Erhan Kardeş; bana saydırıp duruyor...
17 yıl önce haberde insanları hakir gören “Süt dökmüş kediye döndüler ifadesini ben yazmadım...” diyor...
Önceleri kimin yazdığını söylemiyordu...
Şimdi kimin yazdığını söylemeye başlamış...
Neden bugüne kadar açıklamadı, 17 yıl bekledi hiç anlamadım...
Neyse...
Olayı daha açık anlatayım;
İnsanları hakir gören, haberci gibi yazılmamış, haber gibi çıkmamış bir metindi o metin...
Antalya’da kendi açıklamış bir söyleşide haberin metnini;
- “Molla kılıklı kişiler eylem öncesi asker kesildiler... Eylem bitince süt dökmüş kediye döndüler...”
Savunulacak, ‘yanlışlıkla oldu’ denilecek, bir ifade değil bu ifade...
Canlı yayında bu ifadeyi vtr’de dinleyince, beynimden vurulmuşa döndüm...
Herhangi bir kelime yanlış kullanılsa, ‘kelimeyi yanlış kullandık özür diliyoruz’ derdik...
Fakat bu cümle bir “haberci”nin kullanabileceği ve düzeltebileceği bir cümle değildi...
- “Molla kılıklı adamlar asker kesildiler, polisi görünce süt dökmüş kediye döndüler”, cümlesi “çok kötü anlamlara çekilebilecek bir ifadeyi çağrıştırıyordu...”
“Molla kılıklı adamlar...”
Ne demekti molla kılıklı adamlar?..
Molla mıydılar değil miydiler?..
“Molla kılıklı adam” benzetmesi ne demekti?..
Bir haberci, molla kıyafeti giyen kişilerin molla olmadığını düşünüyorsa, “molla kıyafeti giymiş insanlar” ifadesi kullanırdı...
“Molla kılıklı adamlar” diye “aşağılayıcı” ifadeler kullanmazdı...
Erhan önceki gün haberin şöyle devam ettiğini söylüyordu;
- “Molla kılıklı adamlar, eylem öncesi asker kesildiler... Eylem bitince süt dökmüş kediye döndüler...”
Eksik hatırlıyordu...
“Eylem bitince” değildi o ifade...
Mealen;
- “Eylemleri polis tarafından dağıtılarak bittiğinde...”
Böyleydi haber;
Eylem kendi kendine bitse, neden süt dökmüş kediye dönsünlerdi, kendi eylemlerinde adamlar?..
Bir haberci Aczimendilerden yana veya Aczimendilere karşı olabilirdi;
Bir haberci o sırada onların temsil ettiği “İslamcı profil”den yana veya onlara karşı da olabilirdi; fark etmezdi...
Ancak haberci kimselere “süt dökmüş kediye döndü” ifadesi kullanmazdı...
Bu ifade bir yorum belirtmiyordu...
“Haberle ilgisi olmayan bir tasvir” içeriyor ve hiç hoş durmuyordu...
O metni başkasının yazdığını ve bürodaki sorumlu diğer arkadaşın da onaylayıp, İstanbul’a gönderdiğini söylemeye iki gün önce başladı ilk kez Erhan Kardeş...
17 yıldan farklı olarak haber metnini birisinin daha okuduğunu söylüyor ve onun da ismini seslendirmeye başlıyordu...
Erhan Kardeş’e göre, kendisi sadece montaj yapmış, buna karşın iki farklı kişi haberi yazmış ve onaylamıştı...
- “Haberi ben yazmadım, biri yazdı, öteki onayladı sadece montajını ben yaptım...” diyordu...
Sonra ise ondan hiç beklemediğim bir davranış geliyordu...
- “Haberin seslendirmesi benim değil... Haberin üzerinde imzam yok...” demeye başlıyordu aniden...
Oysa öyle demiyordu nedense bugüne kadar...
Haberi başkalarının yaptığını söylüyor fakat imzasının olmadığını söylemiyordu...
Ne değişmişti acaba?..
