Beyaz Türklerin ve alevilerin demokratikleşme paketini açıklayacak bir CHP olmayacak mı?..

Haberin Devamı

Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı AKP’nin demokratikleşme paketinin önceliği, “dini hassasiyetleri ağır basan muhafazakar kitleyi, Kürtçe önündeki engellerin kaldırılmasını isteyen Güneydoğu’da Kürt kökenli vatandaşların yoğun yaşadığı bölgeyi, geçmişten bu yana hep bir miktar ötekileştirildiğini hisseden Romanları, mallarına mülklerine, ibadethanelerine kavuşmayı bekleyen Süryanileri tatmin etmeye yöneliktir...”

Bunları demokratikleştirmeye çalışmak ayıp değil...

Bunları “niye demokratikleştiriyorsun” diye tukaka etmek de demokratik muhalefet değil...

CHP; Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı “Demokratikleşme Paketi”ni beğenmek zorunda değil...

Muhalefet partisi olmak, iktidarın hık deyicisi olmak anlamına gelmiyor...

CHP’yi “Demokratikleşme paketine nasıl olup da karşı çıkarsın?..” diye eleştirmek doğru değil...

***


Mesele şu;

CHP eğer Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı “Demokratikleşme Paketi”ni eksik buluyorsa, hiç vakit kaybetmeden “Türkiye’de tukaka edildiğini düşünen, sahil şeritlerindeki vatandaşlarımızı, yaşam tarzını özgürce yaşayamadığını düşünen şehirli küçük burjuvaziyi, artık önemsenmediğini düşünen Beyaz Türkleri, Sünnilere öncelik verildiğini söyleyen

Alevileri, sansüre ve baskıya uğradığını düşünen gazetecileri, yazarları, sanatçıları içine alan bir demokratikleşme paketi hazırlayıp topluma sunmalıdır...”

CHP ancak bunu yaparsa, toplumun demokratikleşme paketinden istifade edemediğini düşünen kesimlerini, kendi paketiyle gündeme taşırsa, “toplumsal barış özgürlük yolunda sağlıklı bir muhalefet yapmış olur...”

Mesele “AKP’nin demokratikleştirdiği şeylere karşı çıkmak değildir...”

Mesele; AKP’nin es geçtiği, öncelik tanımadığı, önemsemediği ya da kendi oy tabanını küstürmek istemediği için istekli davranmadığı kitlelerin ihtiyaçlarını öne çıkarmaktır...

***


Demokratikleşmeyse eğer konu;..

CHP de, türban serbestisine ‘evet’ derken, şehirli yaşam tarzının serbestisiyle ilgili somut öneriler hazırlayıp, bunu kamuoyuyla paylaşmalıdır...

İsteyenin istediği yerde yediğine içtiğine karışılmayacak, bir şehir ve mekan düzenlemesinin yapılmasını somut olarak önermelidir...

Anadolu’nun birçok ilinde, oteller dışında içkili lokanta kalmamışsa, bunların yeniden nasıl oluşturabileceğinin, demokratik alt yapısını somut önerilerle sunmalıdır...

Her şehirde, “İstanbul, Ankara, İzmir’deki mekanlar türü yerlerin açılmasını” istemeli ve bunun takipçisi olmalıdır...

Bu yönde belediyelerden gelen kısıtlamalar varsa, bunları tespit etmeli ve giderilmesi için somut teklifler sunmalıdır...

Mini eteklilerin, batılı yaşam tarzını ve kıyafetleri benimseyenlerin, kadın erkek ilişkilerinde Avrupalı normları uygulayıp, hayatı batıya dönük yaşamak isteyenlerin ihtiyaçlarına cevap verecek bir “demokratik yaşam paketi” hazırlamalıdır CHP...

Alevi vatandaşların, kendilerini daha eşit, daha özgür hissedecekleri bir demokratik özgürlükler paketi modelini topluma sunmalıdır ana muhalefet...

***


Bu ülkede, Kürt kökenli vatandaşın daha fazla özgürleşmesine karşı çıkmak, Kürtçe’nin önündeki engelleri savunmak, muhalefet hakkı olabilir ancak demokratik değildir...

İnsanları özgür ve mutlu etmeye yönelik bir tutum ve duruş olmaz bu...

CHP böyle muhalefet etmemeli...

Keza, “türbanın kamuda serbestisine karşı çıkmak” da artık bir “demokratik duruş” biçimi değil...

Türbanlı vatandaşı rahatlatılmasına karşı çıkmayın...

Açık giyimli kadınların, egzantrik giyimli erkeklerin kendilerini rahatça ifade edebildikleri kıyafetlerle ötekileştirilmediği bir demokratik düzeni önermektir CHP’nin yapması gereken...

