Haberin Devamı
- “15 yaşından beri günde iki paket... Yatılı okul alışkanlığı...” dedi karşımda oturan güzel ve eğitimli kadın...
Sigara içmiyor, sigaraya benzeyen aletlerle sigara içiyormuş gibi duman üflüyordu...
Uzum zamandır sigarayı bırakmaya çalışıyordu...
Henüz tam başardığı söylenemezdi...
Değişik desteklerle nikotini azar azar eksiltecek ve arkasından sigaradan kurtulacaktı...
Öyle umuyordu...
- “Sigara içmemizin nedeni, bilinç üstümüzün bilinçaltımıza söz geçirememesidir...” dedim...
Dikkatle baktı...
Söylediklerim ilgisini çekmişti...
- “Biz aslında bütün hareketlerimizi bilinçaltı dürtülerimizle yaparız... Bilinç üstümüz, yaptığımız hareket ve davranışları rasyonelmişçesine kamufle etmeye çalışır...”
Uzun zamandır düşündüğüm bir olaydı, bilinçaltımızla, bilinç üstümüz arasındaki bu ilginç ilişki...
Bir sürü kabul edilmez bulunan davranışları bilinçaltı kodlarımızla yapıyorduk...
Bu anlamda bilincimiz; bilinçaltımıza hiçbir türlü söz geçiremiyordu...
Peki bilinçaltımıza söz geçiremeyen bilincimiz ne işe yarıyordu?..
- “Bilincimiz ancak bilinçaltımızın istemeden yaptığı davranışlara, kulp buluyor, rasyonel gerekçelerle izahatını yapmaya çalışıyordu... Mesela sigarayı bilinçaltı dürtülerle içiyorduk... Sorduklarında ‘ben sigaradan zevk alıyorum’ gibi rasyonel cevaplar vermeye çalışıyorduk... Oysa gerçek bu değildi...”
Bunları anlattım...
- “Ne yapmam lazım sigarayı bırakmak için o zaman?..” diye sordu...
- “Bilinçaltı üzerine çalışmalısın... Sigaranın senin gibi sofistike bir kadının yaşam tarzına uygun düşmediğini bilinçaltına işlemelisin...” cevabını verdim...
Başımdan geçen bir olayı anlattım ona...
Yıllar önce Milano’ya gitmiştim...
Yanımda bir kız arkadaşım vardı...
Milano sofistike hayat tarzının egemen olduğu, kadın ve erkek giyiminde muhteşem bir ambiyansın ve zevkin egemen olduğu bir kentti...
Spor yapmış, şehri dolaşmış, buhar banyosunda ter atmış, giyinip kuşanıp Milano’nun en güzel restoranlarından birine akşam yemeğine gitmiştim...
Uzun kadehlerde kırmızı şaraplar gelmişti...
Antipasti İtalyan tabaklarıyla iştah açıcı spesialiteler masayı süslemişti...
Her şey mükemmel görünüyordu...
Küçük, sempatik, ancak pahalı bir İtalyan restoranıydı...
Ortamın güzelliği, yemeklerin lezzeti, mum ışığının romantizmi beni dayanılmaz biçimde sigara içme arzusuna yöneltmişti...
O sıralar sigara içen ve berbat bir tiryakiydim...
Öylesine bir ortamda sigara istemenin öylesine doğal olduğunu sanıyordum ki; şef garsona “Herhalde bir sigara tüttürmeme ses çıkarmazsınız...” gibisinden bir şeyler söyledim...
İçtiğim kırmızı şarap pahalıydı ve şarabın fiyatına güvenerek, bir sigarayı benden esirgemeyeceklerini düşünüyordum...
Şef;
- “Dükkanımızda sigara mümkün değil...” dedi...
Sanki o bunu söylememiş gibi, ben devam ettim sormaya;
- “Ne öneriyorsunuz?..”
Kenarda köşede bir masayı açıp, bizi oraya alacağını sanıyordum...
Öyle yapmadı şef garson...
Bana nazikçe cam kapının dışarısını gösterdi...
- “Dışarıda içebilirsiniz, sinyor...”
Şaka gibi geldi söyledikleri...
Dışarıda ayaz vardı ve restoranda masalar yemek yemeğe devam ediyodu...
O ayazda, masadaki hanımefendiyi bırakıp tek başına ayazda donarak herkesin bakışları altında sigara içmek, tek ayakla cezaya çekilmekle eşdeğerdi...
İlkokul ikinci sınıfta tek ayakla cezaya çekildiğim öğleden sonrası aklıma geldi...
Utancımdan yerin dibine girmiştim...
