Dün bayram sabahına uyandığım erken saatlerde spor yapıyordum...
Sporun iyi tarafı, kafamı takıntılardan, endişelerden, savunma mekanizmalarından uzak tutması...
Bir iyimserlik, bir tazelik geliyor ruhumun derinliklerine spor yaparken...
Bir “verme” duygusu galebe çalıyor, “korkma” duygusunun aksine...
İki yıl önceydi...
Yine bir Kurban Bayramı günü, çocuklarımdan uzak kalacağım günler başlamıştı...
Uzun mücadeleler, ızdırap dolu günler, hayatın gerektirdiği dönemeçlerden geçmem gerekiyordu...
İtalyan-Amerikan yönetmenlerin 1960’lı yılların ikinci yarısında yapmaya başladığı spagetti-western türü filmlerin, bilinçaltımda yarattığı olumsuz bir etki var...
Clint Eastwood’un starlaştığı İyi Kötü ve Çirkin, Bir Avuç Dolar için gibi filmler, hayatı “iyiler ve kötülerin mücadelesi” olarak ayırırdı...
Kötüler filmde cezalandırılır ve ölür, iyiler de onları öldürüp yeni bir maceralara yelken açarlardı...
Hayat dünyaya egemen olan bakış açısına göre, iyi ve kötünün mücadelesiydi...
Filmlerin ve hayatın finalinde, iyi denenler kötüleri cezalandırıyor, öldürüyor, “hesaplaşma bitiyordu...”
Hayatın bize sunulmak istendiği gibi olmadığını, yaşamda başka bir davranış kalıbı benimsemek gerektiğini ailemle ilgili kararları alırken fark ettim...
Bize öğretildiği şekilde “hesaplaşma” biçiminde hareket edersem, “kendi çocuklarımın annesiyle yıpratıcı bir mücadeleye girecektim...”
Ben kazanırsam “mücadeleyi çocukularımın babası, annelerine karşı kazanmış olacaktı...”
Annesi kazanırsa ise “çocukların annesi, babalarına karşı...”
Neresinden bakarsam bakayım, mücadeleyi kim kazanırsa kazansın, sonuç çocuklarım açısından bir felaketti...
Onlar her iki halde de kaybediyorlardı...
Babalarına karşı annelerini...
Veya annelerine karşı babalarını...
O zaman hayatın benden farklı davranmamı istediğini anladım...
Başımıza ne gelirse gelsin, karşı tarafı “cezalandırıcı bir yaklaşımı” benimsemememiz gerektiğini gösteriyordu hayat bize...
Çocukların iyiliği demek aslında ailenin iyiliği demekti...
Yani hepimizin iyiliği...
Hayat bize, doğru temeller üzerinde işbirliği yapmamızı öneriyordu...
Ancak o zaman çocuklarım annelerinden, babalarından mahrum kalmadan, ayrı ayrı onlara düşman olmadan yetişecek, sağlıklı bir ruh yapısına ve mutluluğa uzanacaklardı.
Gazeteler, televizyonlar ve bir bütün olarak medyanın köpürtmelerinin, etrafta uluorta atıp tutanların dolduruşlarının bizim ailede kimseye faydası olmayacaktı...
Hayat işbirliği gerektiriyordu...
Doğru temeller üzerinde işbirliği yapılmalıydı...
Yaşam “intikam ateşlerinin, taraflardan birinin öldürülerek cezalandırılacağı bir sistematiğin” parçası değildi...
Aradan geçen uzun zamanda, “hesaplaşma yerine işbirliği, dövüşme yerine empati yeteneği”ni geliştirmeye çalıştık...
Bugün çocuklarımızın mutluluğundan gurur duyacağımız bir noktadayız...
Dün sabah sporumu yaparken, içimden “bugün” dedim, “en iyisi ikizler, anneleri ve annemleri beraber bir bayram yemeğine götüreyim...”
Bayram öğle yemeği böyle ortaya çıktı...
Geniş bir aile yuvarlak masanın etrafında toplandı...
Elbette o yemekten, miniklerin geleceklerine aktaracakları bir sürü hatıra vardır...
Benim için de annesi için de, annem babam için de elbette bir hatıra buketi çıktı o yemekten...
Fakat sanırım küçük kızımın hareketi yemeğin özetiydi...
Annesiyle babasının ellerini iki yandan alıp, iki yanağına götürdü...
“Sizleri çok seviyorum” deyip ellerimizden öpmeye başladı...
Bayram yemeğinin ortasında hayatın şifresini akıyordu...
Şifreyi çocuklar vermişti, mutluydular...
Hesaplaşma değil, işbirliği istemişlerdi...
Hayatın gerçeğini 3.5 yaşındaki çocuklardan öğreniyorduk...
Onlar egolarıyla değil, kalpleriyle konuşuyorlardı...
Kurban Bayramınız kutlu olsun...
ALZHEİMER OLURSANIZ BU YAZIYI OKUYAMAZSINIZ!..
Bugün “Quantum İyileşme” kitabından Alzheimer hastalığını seçtim...
Alzheimer’ı seçmenin önemli bir nedeni var...
İlerde Alzheimer olacak hastalar, oldukları anda bu yazıyı okuyamayacaklar...
Yazıyı mümkün olduğunca fazla insan şimdi okursa, ilerde Alzheimer’a yakalanma şansı azalır...
Alzheimer için şu başlığı kullanıyor R. Şanal:
“Alzheimer... Unutursam suçum yok olmuş olur...”
“Nedeni;
Geçmişte işlenmiş olduğuna inanılan bir suçun unutularak yok sayılması...
Yaşam sorumluluğundan unutarak sıyrılma isteği...
Sorunlarla baş edememek...
Tekrar çocuk olma isteği... Böylece sorumlu olmamak...
Düğüm çözecek yargılar;
Hatırlamak istemiyorum...
Suçluyum... Ama onu görmek istemiyorum...
Kim hatırlamak istemiyor?.. (Bunu en az yirmi kez dura dura bedenimizin tepkilerini izleyerek yapın...
Cümlenin etkisi tamamen ortadan kalkıncaya kadar yapmaya devam edin...)
Eylem ödevleri;
‘Hatırlıyorum... Böylece yaşamımı güvenle sürdürürüm’ günde en az on kez ve en az üç ay sabah akşam tekrar edin...
‘Geçmişte yaptığım ve yapmadığım her şeyin sorumluluğunu sevgiyle kabul ediyorum ve kendimi affediyorum...’ olumlamasını günde on kez sabah akşam söyleyin ve dört ay tekrar edin...”

