Bisiklet sporuna korsan teşvik sloganı; “mutluluk iki bacağınızın arasında...”

Haberin Devamı

Dün öğlen, sevgili Ufuk’un ölüm yıldönümü nedeniyle katıldığım anma yemeğinin bitiminde Cengiz’le (Semercioğlu) Bebek’te Faruk Bayhan’a rastlıyorum...

Mustafa Denizli için bir deyim vardır...

-“Üç Büyük kulübün üçünde de hocalık yaptı... Şampiyonluklarına tanık oldu...” denir...

Faruk Bayhan da öyledir;

Bir zamanların “Dört Büyükler” olarak adlandırılan “SHOW, Kanal D, ATV, Star” televizyonlarının üçünün genel müdürlüğünü arka arkaya yaptı Faruk Bayhan...

TRT’den SHOW’a transfer olmuştu...

Yıllarca SHOW’un genel müdürlüğünü yaptı ve tantanalı bir transfer sonucu Kanal D’ye geçti...

Kanal D’deki uzun genel müdürlüğünden sonra, bu kez STAR’ın genel müdürü olarak bu kanala transfer oldu...

Dürt büyüklerin üç büyüğünde arka arkaya genel müdürlük yapmak, adınız Faruk Bayhan’sa mümkün olabilirdi...

***


Yıllar önce, Fransa’nın Cannes kentinde televizyon fuarında, stand’da duran yabancı film satıcıları, İngilizcesi vasat ölçülere zor yaklaşan olan bir televizyon genel müdürü gördüler...

Faruk Bayhan’dı o genel müdür...

Yabancı filmlere bir başından, bir ortasından bir de sonundan şöyle bir bakıyor ve filmleri ona göre seçiyordu...

Dilini tam anlamadan, baştan, ortadan ve sondan iki dakikalık izlemeyle, bir televizyoncunun o filmin kanalında tutup tutmayacağını nasıl anladığını merak etmişti stand’dakiler...

-“Filmde rating alacak noktalar, diyaloglardan ve uzun izlemelerden anlaşılmaz ki...” diyecekti Bayhan...

Aldığım filmler, genel müdürü olduğu kanalları hep birinci yaptı yıllar yılı...

***


İşte o Faruk Bayhan iki laf etmek için oturduğumuzda şap diye manşetlik soruyu sordu:

-“Bugünkü Habertürk gazetesinde, Bisiklet Federasyonu’nun reklamını gördün mü?..”

-“Hayır...” dedim...

Aslında bir süredir bir reklam tartışması olduğunu duyuyordum...

-“İlanda ‘Türkiye Bisiklet Federasyonu’; demişler, üstte de bir slogan atmışlar:

‘Mutluluk iki bacağın arasında...’ diye... Hiç böyle rezalet gördünüz mü?..”

Oturduğumuz kafeden gazeteyi istettik...

Durum aynen Faruk Bayhan’ın söylediği gibi...

Katıla katıla gülüyordu ve söyleniyordu;

-“Böyle rezalet olur mu?..”

***


Akşam saatlerinde Türkiye Bisiklet Federasyonu Başkanı’nın açıklamasını okudum...

-“Bizimle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir sloganla ilgili bütün hukuki işlemleri yaptık ve yapıyoruz...” diyordu...

Habere göre, Bisiklet Federasyonu’na muhalif grup bunu sosyal medyada yayıyordu...

Gazetelerde nasıl yayınlatmayı başarıyordu bu korsanlar, orası tam bir muammaydı...

***


Türkiye’de güya bisiklet sporunu teşvik amacıyla, korsan ilanlar çıkıyordu... -“Mutluluk iki bacağınızın arasında...” diye...

Zavallı Ersin İmer...

TRT’de yıllar önce, bir Cumartesi gecesi geç saatte sunduğu Hava Durumu’nu, kar ve tipiye referans yapıyormuşcasına;

-“Donsuz geceler diliyorum sevgili seyirciler...” diyerek bitirmişti...

TRT hayat boyu bir daha ekran yüzü göstermemişti Ersin İmer’e...

TRT’de program yaptığım sırada Ankara’da televizyon haberleri odasında bir tarafına “inme” inmiş halde görmüştüm Ersin İmer’i... İçim burkulmuştu...

Çocukluğumun ünlü spikeri ekranlardan uzak, bir masada daktilonun tuşlarına yavaş yavaş vurmaktaydı...

Küçük bir masada gencecik muhabirlerin arasında hüzünlü hüzünlü kam spiker yazıyordu...

