Genç bir adamdı...
Mütevazı bir memur aileden geliyordu...
Kişisel amaçları ve ihtirasları çok büyüktü...
Büyük paralar kazanmak; büyük bir şöhret sahibi olmak istiyordu...
Böyle istemesinde aslında bir sakınca yoktu...
Fakat bunu “kurumları ve insanları kullanarak, derin ve istihbari olaylardan kişisel rantlar sağlayarak, devletin kuruluşlarını kişisel amaçları için kullanarak” gerçekleştirebileceğini düşünüyordu...
Türkiye’nin hızla değiştiği yıllardaydık...
Bir dönüşüm yaşıyordu Türkiye...
***
Piyasaya yeni giren “kurnaz etki ajanları” için bulunmaz bir fırsatlar ülkesiydi Türkiye...
Hükümet, cemaat, laikler, ulusalcılar, sosyalistler, milliyetçiler, Kürtçüler; herkesin herkesle bir derdi vardı bu ülkede...
O hale getirilmişti bir kere bu ülke...
Uyanık bir etki ajanı için, “hesap sorulma günlerinde herkesi birbirine sokacak kurnaz planlar yapmak, ‘sonra da kendi çözüm buluyormuşcasına’ iyi niyet elçisini oynamak, çok büyük kişisel rantlar sağlardı...”
Uyanık etki ajanı, kısa zamanda bu karlı yolu benimsedi...
***
Başdöndürücü bir hızla yükselişe geçti...
Yükselişi esnasında; “herkesi herkese vurdurtmakta, kırdırtmakta sakınca görmüyordu...”
“Kavgadan besleniyor, kavgadan rant sağlıyor, sonra da barışmayı kendisi sağlamış görünerek kişisel prim yapıyordu...”
Türkiye’de “cadı avını” teşvik ederek, insanların hayatını mahvederken kurnaz planlarını yürürlüğe sokuyordu...
Ne kadar çok adamın başını belaya sokarsa; o kadar çok “kişisel rant sağlayacağı durum yaratacağını” düşünüyordu...
***
Bir gün hiç tahmin etmediği yerden başına bir olay geldi...
Hiç ummadığı bir yerde berbat bir şekilde tökezledi...
Kendini ‘çevreye’ olduğundan farklı göstermişti...
Kendini en güçlü sandığı anda; en hassas yerinden vuruldu...
Aslında “evren” ona bir mesaj veriyordu...
“Gittiğin yol yol değil;” diyordu...
“Ne yapıyorsan iyisiyle kötüsüyle kendine yapıyorsun... Bir süre sonra yaptığın şeylerin aynen başına geldiğinde göreceksin...”
***
Kurnaz etki ajanı bu mesajları almadı...
Devam etti, psikolojik harp yöntemleriyle insanların üzerine gitmeye...
Geçmiş dönemin ünlü bir sanatçısının, içinde yer aldığı derin istihbari ve karanlık bir operasyonu, yıllar sonra kendi kişisel çıkarlarına rant sağlamak için kullanmakta beis görmedi...
İnsanları cezaevine tıktırtmaktan;
Cezaevinde bulunanları cezaevinde süründürtmekten...
Karşı görünür gibi durduğu çevreler dahil; hemen her çevreyle kendini veya bir yakınını bir türlü bağlantıda tutup, “rant sağlayacağı kavgaları körüklemekten” geri durmadı...
Bir süre sonra; işin ehil eski profesyonelleri onunla irtibata geçtiler...
Onların verdiği rolleri uygularken, kendini güven altına almak için “bu kez de karşı cephenin en çığırtkan rolleri”ni haykırmaktan geri durmadı...
“Ali’nin külahını Veli’ye; Veli’nin külahını Ali’ye takarken”, girift ilişkilere girdi...
***
Karakter suikastlerinin gırla gittiği...
İnsanların ve grupların sürekli bir hesaplaşmadan geçtiği...
Herkesin birbirini kör kuyularda ve zindanlarda gırtlaklamak istediği bu ortamda...
Durumdan kendileri için rant sağlamayı düşünen etki ajanları ortalıkta cirit atarlardı...
Bunlar “devleti savunuyoruz” kisvesi altında, insanların haysiyetlerine hayasızca saldırır; cellatlık yaparlardı...
Aynı kurnaz etki ajanları dönem bitince, piyasadan ustaca ve usulca kaybolurlardı...
