Bir gençlik hikayesi...

Haberin Devamı

Dışarıda arkadaşlar ölüyor; Okulda ‘forumlar yapılıyor’ kavgalar çıkıyordu...

Herkes herkese şiddet uyguluyordu...

Okuldaki öğrenci yönetimi, antagonist (uzlaşmaz) varsaydığı fraksiyonlara...

Okulun dışında nöbetleşen polis, forum, boykot, slogan atmaya meyyal gruplara...

Dekanlık ve yönetim; okulda direniş ve pullama yapmaya çalışan “devrimci tavırlara!..”

***


O kadar çok çevreden, o kadar çok devrimci, karşı devrimci, faşist, sosyal faşist, goşist, revizyonist şiddet ve baskı yapıyordu ki;

Anayasa Hocası derse girdiğinde, kurtarıcı gibi sarılmıştı ona yüreğim...

Tatlı ve yumuşak anlatırdı, “hukukun üstünlüğünü”, Bahri Savcı...

Toplumsal her sınıfın...

Ülkedeki her kesimin...

Vatan toprağında yaşayan her inancın...

Herkesi kapsayan “hukuk” diye bir kavramı bulunduğunu anlatırdı...

Hukuk yasaların üstündeydi...

Kimselerin ona uzanamayacağı, erişemeyeceği bir yerlerdeydi...

Dışarıda Siyasal’ın yeşilliklerinde savaş vardı...

Kapının hemen dışında koridorda ise şiddet...

Buna karşın onun yüzünde; bütün bu ahval ve şeraitten etkilenmeyen barışçı bir eda...

“Hukuktan vazgeçmeyen bir ‘insani feda’ vardı...”

***


Rehabilitasyonu, psikanalizi andırırdı; konuşmaları Anayasa Hocası’nın...

Birinci sınıfın ikinci sömestrinde bir ilaç gibi gelmişti...

Hiç bitmesin isterdim dersi...

Hiç bitmesin isterdim söyledikleri...

Hiç çıkmayalım isterdim koridorlara...

Hiç adım atmayalım isterdim dışarılara...

Hiç karşılaşmayalım isterdim...

Şiddetle, ölümle, dayakla, jopla, işkenceyle...

Hep “hukuk”ta kalalım, hep “anayasa”da kalalım...

***


O günlerden yadigardır bana;

“Hukukun her şeyin üstünde olduğu” duygusu...

28 Şubat davaları başladığında hep şöyle söyledim çevreme, etrafa, civara;

- “28 Şubat davası hiçbir zaman 28 Şubat gününün davası olamaz...”

28 Şubat’ta Milli Güvenlik Kurulu toplandı...

Milli Güvenlik Kurulu Anayasal bir kuruluş...

Hükümete tavsiye kararları alması öngörülmüş bir yasal mecra...

Orada alınan tavsiye kararları Anayasal sisteme uygun...

Sonrasında ne yapıldı ne edildi, suç oluştu mu bilmem...

Fakat Milli Güvenlik Kurulu’nda konuşulanlardan, tartışılanlardan, tavsiye kararı alınanlardan hukuki olarak ‘suç’ çıkmaz...

Orası konuşma, tartışma ve tavsiye kararı alma yeri zaten...

Konuşanlara niye konuştun diye sorarsanız, sistemi bloke edersiniz...

Konuşmaların beğenmediğiniz muhteviyatı, o konuşmalara suç izafe etmez...

İrticayı tehdit olarak görmüşse irticayı tehdit olarak görür oradaki merci...

Bölücülüğü görmüşse bölücülüğü...

Esasen bunların konuşulması, gerçek bir darbeyi önlemeye yarayabilir...

***


Erbakan’ın o metni imzalamış, ya da imzalamamış olması bir şey ifade etmez...

Erbakan bundan dolayı suçlanmaz...

Milli Güvenlik Kurulu ‘siz niye böyle konuştunuz’ diye muhteviyat olarak eleştirilebilir ancak hukuki olarak eleştirilmez...

Hükümetin düşmesi başka bir konu; Milli Güvenlik Kurulu’nun 28 Şubat’ta aldığı tavsiye kararları başka bir konudur...

O kararlardan suç oluşmaz...

Bize okulda böyle öğrettiler...”

***


Bir iki arkadaş dışında, kimselere laf anlatacak bir dönem değildi...

Mağduriyetlerden suç oluşturmak isteyenlerin sesi daha fazla duyulmaktaydı...

Sessizliği yeğledim;

Anayasa Hocamı acı bir tebessümle anmakla yetindim...

Zaman gelirdi...

Biz göremesek de...

Hayat gösterirdi...

Çocuklarımız yaşarken...

Torunlarımız görürdü...

***


Şükür ki;

Çok uzun zaman gibi geldi ama;

Çok uzun zaman geçmedi...

2004 yılının Ağustos ayında bir Milli Güvenlik Kurulu belgesi, “MGK’da kararların tavsiye niteliğinde alınabileceğini gösterdi...”

MGK’nın “tavsiye kararı”nın yasal olduğu, tavsiyeden bir anlam, hele hele hiçbir suç izafe edilemeyeceği ortaya çıktı...

Hukuk sonunda kazanmıştı...

12 Mart’ta tutuklanan...

12 Eylül’de üniversiteden uzaklaştırılan Anayasa Hukukçusu Hocam adına sevindim...

16 yıl önce Hak’kın rahmetine kavuşmuştu...

Ruhu huzura erdi Hoca’nın şimdi...

Kalplerimiz birleşti Hocam’la şimdi...

“Şükran” iletildi...

EVİN ON KİŞİLİK FENERLİ AHALİSİNE KARŞI, TEK BAŞINA BİR BEŞİKTAŞLI ÇOCUK!..

Sanırım benim için en büyük derbi “Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi...”

Biliyorum ki; Fenerbahçeli kardeşler atılacak hemen;

- “Elbette...” diyecekler,

- “Biz Galatasaray’dan büyüğüz... Bir Beşiktaşlı’nın en büyük derbisi Galatasaray’la olanı değil; Fener’le olandır...”

Galatasaray mı büyük, Fenerbahçe mi bilmem...

Benim için Fenerbahçe-Beşiktaş derbisinin en büyük olmasının, en heyecanlı, en mücadeleci olmasının tek nedeni, peder ile validenin vakt-i zamanında sıkı birer Fenerbahçeli olmalarıydı...

***


Bu ikiliye evde oldukları zaman teyzeleri ve enişteleri de eklerseniz, “Bizim evde Fener-Beşiktaş maçları” bugün Şükrü Saracoğlu’nda oynanacak maçın tıpkısının aynısıydı...

Beşiktaş tribününde tek bir çocuk...

Karşısında evin bütün yetişkinlerinden oluşan on kişilik bir Fenerbahçeli topluluk...

***


Sanıyorum Şükrü Saracoğlu da bugün öyle olacak...

Ne fark eder ki;

Ben Beşiktaş’ı bir gün herkes Beşiktaşlı olsun diye tutmadım ki...

Fenerbahçe kazansa sevinen benim annem benim babam...

Kazanan ölmüş teyzelerim ve eniştelerim olacak ki...

***


Ne fark eder ki;

Ben azlıktan çoğalmayı, teklikten büyümeyi, zıt renkleri sevmeyi, çoğunluk karşısında ezilmemeyi çok küçükten öğrendim ki...

Allah anneme babama uzun ömürler versin...

Ben onların karşısında azınlıkta kalmaktan öylesine mutluyum ki...

DİĞER YENİ YAZILAR