“Bir başkadır benim memleketim...”

Haberin Devamı

Star gazetesinin dünkü manşetini görünce, buruk bir tebessüm kapladı içimi...

“Hatay’da görüşmeler yapan Akil İnsanlar Heyeti’nin üyeleri, 3 semavi din ve 6 mezhebin mensuplarından oluşan Medeniyetler Korosu’nun konserini dinledi...” diyordu manşet;

“Türkçe, Arapça, Ermenice ilahiler seslendiren Medeniyetler Korosu üyelerinin arasına karışan Akil İnsanlar, ‘Bir Başkadır Benim Memleketim’ isimli şarkıyı birlikte seslendirdiler...

Heyet üyeleri Türkçe, Arapça, Ermenice ilahiler dinlediler...

Konserin sonunda, koristlerin arasına karışıp hep birlikte ‘Bir Başkadır Benim Memleketim’ adlı şarkıyı seslendirdiler... Hıdırbey köyünde yörede barışı simgeleyen defne ağacı dallarından yapılan taçları taktılar, halay çektiler...”

***


1999 yılında Magazin Gazetecileri Derneği’nin ödül gecesinde, fırlatılan çatal bıçaklardan salonun bir köşesine sıkışıp kalmış Ahmet Kaya’nın üzerinden “dikkatleri kaçırmak ve salonun düşmanlık fışkıran, enerjisini” yok etmek için, başımı iki elimin arasına almış, boş bir masada dakikalarca “Ne yapabilirim?..” diye beynimi tokatlamıştım...

- “Nasıl bir şarkı bulsam da, salondaki öfke nöbetini geçiştirsem?..” diye...

“Barışçı ve duyguları okşayan bir parça hangisi ola ki?..” diyerek beynim zonklarcasına düşünmüş, aklıma kişisel repertuvarımdan sadece, ‘Bir Başkadır Benim Memleketim’ şarkısı gelmişti...

“Bir başkadır benim memleketim...”


Ödülümü alırken, salondaki sanatçıları davet etmiş sahneyi dolduran ünlüler korosu Bir Başkadır Benim Memleketim’i seslendirerek Ahmet Kaya’ya yönelik öfke dalgasını bir nebze olsun durduRmaya çalışmışlardı...

***


O gece spontan bir geceydi...

Önceden planlanmamıştı...

Anlık bir konuşmaya duyulan tepki, sonu bitmez bir öfke nöbetine dönüşmüştü...

Bir Başkadır Benim Memleketim, öfke nöbetini bir nebze durdurmuş; sonraki günlerde yeni rüzgarlar kin ve nefreti yeniden hortlatmıştı... O geceden yadigar söylettiğim “Memleketim” şarkısı ise, yıllar sonra beni sebebini hiç anlamadığım bir kampanyanın hedefi haline getirmişti...

***


Fakat hayatın “hiç kimsenin öngöremeyeceği bir takdir-i ilahisi var...”

Her zaman ve her olayda...

Takdir-i ilahiye bakın ki, bugün barışın oluşması için didinen insanlar, gittikleri yerlerde korolar oluşturarak “Memleketim” şarkısını söylüyorlar...

Ümit ediyorum ki, Memleketim şarkısı bu ülkede gerçekten “Barış”ın oluşmasına yardımcı olacak...

30 yılda 40 bin insanımızın ölümüne ‘dur’ diyen parça “Memleketim” olacak...

Yıllar önce onu söyleterek, Ahmet Kaya’ya yönelik öfke nöbetini gidermeye çalışan yalnız bir adamın o geceki mütevazı niyeti, yıllar sonra bütün ülkenin “Barış” çabasının siftah parçası haline gelecek...

“Evren ve takdir-i ilahi” insanoğlunun “niyet”ini okur...

Tercümana ihtiyacı yoktur ve ilahi tesadüfüyle durumu tasdikler...

Bu ülke, o uğursuz geceden 15 yıl sonra, Bir Başkadır Benim Memleketim şarkısını söyleyerek huzura erecek...

