Bir mucizenin öyküsü... Kızıma mektup yazmıştım; kardeşini alıp dünyaya geldi...

Haberin Devamı

Ali Taran’la, Ayşe Özyılmazel’in ayrılığına 2006’da çıkan ikinci kitabımdan bir yazı seçmiştim dün...

Köşenin editörü kardeşim, kitabın resmini dün köşeye koydu...

“Mina’ya Mektuplar” yazıyor kitabın üzerinde...

Ne kadar iyi hatırlıyorum o kitabı yazdığım günleri...

Yardımcım Güldal, Sabah gazetesindeki yazılarımı derlemişti...

Kitap için konsept belirleyip, yeni yazılar yazmaya koyulmuştum...

Mina’ya Mektuplar olacaktı kitabın ismi...

Köşe yazılarına başladığımdan beri, arada bir mektuplar yazdığım meçhul ‘kadın’ın ismiydi Mina...

Var mıydı Mina isminde bir kadın?..

Hayır...

Mina isminde bir kadın yoktu...

Bir veya birkaç kadın karakterinin birleşimi olabilirdi, fakat Mina isminde bir kadın yoktu hayatımda...

***


Oysa şimdi fark ediyorum ki o günlerde “yaşamaya başlamıştı” Mina...

Canlı dediğiniz kişi, aslında anladığımız anlamda “canlı” olmadan, önce “düşünce boyutunda” varolur...

Düşünce evrene enerji biçiminde yayılır...

Uzun ve karmaşık bir sürecin sonunda evrene yayılan enerji, “bir mucize olarak size döner...”

Kitabı yayına hazırladığım tarih 2006 Mayıs’ıydı...

Ortada ne Mina, ne de Mina olacak bir çocuk planı mevcuttu...

Ne ilginç!..

Kitabın yayınlandığı sıralarda, hiç hesapta olmayan bir şey oldu ve ben ünlü bir şarkıcıyla bir gönül ilişkisine yelken açtım...

Hiç tahmin edemeyeceğim saldırıların altında kaldım...

Değil bir çocuk yapmak, bir gönül ilişkisini götürebilecek ortam yoktu...

Mina’ya Mektuplar kitabı, o cenderenin ve hayhuyun ortasında kaybolup gitmiş gibi görünüyordu...

Öyle bir kampanya yürütülüyordu ki hakkımda, yazı yazdığım Sabah gazetesinden bile ayrılıp Vatan’a geçmiş, televizyon programlarını kesmiştim...

***


Sonra başka bir dünyaya yelken açtım...

O birlikteliğim altı yedi ay sonra sona erdi...

Yalnız günler, dünyayı dolaştığım seyahatlerle hayatım çeşitlendi...

Bir gün...

Mina’ya Mektuplar’ı yazdığım günlerde hiç karşılaşmadığım bir kadından üç yıl sonra Mina’nın babası oldum...

Mucize gibi bir şeydi...

Mina, babasının üç yıl önce ona mektup yazdığını duymuş, hissetmiş, harekete geçmiş ve dünya güzeli bir kız bebek olarak dünyaya gelmişti...

Yanına bir de erkek kardeş alarak...

***


“Doğada her şey birbiriyle ilintilidir” diyor Deepak Chopra...

“Ve her şey birbirine bağlıdır...

Dağ faresi yeryüzüne çıktığında biliriz ki artık bahardır...

Kuşlar belli mevsimlerde belli yörelere doğru göç ederler...

Doğa bir senfonidir ve bu senfoni sessizce yönetilir...

İnsan bedeni bu senfoninin güzel bir örneğidir...

Sınırsız düzenleyici gücü olan bu kozmik bilgisayarın sizin için çalışmasını sağlayabilirsiniz...

Sadece ve sadece niyetinizi ortaya koyarak sınırsız ilişkileri harekete geçirebilirsiniz...

‘Niyet’ doğmak isteyen saf potansiyelin, çabasını, spontane, engelsiz akışının temelini oluşturur...

Dikkat edeceğiniz tek nokta niyetinizin insanlığa faydası olması gerektiğidir...

Tek başına arzu zayıftır...

Arzu sadece sonuca bağlı bir ilgi ve dikkattir...

