Bin tane Del Bosque’ye seni değişmem Carvalhal...

Haberin Devamı

Hiç hak etmediğin bir şekilde Beşiktaş’tan gönderiliyorsun...

Ne aldığın sonuçlar...

Ne yarattığın sempati...

Ne taç çizgisi boyunca yumruk havada gösterdiğin gol sevinci...

Ne pardösüyü andıran siyah mont...

Ne mütevazılığın...

Ne içtenliğin...

Ne samimiyetin...

Ne her Beşiktaşlı’nın gönlünde yatan Kolej hocasını andıran vücut dilin...

Ne Avrupa Ligi’nde 16’ya soktuğun onbirin...

Ne play-off’ta mücadeleye hazırladığın onsekizin...

Ne yönetimsiz, ne geleceksiz, ne parasız geçirdiğin günlerin...

Ne Quaresma’dan yediğin küfürler...

Ne Tayfur’un altında kaldığın en derin çaresizlikler...

Ne yine de yüzünden eksilmeyen tebessümler...

***


Ne Beşiktaş’a kattığın sevgi...

Ne takıma kattığın inanç...

Ne nüfusunu aldığın şehrin takımını elerken, elaleme verdiğin ibret...

Ne Guti’yi gönderirken gösterdiğin cesaret...

Ne Quaresma’nın küfürüne gösterdiğin hüsnüniyet...

Ne Fernandes’i, Cenk’i kazanırken gösterdiğin basiret...

Böyle gönderilmeyi hak etmemişti...

Seni hiç yakından tanımadım...

İki satır konuşmadım...

Heyhat bil ki;

İyi Beşiktaşlılar seni iyi tanıdılar...

Taraftarlar seni iyi okudular...

Onlar bir maçın 10. dakikasından, o gün takımın ne yapacağını okurlar...

Onlar adamdan anlarlar Carlos Carvalhal...

Senin içi gülen gözlerinden...

Samimiyetinden...

Çalışkanlığından...

Kaprissiz fedakarlıklarından...

Beşiktaş’a uyan karakter yapından...

Adam gibi adam olduğunu çoktan anlamışlardı...

Kulüplerde birileri gelir, birileri gider elbet...

Baki kalan bu gökkubbenin altında, tribünlerden gelen bir hoş sadadır...

Emin ol bin tane Del Bosque’ye bir tane Carvalhal’i değişmem...

Kariyeri bilmem...

Kalbin derinliklerindeki iyi niyet bana öyle söyler...

Ben kariyere bakaraktan Beşiktaşlı olmadım ki...

Kalbin derinlikleri, sevgi ve iyi niyet Beşiktaşlı yaptı beni...

Derin şükranlarım senin olsun Carlos Carvalhal...

Beşiktaşlı’yı, Beşiktaşlı gibi hissettirdiğin için bütün bir sezon boyu...

Şimdi artık yöneticisi değilim Beşiktaş’ın...

Fakat yine de geçer akçedir belki bu mektup mütevazı bir referans niyetine...

Bir eski Beşiktaş yöneticisinden, kağıda çiziktirilmiş birkaç satırdır bunlar nihayetinde...

Sağlıcakla kal arkadaş...

Kalplerimiz seni unutmayacak...

*****


FBI AJANINDAN, İNSANLARIN BEDEN DİLİ...

“Masanın bir ucunda oturan sakin tavırlı adam, karşısındaki FBI ajanının sorgusuna, dikkatlice oluşturduğu cevaplarını vermekteydi...

Aslında adam, cinayet davasında esas şüphelilerden biri olarak görülmüyordu...

Suçun işlendiği esnada, başka bir yerde olduğunu inandırıcı bir biçimde ortaya koymuştu ve sesi içten geliyordu...

Ajan gene de sorularını sürdürdü...

Rızası alınan şüpheliye, cinayet silahıyla ilgili bir dizi soru yöneltildi...

‘Bu suçu siz işlemiş olsaydınız, tabanca mı kullanırdınız?..’

‘Bu suçu siz işlemiş olsaydınız, bıçak mı kullanırdınız?..’

‘Bu suçu siz işlemiş olsaydınız, buz kıracağı mı kullanırdınız?..’

‘Bu suçu siz işlemiş olsaydınız, çekiç mi kullanırdınız?..’

***


Cinayette bu sihalardan biri olan buz kıracağı kullanılmış ancak bu bilgi kamuoyuna sunulmamıştı...

Bu nedenle gerçek cinayet silahının hangisi olduğunu yalnızca katil biliyordu...

FBI ajanı, silah listesini okurken, bir yandan da dikkatli bir şekilde şüpheliyi inceledi...

Sıra buz kıracağına geldiğinde, adamın göz kapakları indi ve bir sonraki silah okunana dek gözleri kapalı kaldı...

Ajan tanık olduğu bu tepkinin ne demek olduğunu anlamıştı...

Bu andan itibaren, dava açısından ikincil derecede önem ifade eden adam, soruşturmanın bir numaralı şüphelisine dönüştü...