İsimleri ve kimlikleri bir süre sonra kimse tarafından hatırlanmazdı...
***
Ancak;
Dönemin sorumluları;
Kendi kişisel çıkarları için ortalığı karıştıran...
Haysiyet cellatlığı yaparak, insanlara karakter suikasti yapan; bundan rant sağlamayı amaçlayan...
İnsanları hayasızca aşağılayan ve arkalarında toz duman bırakan etki ajanlarının yarattığı hasarın sorumlusu durumunda kalırlardı...
Onların neler yaptıklarını, yapmış olduklarını belki de bilmedikleri halde...
Fark ettikleri gün; çoktan iş işten geçmiş olacaktı...
*****
GÜL VE KENAN’LA; MUHTEŞEM MEKANLARIN GECESİ...
Gecce Com’un; Mekan Oscar’ları ödül töreni yapılıyor önceki gece...
Kenan Erçetingöz telefonla arıyor törenin yapılmasına saatler kala, bir aksilik çıkmasın diye...
-“Katılıyorsun değil mi?..” diyor...
-“Evet...” diyorum “katılıyorum...”
Farkındayım ki, Türkiye’nin Letonya’yla kader maçının olduğu gece, “ya söz veren konuklar katılmazlarsa geceye?..” diye ikircikleniyor Kenan...
***
Oysa ben, öncesinden söz verdiğim dostlarımın emek vererek hazırladıkları bir organizasyona son anda katılmamazlık ederek, onları zor durumda bırakamam...
Sözünü bile etmiyorum...
Sadece;
-“Nerede bu törenlerin yapılacağı Bomonti Hilton oteli?..” diye soruyorum...
-“Şişli Camii’nin oradan; sağdan aşağı in göreceksin...” diye tarif ediyor...
Ne olur ne olmaz arabayı almıyor taksiyle gidiyorum...
***
Karanlıklar arasından İstanbul gecesinin ıssızlığında giderken karşıma bir anda dev gibi bir Hilton oteli çıkıyor...
Orada dev bir Hilton olacağını, kırk yıl düşünsem tahmin etmezdim...
Ancak İstanbul böyle...
Her yerden otel fışkırıyor...
Tören için ayırdıkları salonda dev bir sahne var...
Yuvarlak yemek masaları tören için organize edilmiş...
Gül Erçetingöz Mutfak Şef’inin Yunanlı olduğunu yemekleri mutlaka denememi istiyor...
Yazıyı geç yazdığımdan geceye ancak 21.45’de tören için katılıyorum...
Yemek yiyecek durumda değilim...
650 kişilik seçkin bir konuk topluluğu, Türkiye-Letonya milli maçını izlememe pahasına salondaki yerini alıyor...
***
Orhan Gencebay’ın, Özcan Deniz’in, Ferhat Göçer’in, ünlü futbolcu ve gazetecilerin; Türkiye’nin en şık mekanlarının sahiplerine ödül verdiği bir gece bu gece...
Gül ve Kenan Erçetingöz; mekanları teşvik etmek için, Türkiye’nin en ünlü simalarına yılın mekan ödüllerini verdiriyor...
Bir ara babadan çocuklara geçen mekanların sahipleri iki kuşak sahneye davet ediliyorlar...
Duygu seli yaşanıyor salonda...
Ben 10 yıl önce ilk açıldığı günlerde, henüz pek kimseler gitmezken, bir mahalle barı kıvamındayken gidip, uzun bir yazı yazdığım Lucca’ya son on yılın mekanı ödülünü veriyorum...
***
-“Mekanları yazanlar, veya oraya giden ünlüler o mekanı yarattıklarını” zannederler...
“Oysa oraları yaratanlar mekanlara alın terini veren işletmeciler ile çalışanlarıdır...” diyorum...
Sonra da;
“Türkiye’yi bir bölgesel savaşın parçası haline getirmeye çalışan güçlere inat; bu albenili mekanları, yeme içme kültürünü, estetiği, güzelliği ve yaşamı Türkiye’ye sunmaya devam eden tüm mekanlara gönül dolusu teşekkürlerimi” iletiyorum...
***
İnsanların kendi alanlarında hayata kattıkları değere, teşekkür etmem; gece eve giderken beni hafifletiyor...
Bir kez daha kadir ve değer bilmenin ve vermenin almaktan daha büyük bir mutluluk sağladığını görüyorum...
Gece bitiyor;
Çocuklarımın yanına huzur içinde gidiyorum...