Tek bir espri bütün bir meslek hayatını yok etmiş, bir daha ekran yüzü görmemişti... O üzüntüyle öldü gitti rahmetli...

Yüzü ironi saçan gözleri hala gözümün önünden gitmiyor...

Rahmet...

*****


7 YIL ÖNCE KAYBETTİM SENİ...

İnsan hayatında hiç unutamadığı dostları, arkadaşları vardır...

O arkadaşlar, bütün bir meslek yaşamı boyunca, zorunlu bir rekabete rağmen arkadaş olarak kalabilmişlerse, dostluğun kıymeti daha bir fazla oluyor...

Delice bir gazetecilik rekabeti bile, dostluğu bozmuyorsa, ona başka bir anlam atfediyor insan...

***


Ufuk Güldemir benim hayatımda, mesleğe ilk başladığım günden beri, doğal ve zorunlu rekabet halinde olduğum ve bu şartlar altında bile hiç bozulmayan dostluğuyla hayatımın en kıymetli dostlukları düzeyine gelen bir arkadaşımdı...

7 sene önce dün kaybettim onu...

Üç gün önce kardeşi Şafak ve son yayın yönetmeni Melih Meriç, beni ve dostlarını İstanbul Teknik Üniversitesi’nde açtıkları Ufuk Güldemir Yaban Hayatı Müzesi’ne anma yemeğine çağırdı...

***


Salona girdiğimde masada yemek yiyen dostlarına baktım Ufuk’un...

Türk medyasının son 30 yılının krem de la kremi olan “ağır topları” oradaydı...

-“Bunca adamı, ölümünden 7 yıl sonra toplasa toplasa ancak Ufuk toplayabilir” diye geçirdim içimden...

İki arkadaş olarak başladık...

Bir günden bir güne; “hangimiz daha üstün” demeden, arkadaşlığımızın dünya sahnesindeki perdesini dostça ve kardeşçe kapattık...

İkinci perde öteki dünyada açılacak elbette...

Masaları görseydi, ki yukarıdan görmüştür;

-“Ufuk Güldemir’e bu yakışırdı” derdi...

Bugün yaşasaydı, mutlaka ne dediğine yine bakılan ve herkesi ne diyeceği konusunda meraklandıran bir gazeteci olurdu...

Nur içinde yat...

*****


KATILAMADIĞIM KRİSTAL FARE ÖDÜLLERİ...

Medya Faresi’nin televizyon ve sanat dünyasına verdiği Kristal Fare ödülleri vardı dün gece...

Geçen yılkinde Meryem Uzerli’ye vermiştim En İyi Kadın Oyuncu ödülü’nü...

Bu yılkine katılamadım...

***


Televizyondan epey uzak kaldım galiba...

Kendisinden ve hatta ödüllerinden...

Medya Fare’si ve Kristal Fare’yi yaratanlara nice başarılar...

Göz nuru ve alın teriyle geldiler bugünlere... Öyle de gidecekler...

*****


“FRANSA’DA DOĞDU... TÜRK BAYRAĞINI ÖPTÜ... HELAL OLSUN SANA... PASCAL NOUMA...”

Türk bayrağının Diyarbakır’da “indirilmesi olayını” yazsam, “bu bir provokasyon” desem, derin güçler, derin projeleriyle “bana operasyon çekecekler...”

-“İmralı zabıtlarının kamuoyuna sızdırılması barışa yönelik provokasyondur...” demiştim de, beni sindirebilmek için hemen arkasından, “ajan provokatör derin bir operasyon” çekmişlerdi bana...

***


Onun için Diyarbakır bayrak olayına “barışa yönelik çok ince bir provokasyon” falan demeyeceğim bu kez...

Derdime dermanı bizim Pascal Nouma söylüyor...

Twit atmış Türk bayrağını öptüğü resmiyle beraber...

-“Bu ülkede yaşıyorsan ülkeye ve değerlerine saygı...” diyerek...

Bu ülkedeyi; “bir ülkede” diye revize edebiliriz...

Hangi ülke olursa olsun o ülkenin bayrağına ve değerlerine saygıyı içeriyor Pascal’ın mesajı...

***


Yazının finali onun için söylenen tribün şarkısının yeni biçimidir;

-“Fransa’da doğdu...

Türk bayrağını öptü..

‘Yaşadığın ülkenin değerlerine saygı’ dedi...

Helal olsun sana...

Pascal Nouma... Pascal Nouma...”

DİĞER YENİ YAZILAR