Şimdi SHOW Haber’in bütün arşivleri elindeydi...
O haberler de elinde...
Bir şey mi olmuştu acaba haberlere?..
KJ’li yayın bandını,yani isimlerin yüklendiği esas yayın bandını açıp niye göstermiyordu bizlere?..
SHOW Haber onun elinde değil miydi?..
Arşivleri her şeyi?..
Ne güzel bir tesadüf her şey onun elindeydi?..
Bir şey mi olmuştu da “haberde bir anda imza”sının olmadığını hatırlayıvermişti bilmiyorum?..
Oysa; 10 Eylül 2013’de; olayları bütün yaşananlarıyla anlatan bir yazı yazmıştım...
Hiç itiraz etmemişti söylediklerime...
Tweet atmıştı üstelik...
- “Bu kadar yıl sonra bu yere gelince sesimi duyurabildim... Kovulana kadar ekmeğini yedim... Sağol varol...” diye...
Yazıyı doğru yazmış insanlara bu tweet atılırdı, yanlış yazanlara değil...
13 Eylül’de attığı tweette, “nihayet sesimi duyurabildim ekmeğini yedim sağol varol” diye bitiyordu...
Sesini yanlış duyurmuş olsam, niye “sesimi nihayet duyurdum, ekmeğini yedim sağol varol“ ifadesini kullanıyordu da, şimdi o ifadeler yanlışmış gibi bir değişikliğe gidiyordu?..
Bir ay sonra ne oluyordu da aniden değişiyordu?..
Ben haber 28 Şubat’ta mağdur olduklarını söyleyenleri taa o gün “mağdur” bıraktığı için, “haberden dolayı yayında özür diliyordum milyonlarca insandan SHOW Haber adına...”
Üzerinden 17 yıl geçtikten sonra bugün değil, o gün o insanların mağdur edildiği günlerde...
Bugün o mağduriyetlerin hesabı soruluyor...
O gün sorulmuyordu...
O gün kimsenin “yapmadığını, ya da yapmak istemediğini, cesaret etmediğini ya da etmek istemediği bir şeyi” yapıyordum...
Sırf “habercilik ve insanlık ilkesine uygun görmediğim için...”
Ne İslamcı’ydım...
Ne İslamcılar’dan ya da “İslamcı gibi gösterilen Aczimendiler’den yana...”
Oysa Erhan; çelişkili şeyler söylüyordu:
- “Böyle bir haberin yayınlanmış olmasından dolayı özür dilediğimi söylerken, haberi yapan Erhan Çelik’in artık çalışamayacağını” ifade ettiğimi belirtiyordu...
Oysa ben Erhan Çelik ismini kullanmazdım ki normal şartlarda...
“Yapan muhabir” diyebilirdim ancak...
Çünkü ben onu tanımıyordum...
Onun yaptığını o sırada iki saniye içinde canlı yayında bilemezdim ki...
Onu tanımıyordum ki onunla alıp veremediğim bir şey olsun ya da durup dururken onu sorumlu tutayım?..
Ankara’da, uzağımda olan, fazla bir çalışma süresi geçmemiş bir arkadaş hakkında ne bilebilirdim ki?..
Ben o haberin o sırada onun tarafından yazıldığını ya da montajlandığını bile bilmiyorum...
Canlı yayındaydım...
Bant bitiyor ve biter bitmez konuşuyordum...
Doğru söylemiyordu...
Söylediklerin pratik olarak doğru olması değildi...
Bir taraftan yeni haberin anonsunu okumaya hazırlanıyor; bir taraftan da, muhabirini bilmediğim haberden dolayı özür dilemeye çalışıyordum...
Onun adını öğrenip de kullanmaya vaktim bile yoktu...
Yayının “KJ’li isimler bindirilmiş olan yayın bandı” bunu açıkça gösterirdi...
Ne büyük bir şans ki bantların hepsi bir süredir onun elindeydi...
SENİN İÇİN İSTİKBAL OLAN BENİM İÇİN MAZİDİR KARDEŞ...
