde erkeğin, kadınlarla müzmin sorunları, fasit bir daire biçiminde devam edecektir!..