Bu “özlem” bizim...

KİŞİLİĞİNİZİ ZENGİNLEŞTİREN ŞEY...

“Hedefler belirleyip, amacınıza ulaşmanın gerçek değeri bu amaçlar sonunda kazandıklarınızda değil kendi kişisel zirvesine tırmanmış ve amaçlarına ulaşırken dönüşebilmeyi gerçekleştirmiş insandır...

İster daha bilge bir lider, ister daha iyi anne baba olmak, bu amaç ne olursa olsun, amaca ulaştığınızda katettiğiniz süreç kişiliğinizi geliştirir...

Genellikle görünmez olduğundan bu gelişimi fark etmeyebilirsiniz...

Oysa belirlediğiniz hedeflere ulaşırken, gösterdiğiniz gayretlerin bizzat kendisi, sizin kişiliğinizi geliştiyordur...”

Robin Sharma



MİCK JAGGER VE BEATLES’TAN DAHA FAZLA MEKTUP ALAN HİTLER!..

Diana Ducret’in “Diktatörlerin Kadınları” isimli kitabını okuyorum bir süredir ara ara...

“Diktatörlere yazılmış aşk mektupları”ndan, Hitler, Mussolini, Lenin, Stalin, Salazar, Bokassa, Mao, Elena Çavuşesku’ya kadar birçok hayat va o kitapta...

Diana Ducret, Hitler’i anlatırken, “Badem bıyıklı bir diktatörü hayal etmek zor bir iştir... Hatta rahatsız edici bile denebilir... Yine de Hitler, Mick Jagger ve Beatles‘ın hayranlarının toplamından daha çok mektup almıştır...

Mektuplardan sorumlu subaylara verilen emir çok açıktı...

Hitler’e aşık ve takıntılı kadınlara yanıt verilmeyecekti... Yalnızca yakında Berlin’e gelip de aşık olduğu Führer’ini bizzat kucaklamak isteyen kadınlar bu yasağın dışındaydı... Bu kadınlara ise kısa ve özlü bir mektup gönderiliyordu:

“Bir başkadır benim memleketim...”

- “Sayın Hanımefendi,

Führer’e gönderdiğiniz mektubu aldık, ancak kendilerinin prensip olarak hiçbir özel ilişkiye girmediğini belirtmek isteriz... Heil Hitler...

Albert Bormann”

Duyguları zincirinden boşanmış binlerce kadının mektubu Nazi liderini çok rahatsız ediyor, hayali aşk mektupları karşısında şaşkına dönüyordu...”

***


Yazar “20. yüzyılın başında eğitimli ve özgür Avrupalı kadınların üzerindeki bu çekicilik merkezini nasıl açıklayabiliriz?..” diye sorduğu kitabında şu görüşlere yer veriyor:

- “Hiç kuşkusuz diktatörler beyaz patilerini uzatarak kendilerini kuzu gibi göstermişlerdi...

Güçlü ve zarif bir hatip imajı verirler... Her daim zinde, bakımlı ve özenli görünürlerdi...

Adolf gibi (Hitler), Benito‘yu da (Mussolini) saçı başı dağınık ya da traşsız görmek mümkün değildi...

Diktatörler, zalim, acımasız, gaddar ve sadakatsizdi...

Yine de kadınlar sevdi onları...

Sayısız rakibi alt ederek, siyasetin kemiren tutkusuna kapılarak ve hapsedilerek katlandılar...

Diktatörler kadınları büyülüyorlardı... Aslında diktatörler, kendi dramları ve gücün diyalektiği arasında tüm kontrolü kaybetmiş, diplomasiden çok dürtülerin kölesi olmuş adamlardı... Diktatörler cazibe takıntıları yüzünden, tüm ilgilerini kadınlara yöneltmiş, geri kalan şeyleri es geçmişlerdi...

Böylece ava giden avlanmış, güç elde edeyim derken, güçten olmuşlardı...”

DİĞER YENİ YAZILAR