Bu tartışma Erhan Çelik kardeş tarafından nedense tam da bugünlere denk düşüyor...
Erhan Kardeş’in sanırım görmediği bir şey var...
1) Benim 17 yıl önce mağdur oldukları için, “yayında insanlardan özür dilediğim olay”, o günlerde mağdur edildikleri için, bugün hakkını arayanların olayı...
2) 17 yıl sonra değil, her şey o insanların temsil ettiği şeye karşıyken dilenen bir özür olayı...
3) O gün o şartlarda, “haber merkezimdeki bir hatayı canlı yayında gördüğümde” bu tepkiyi veriyorum...
Konjonktür o günlerde hiç gerektirmediği, tam tersine elverişli kıldığı halde...
4) O gün “milyonlarca insandan yayın adına dilediğim özür” benim “yayıncılık onurum ve gururum...”
5) Erhan Kardeş ise ilginç bir şekilde;
Haberi kendisinin yazmadığını söylüyor;
Haberi yazıp, eline tutuşturduğunu söylediği kişilere değil, veya aynı haberi onaylayan kişilerle de değil, “haberin SHOW Haber’de yayınlanmasından canlı yayında özür dileyen kişiye” hesap sormaya çalışıyor...
Niye acaba?..
İnsan önce kendisinin yazmadığını söylediği haberi; kimin yazdığını anlatmak için bir çaba gösterir...
Bu “etik dışı” haberi “senin haberin olduğunu söyleyen kişilere değil” haberin yayınlanmasının özrünü dileyen kişiye yönelik hale getirmek bir hedef saptırarak “iftira” girişimi değil mi?..
6) Eğer bir sorun ve dava varsa, KJ’siz olan yayın bandı değil; KJ’li canlı yayın bandında onun imzası olan haberin bir davası sözkonusu olabilir...
Ortada “hiçbir habercinin kaleme almayacağı” ifadelerin yazıldığı bir haber var çünkü?..
Bu haber sadece yazılmamış, üstelik yayınlanmış...
İnsanca davranılmaya çalışılarak, o gün “izleyicilerden özür dilenmiş, bugün değil...”
7) Bu 28 Şubat mağdurları davası değil ki... Tam tersi o gün mağdur edilenlerin, canlı yayında mağduriyetini önleme çabası...
Madem Erhan Kardeş mağdurdu, 17 yıl niye bekledi, “gerçek sorumluları söyleyip, hesap sormak için?..”
Niye hiç bir şey yapmadı?..
8) O günlerde her şey müsaitti, o günkü rüzgarlar “benim özrümden yana değil, haberin o halinden yana esiyordu...”
9) Neyse Erhan;
- “Haberciliğin a’sını Ufuk Güldemir’den öğrendim, z’sini ise Reha Muhtar’dan” diyor...
Ufuk benim hayatta çok yakın bir meslektaşım ve kardeşimdi...
En yakınları vasiyetinde beni “hayatta en çok güvendiği birkaç meslektaşından” biri olarak söz ettiğini söylediler...
“Ölümünün acısı bunu duyunca daha katmerlenmişti içimde...”
- “Bunu da mı yazdı vasiyetine?..” diye geçirmiştim içimden...
Onunla Erhan ne zaman çalıştı bilmiyorum...
Ufuk’un yakınları da bilmiyor...
Ama söyledikleri doğruysa, gerçekten çalıştıysa; Ufuk’la aynı alfabede a ve z’de olmak benim için hiç fark etmezdi ki...
Aynı alfabede olmak yeter de artardı bize...
Kaldı ki ben Erhan’a, mesleki hiçbir katkıda bulunamadım maalesef...
Alfabeye koyması bile jesti olmuş...
O geçmişinde benim yüzümden mağdur olduğunu düşünen bir küçüğüm...
Doğru veya yanlış fark etmez...
Benim bıraktığım haber merkezinde başarılı olsun dilerim...
Onun için istikbal olan, benim için mazidir çünkü...