Niyet ise evrenin tüm diğer yasalarına sıkı sıkıya bağlı bir arzudur...

Niyetiniz gelecek içindir...

Dikkatiniz ise şu an...”

***


Mina doğumundan üç yıl önce, “müstakbel babasının adına yazarak evrene yolladığı bir mektupla, dünyaya gelmek üzere harekete geçti...”

Yanına kardeşini aldı...

Poyraz’la beraber hayatıma girdiler...

O mektubun üzerinden altı yıl geçti...

Şimdi Mina’yla Poyraz bu hafta üçüncü yaşlarını dolduruyorlar...

Hayat bir mucizedir...

Eğer niyetinizi iyi tutar, sevginizi esirgemezseniz...

*****


GALATASARAY’IN ŞAMPİYONLUK ŞANSI DAHA FAZLA...

Geçen hafta Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin bitiminde yorumumu alırken Vatan Spor’daki arkadaş şöyle sordu:

- “Bu sonuçtan sonra ipler Fenerbahçe’nin elinde diyebilir miyiz?..”

- “Hayır” dedim, “Şampiyonluğun en büyük favorisi Galatasaray... Şampiyonluğa en yakın takım Galatasaray... Çünkü şampiyonluğu en fazla Galatasaray istedi bu sezon... Hırslarını akıllarının önüne geçirmezlerse Galatasaray hala en büyük aday...”

***


Bu sözleri söylediğimde Galatasaray Arena’da Fenerbahçe’ye yenilmiş, puan farkı ikiye inmiş, ezeli rakibine kendi sahasında kaybettiği için büyük demoralizasyon yaşıyordu...

Fakat Galatasaray’ın havası, inancı, takım ruhu en derin yenilgiye rağmen, en güçlü takım olma özelliğini muhafaza ediyordu...

Fenerbahçe de şampiyonluğu çok istiyor biliyorum...

İki kupayı birden Aziz Yıldırım’a götürmek istiyorlar...

Ancak Fenerbahçe’ninki yoğun istek...

Galatasaray’ınki ise sezon başından bu yana gelen bir niyet...

Aradaki fark Galatasaray’ı şampiyon yapacak gibi geliyor bana...

*****


GÜNÜN ANLAMLI SÖZÜ

PARA, MEVKİ VE MÜLK...

“Bu zamana kadar insan olarak evrimimizin büyük bir kısmı fiziksel, dışsal olana yoğunlaşmak üzerineydi...

Her şey toplama ve biriktirmeyle ilgiliydi...

Baskın değerler ‘en çok kazanan’ ‘en ünlü olan’, ‘en büyük servete sahip olan’, ‘başkalarının üzerinde en fazla güç kullanan’ kimse olmuştu...

Bu değerlerden hareketle, oyunun adı ‘güçlü olan hayatta kalır’ haline gelmişti...

Her şey rekabetle ilgiliydi ve hepimizin kazanabileceği kadar çok sayıda yarışın olmadığına inanırdık...

Ancak bu felsefenin bize daha artık bir yararı bulunmuyor...

Bu durum yetersizlikten kaynaklanır...

Ve yetersizlik düşüncesinin altında korku vardır...

Dışsal dünyada yaratmayı düşündüğümüz şeyin bizim için asla yeterli olmadığını düşünürüz...

Böylece bir kısır döngünün içine gireriz...

Yeterli olmadığımızı hissederiz ve asla mutlu olamayız...

***


Zihin dış dünyada güç sahibi olmak ister...

Bu da dünyevi denebilecek para, mevki ve mülk gibi şeyleri içerir...

Dış gücün sorunu ‘gelip geçici’ olmasıdır...

Paranızı, mevkinizi ve mülkünüzü kaybettiğinizde gücünüzü de kaybedersiniz...

Eğer kimliğiniz bunlara bağlıysa, onları kaybettiğinizde gücünüzü de kaybedersiniz...

Kimliğiniz bunlara bağlıysa, onları kaybettiğinizde kişiliğinizi de kaybedersiniz...

Her şeye değecek tek güç, içinizden gelen esas güçtür...

Robin Sharma...”

DİĞER YENİ YAZILAR