“AKP’nin verdiği özgürlükleri” eleştirmemeli CHP...

“AKP’nin öncelik vermediği, ikinci planda tuttuğu, özgürlükleri ön plana çıkartarak muhalefet görevini yerine getirmelidir...”

Alevi vatandaşlar, gazeteciler, yazarlar, sanatçılar için “yeni bir demokratik paket sunarsa” muhalefet görevini etkin yapmış sayılır CHP...

***


Başkalarının özgürlüklerini engelleyerek, önleyerek, tukaka ederek, hiçbirimiz daha fazla özgür olmayız...

Başkaları ne kadar özgürleşirse, biz de o kadar özgürleşme hakkını elde ederiz...

Bir hücre sistemi gibidir insanoğlu...

Hücreden hücreye alışveriş ne kadar fazlaysa, o kadar canlanır hücre...

Akışın ve alışverişin kesildiği yerde, hayat biter...

CHP; “AKP’nin demokratikleşme paketinde eksik kalan, öncelik verilmeyen, sonraya bırakılan, ne varsa, harekete geçip, öncelik almalıdır...”

Böylesi bir demokrasi ve muhalefet anlayışı, hayatı herkes için daha arzu edilir ve özgür kılacaktır...

Kendi özgürlüklerini yaşayan insanlar, başkalarının özgürlüklerini kıskanmayacaktır...

Haset değil, gıpta galebe çalacaktır...

Hayatın demokratik şifresi buradadır...

KITLIK ZİHNİYETİ...

Başkalarının özgürlüğünü isterseniz, kendiniz de daha fazla özgürleşirsiniz...

Başkalarının eşitliğini isterseniz, kendiniz daha fazla eşit yaşarsınız...

Başkalarını ne kadar ötekileştirmezseniz, siz de o kadar ötekileşmezsiniz...

Stephen Covey 45 baskı yapan “Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı” kitabında “Kıtlık ve Bolluk Zihniyeti” ile ilgili şu satırları yazar;

“Kazan/Kazan için gerekli olan Bolluk Zihniyeti’dir...

Yani ortada herkese yetecek kadar bir şeyler olduğu paradigması...

Çoğu kişi Kıtlık Zihniyeti’ne sımsıkı bağlıdır...

Onlar hayatta her şeyin bir miktar olduğunu düşünürler...

Sanki dünyada tek bir pasta vardır ve biri o pastadan büyük bir dilim alacak olursa, başkalarına daha az kalacaktır...

Kıtlık Zihniyeti hayatın sıfır-toplam paradigmasıdır...

Birinin kazancının ötekinin kaybı olduğu varsayımına dayanır...

***


Kıtlık Zihniyeti’ne sahip olan insanlar, şöhret ve başarıyı; güç ya da kazancı, bunların sağlanmasına yardım eden kişilerle paylaşmakta bile güçlük çekerler...

Başkalarının, yakın dost ve ortaklarının başarılarına sevinmekte zorlanırlar...

Birisi özel bir itibar; ya da şans eseri bir şey kazandığında veya dikkat çekici bir başarıya ulaştığında, kendilerinden bir şey alınmış gibi hissederler...

Başkalarının başarılarına sevindiklerini söylerler, ama aslında içlerini bir kurt kemirir...

Kendileriyle ilgili değer yargılarının kaynağı kıyaslanmalardır...

Bir başarısı, bir dereceye kadar onların başarısızlığı anlamına gelir...

Sadece belirli sayıda öğrenci “A” alabilir, sadece bir kişi “bir numara” olabilir...

‘Kazanmak’ sadece ‘yenmek’ anlamına gelir...

***


Buna karşın Bolluk Zihniyeti “ortada herkese yetecek kadar bir şeylerin olduğu paradigmasıdır...”

Genel Zafer, başkalarını yenerek zafer kazanmak anlamına gelmez...

İlgili herkese yarar sağlayan, birlikte çalışmak, birlikte iletişim kurmak, aynı insanların bağımsızca çalışarak yapamayacakları şeyleri birlikte gerçekleştirmek anlamına gelir...

Genel Zafer, Bolluk Zihniyeti paradigmasının eseridir...”

AKP de CHP de MHP de BDP de, Bolluk Zihniyeti’nin Genel Zafer’inin bir parçası olabilirlerse, toplumu özgürleştirirler...

Kıtlık Zihniyeti’nin “benim kazancım, karşımdakinin kaybıdır” paradigmasıyla hareket ederlerse, kendileri ve ülke kaybeder...

DİĞER YENİ YAZILAR