Diğer yandan sigara içmezsem, ciğerlerim o dumanla temas etmezse öleceğimi düşünüyordum...
Dışarı çıktım, ciğerlerimin talebini kesmek için üç beş nefes çektim ve sigarayı söndürüp yerime döndüm...
Bütün masaların bana baktığını hissediyordum...
Utanmıştım ve düştüğüm durumu kendime yakıştıramıyordum...
Oysa Kolej’de sigara içerken, içmeyenleri aşağılar, onları ‘adamdan saymama’ yoluna giderdim...
Şimdi sofistike insanların arasında, kendimi berbat hissediyordum...
O geceden birkaç ay sonra, sigarayı bıraktım...
Bir daha içmemek üzere...
TUTUKLULUK MESELESİ VE BAŞBAKAN...
Sanıyorum tutukluluk meselesiyle ilgili söylenebilecek şeyleri artık söyledi Başbakan...
Üçüncü Yargı Paketi’ni hüküm kesinleşmeden tutukluluk halini kaldırmak amacıyla çıkarttıklarını söyledi...
Adli kontrol sistemini bunun için getirdiklerini belirtti...
Hakimler ‘yeni duruma uygun davransınlar’ dedi...
Askerler “Subay ve astsubaylarının tutukluluk durumlarının, ordunun moralini bozduğunu söylüyorlar... Haklılar...” diye konuştu...
Bu konuşma daha önce yapılabilirdi...
Fakat ne olursa olsun bugün yapılması önemlidir...
Türkiye’nin normalleşmesinde, demokratik ve barışçı bir ortamın yeniden tesis edilmesinde, önümüze bakıp bölgede büyük ve güçlü Türkiye’yi kurmamızda bu sözlerin sonuçlarının yerine getirilmesi büyük önem taşıyor...
Bir Başbakan daha fazlasını söylerse “yargıya açıktan müdahale etmiş olur...”
Bu kadarı fazlasıyla yeterlidir...
Yürütmenin başı, yasayı neden çıkarttıklarını söylüyor...
Yargının bağımsızlığı yasamaya, yürütmeye ve diğer güçlere karşıdır...
Ancak yargı yasaların ruhuna karşı bir bağımsızlık anlayışı gütmez...
Yasalara karşı bağımsızlık olmaz, olmamalı...
ZİNA YAPAN KADIN...
İsa’nın hoşgörüsünden rahatsız olan zamanın en dogmatik ve yobaz Yahudilerinden olan Ferisiler, bir yolunu bulup İsa’yı küçük düşürmeye çalışıyorlardı...
Bir gün aradıkları fırsat ellerine geçti...
Zina yapan bir kadını İsa’nın huzuruna getirdiler ve;
- “Ey İsa... Tevrat’a göre bu kadının cezası nedir?..” diye sordular...
Amaçları İsa’yı acımasız göstererek halkın gözünden düşürmekti...
İsa da;
- “Siz de biliyorsunuz ki Tevrat’a göre zina yapan kadının cezası, boynuna kadar toprağa gömülerek, taşlanmaktır...” dedi...
Bunun üzerine Ferisiler;
- “Doğru söylüyorsun Ey İsa... Haydi öyleyse şimdi bu cezayı uygulayalım...” diye direttiler...
İsa başka yapacak bir şeyinin olmadığını gördü...
- “Peki...” dedi; “Kadını getirin... Boynuna kadar toprağa gömün...”
Ferisiler hemen denileni yaptılar ve
İsa’yı komut vermesi için beklemeye başladılar...
- “Şimdi...” dedi İsa; “Ellerinize birer taş alın...”
Herkes söyleneni yaptı...
- “Şimdi içinizden hiç günah işlememiş bir kişi, ilk taşı atsın...”
Kalabalık soru karşısında şaşırmıştı...
Herkes birbirine bakıyordu...
Bir süre geçti, taşı zina yapan kadına atacak kimse çıkmadı aralarından...
Bir zaman daha geçti...
Kalabalıktan herhangi bir hareket gelmiyordu...
Nihayet meydanda toplanan insanlar, teker teker taşları yere bırakmaya başladılar...
Herkes usulca elindeki taşı yere bırakıyor ve arkasını dönüp uzaklaşıyordu...
Sonunda meydanda boynuna kadar toprağa gömülü olan kadınla, İsa’dan başka kimsecikler kalmadı...
İsa kadını gömülü olduğu çukurdan çıkardı...
Üzerindekilerle üstünü örttü...
Onu evine gönderdi...
Kadın taşlanarak öldürülmekten kurtulmuştu...