Adam bir süre sonra suçunu itiraf etti...

***


FBI ajanı Joe Navarro, insanların ne düşündüğünü, davranışlarını, nasıl tasarladıklarını ve söylediklerinin doğru olup olmadığını çözümlemek için, bütün profesyonel yaşamını, sözel olmayan iletişim -yüz ifadeleri, el kol hareketleri, fiziksel hareketler, vücut mesafeleri, dokunma, vücudun duruşu, kılık kıyafet- üzerinde çalışarak, teknikler geliştirerek ve bu teknikleri farklı olaylara uygulayarak geçirdi...”

***


Pazar günü kitapçıda dolaşırken Alfa Yayınları’ndan çıkan “Beden Dili” isimli kitap ilgimi çekti...

NLP çalışırken, Metin Çınaroğlu, “Abi” demişti, “Her insanın belirli bir şeyi yaparken kullandığı bir vücut dili vardır... Mesela bir insan yalan söylerken her seferinde mutlaka benzer bir hareket yapar... Biz o hareketleri gözleriz... O hareketlerden karşımızdaki insanı çözeriz... Söylediklerinden çok, söyleme biçimleri, ses tonları, mimikleri ve davranışları onları ele verir...”

FBI ajanı Joe Navarro şöyle diyor:

“Gözler kalbin aynasıdır...

Gerçek hisler yüzde gizlidir...

Başparmaklar, ayaklar ve gözbebekleri ruh halimizi ortaya koyar...

Kendimize duyduğumuz güveni konuşmamızdan önce bedenimiz yansıtır...

Karşımızdakini ikna etmenin en önemli yöntemi beden dilini kullanmaktır...

İnsanlara güven vermek göründüğü kadar zor değildir...

Otoriteyi hem kurmak, hem de yıkmak beden dili ile mümkündür...”

*****


GÜNÜN ANLAMLI SÖZÜ

NEYLE MUTLU OLURSUNUZ?..

“Belirli şeyleri elde ettiğinizde mutlu olmazsınız... Mutluluk belirli düşünceler ve belirli duygulara sahip olduğunuzda gelir...

Mutluluk hayatınızdaki olayları yorumlamanız sonucunda oluşan zihinsel bir durumdan başka bir şey değildir...

Robin Sharma”

***


Sanırım bugüne kadar ortaya konmuş en güçlü “mutluluk” tanımlamalarından biri Robin Sharma’nın tarifi...

Mutluluğu “kendinizin olayları yorumlama biçimi” olarak en gerçekçi şekliyle tanımlarsanız, ‘mutluluğun dışarda değil, içinizde olduğunu’ kavrarsınız...

Gerçek şudur...

Dışarda olan olaylar tek başına bizi mutlu etmezler...

Dışarda olan olayları, bizim yorumlama biçimimiz bizi mutlu veya mutsuz eder...

Hayatınızda ‘para kazanarak’ mutlu olacağına inanmışsanız, para kazanmadığınızda ‘mutsuz olursunuz...’

Aslında çoğu zaman, çok para kazandığınız zamanlarla, daha az para kazandığınız zamanlarda, yaşam biçiminiz çok değişmez...

Ancak siz değişmiş gibi mutlu ya da mutsuz olursunuz...

Çok kazanmayı mutlulukla özdeşleştirir, az kazanmayı mutsuzlukla nedenselleştirirsiniz...

***


Oysa yaşam guruları, ‘mutluluk’ reçetelerinde ‘dış referanstan çok iç referanslara’ yönelmenin doğru olduğunu söylerler...

Mutluluk, içinizde keşfedeceğiniz bir duygudur...

Dışınızda değil...

İçinizde çıkacağınız yolculuk onun için çok önemlidir...

Dışarıda sahip olduklarınızla değil, kendi içsel gerçeklerinizle tanıştığınız ölçüde, onları kavrayıp isteklerinizi yaşadığınız seviyede mutlu olacaksınız...

***


Bana hep şunu soruyorlar;

- “Mutsuz olmayı nasıl engelleyebiliriz?..”

Onlara şöyle cevap veriyorum...

- “Mutlu olduğunuz şeylerden vazgeçerek...”

Ne kadar ters bir cevap değil mi?..

Oysa sizi mutsuz eden şeyleri dikkatlice analiz ederseniz, sizi mutlu eden şeylerin olmamasının sizi mutsuz ettiğini hissedersiniz...

Mutluluğu ve mutsuzluğu dışınızda aradığınız müddetçe, mutlu olacağınız zamanlardan çok, mutsuz olacaksınız...

Mutluluğu ancak içinizde hissetmeye başlarsanız, mutluluk elinizde olacak...

Kendinizi ve kaderinizi yönetmeye başlayacaksınız...

Nelson Mandela’nın söylediği gibi;

- “Onların elinden, beni yıkacaklarını düşündükleri silahı aldığımda, artık bana yapabilecekleri bir şey kalmıyordu...”

DİĞER YENİ YAZILAR