Bir avuç özgürlük...

İlker Başbuğ hep farklı bir kişilik sergiledi...

Cezaevine girerken...

Cezaevinde yatarken...

Cezaevinden çıkarken...

Kendi tahliyesinin gecesinde, “Kendini değil, içerde kalanları isim isim hatırlatması o yüzden...”

Dün “Hadi Baba” diyor Nazlıcan Özkan...

Çocuklar, aileler, yakınlar, dostlar, yoldaşlar Silivri’dedirler...

Haberin Devamı



***


“Bir Avuç Özgürlük...”

Çoktan zamanı geldi...

Herkes için...

Özgür olarak yaşayabilmek, özgür olarak rekabet edebilmek, özgür olarak mücadele edebilmek için...

Yaraları sarabilmek...

Bizden sonrakileri daha fazla öksüz ve sakat bırakmamak için...

Bir Avuç Özgürlük...

Mücadelelerin barışçıl...

Kavgaların ölümcül değil; insancıl...

Hayatın yaşanabilir olması için...

Bir miktar; hatta çok miktar...

Ve fakat; ama sadece; “Bir Avuç Özgürlük...”

BİR ERKEĞİN; İKİ ERKEĞE BİRDEN OSCAR ALDIRDIĞI FİLM...

SINIRSIZLAR KULÜBÜ...

En İyi Erkek Oyuncu ile En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar’ı aynı filme gidince, “suratsız ve antipatik afişli” film, yine de sevimli gelmedi bana...

Teksas Kovboyu bir tip...

Bira, viski, votka, kokain, ‘piliçler’ ve paralı kadınlarla dolu gustosuz bir yaşam rezaleti...

Maço erkekler Teksas ve “leş geyikler...”

Rodeo muhabetti!..

Bir filme, bir tarza, bir yaşam biçimine ancak bu kadar yabancı ve uzak olabilirim...

***


Hani böyle bir filmden, en iyi erkek ve en iyi yardımcı erkek gibi iki baba Oscar değil, bütün Oscar’lar çıksa ben yine filme uzak dururdum...

Ne ki; önceki gün iki arada bir derede, sinemaya duyduğum sevginin ve Oscar’ların hatırına “Şu filmi bir göreyim...” dedim...

***


Teksas kovboyu, kahramanın ilkel, kaba ve şiddet dolu dünyasının, maço, şoven izdüşümleriyle başlayan hikaye, kahramanın korunaksız bir seks deneyimi sonucu, AIDS’e yakalanmasıyla bir başka boyuta taşınıyor...

Zamanında Philadelphia gibi muhteşem bir filmle, Tom Hanks, Denzel Washington gibi starlarla işlenmiş AIDS gibi bir konunun; üzerinden bunca yıl geçtikten sonra, bir Teksas kovboyunun üzerindeki yansımalarının hikaye edilmesi baştan çok sevimsiz geliyor...

Ne var ki filmde, Jared Leto isminde öyle bir yardımcı erkek oyuncu var ki, yardımcı erkeğin varlığı, ana erkek oyuncuyu da harekete geçiriyor...

Yardımcı Erkek Oyuncu’nun muhteşem performansı, kendisinden öte, ana karaktere Mathew McConaughey’e de Oscar kazandırıyor...

***


Yıllarca tıp dünyasının “maddi çıkarların gölgesinde yürüyen ve her zaman pek de güvenilir olmayan bir endüstri” olduğunu yazdım, söyledim...

Doktorlar tarafından bir ay ömrü kaldığı söylenen bir AIDS hastasının Meksika’daki alternatif tıp ve ilaçlarla, nasıl yıllarca yaşadığının ve binlerce insanın ömrüne ömür kattığının gerçek öyküsü bu...

Her şeyi maddi çıkardan ibaret gören tıp türünün iflas ettiği bir hikayenin sinemaya uyarlanmış öyküsü haline geliyor film bir süre...

Bu haliyle afişinde, başlığında, mekanında, kimyasında ve coğrafyasındaki tüm sevimsizliklere karşın, çok çarpıcı bir film olarak karşımıza çıkıyor...

Dallas Buyers Club, “Sınırsızlar Kulübü” filmini izleyin...

Benim gibi, Amerikan country yaşam tarzını sevmeyen birisi olsanız bile, Woodroof’un hikayesini seveceksiniz...

Yardımcı Erkek Oyuncu’ya (Jared Leto) ise hayran kalacaksınız...

Onun Rayon karakterinin hayat hikayesi aslında filmin esas öznesi olacak kadar güçlü...

Tercihi yönetmen AIDS’li bir heteroseksüelden yana kullanmış...

Yerine, AIDS’li bir transseksüeli esas kahraman yapsaydı, Jared Leto unsuru, filmi çok başka bir noktaya kanatlandırırdı...

“ALENİ” BİR ÖĞLEN YEMEĞİ...

Ne zamandır bir yemek yemek istiyoruz Alen’le...

Sonunda;

- “Reha Abi...” dedi,

- “Hüsnü Güreli Başkan’la da yemek yiyecektik nicedir... Sen, ben, Hüsnü Abi olalım...Benim Aleni’ye davetlisiniz...”

***


Beşiktaş’ı severim...

İyi Beşiktaş’lıları özel olarak severim...

Bilirim ki;

Bir Beşiktaş’lılar vardır...

Bir de İyi Beşiktaş’lılar vardır...

Bir Fenerbahçe’liler vardır...

Bir de İyi Fenerbahçe’liler vardır...

Bir Galatasaray’lılar vardır...

Bir de İyi Galatasaray’lılar vardır...

***


İyi Beşiktaş’lılar, iyi Fener’liler, iyi Galatasaray’lılar birbirlerini iyi bilirler...

Onların muhabbetleri, futbol sohbetleri, kulüp aidiyetleri, tribün hassasiyetleri farklı olur...

İki buçuk saati bulan yemek, bıraksanız bir iki buçuk saat daha sürecekti...

Alen’in Balmumcu’da Sabah gazetesi binasının hemen yanıbaşındaki sokağın sol köşesinde bulunan Aleni kebapçısında, tavuk, çöp şiş ve kebap eşliğinde...

En kısa zamanda yeniden buluşmak için sözleştik...

***


Restorandan çıkarken şöyle düşündüm içimden...

- “Şu sohbetten aldığım keyfi hayatım boyunca hangi derin ve üst düzey sohbetten aldım acaba?..”

Cevabı söylemeyeyim...

Ayıp olacak...

Sonuçta biliyorum ki benim için;

Beşiktaş hayattır...

Hayat da Beşiktaş...

DİĞER YENİ YAZILAR