Beşiktaş size teşekkür etmek istiyor Sayın Başbakan...

Haberin Devamı

Futbolu siyasete karıştırmam...

Siyaseti de futbola...

Karıştıranlar karıştırırlar, ben karıştırmam...

Kültür ve Turizm Bakanı futboldan anlamayan bir adamdı...

Dolmabahçe Sarayı’nı koruduğunu söyleyerek, muhtemelen “kendi kişisel tarihindeki kırılma noktalarını onaracağını” düşünüyordu...

En yetkin mühendislere talimat verip, “Hem İnönü Stadı’nın yenilenmesine hem de Atatürk’ün vefat ettiği, Dolmabahçe Sarayı’nın tarihi dokusunda kalmasını sağlamak” yerine, polemiklere girmeyi tercih etti...

***


Oysa siyaset ve yöneticilik bir çözüm bulma yeridir...

Tartışma ve kavga etme yeri değil...

Türkiye’nin en eski kulübü Beşiktaş esasen gücünü “semtinin kültüründen alan” bir kulüptür...

O kulüp için Dolmabahçe stadı, maç oynanan bir yer olmanın ötesinde, “Beşiktaş kültününün, Çarşı mentalitesinin, Beşiktaşlılık ruhunun yeşerdiği” tarihsel mekandır...

Beşiktaş’ın elinden Dolmabahçe stadını alırsanız, Beşiktaş’ın ruhunu bitirirsiniz...

Bunu bilebilmek için “arabacı” diye nitelenen bir kulübün aslında Osmanlı Sarayı’nın “arabalıları”ndan geldiğini ve Fenerbahçe maçı sonrası Akaretler Yokuşu’ndaki bir kovalamacanın ardından isminin “arabacılara” dönüştüğünü bilmeniz gerekir...

***


Bunu bilebilmek için Beşiktaş’ı Osmanlı Sarayı’ndan hangi “arabalı”ların kurduğunun bilincinde olmak gerekir...

Ancak bu yetmez...

O stadı “Dolmabahçe Sarayı’nı koruyorum” bahanesiyle, yok etmeye kalkan Kültür Bakanı, tam da yok etmek istediği o stadın hemen yanıbaşındaki Akaretler Caddesi’nde Mustafa Kemal’in “Annesini Beşiktaş Kulübü yöneticilerine emanet ettiği evden Anadolu’ya nasıl silah sevkiyatının planlandığını” bilmesi gerekir...

Kültür Bakanı’nın belki de farkında olmadığı gerçek Beşiktaş Kulübü’nün, Dolmabahçe stadının yanıbaşındaki kulüp binasının “Milli Mücadelenin, beyin kadrosunun spor kulübü kisvesi altında gizlendiği ve faaliyet yürüttüğü yer olmasıdır...”

***


Mustafa Kemal Selanik’ten binbir zorlukla getirttiği annesi Zübeyde Hanım’ı onun için buraya yerleştirmiş ve Milli Mücadele’yi Beşiktaş Kulübü’nün “Spor Kulübü” örtüsü altında, buradan örgütlemiştir...

O stadı oradan almak, o kültürü, Milli Mücadele’nin o gizli ve örgütsel isyanını, Osmanlı Sarayı’nın Arabalı’larının ruhunu ve elbette annesini oraya emanet eden Mustafa Kemal’i bilmemek demektir...

Milyonlarca insanı, dünyanın en etkili 10 taraftar grubundan birini hiçe saymak, onları “oradan oraya gönderilecek seyyar bir topluluk” olarak görmek demektir...

Kültür Bakanı “çocuk dizilerinden” sempati yaratmaya uğraşacağına, Beşiktaş’a, tarihine, taraftarına ve camiasına saygılı davranmalıdır...

***


Tayyip Bey,

Siyasi icraatlarınız doğru yanlış bu yazının çerçevesi dışındadır...

Ancak önceki gün Beşiktaş İnönü Stadı’yla ilgili vermiş olduğunuz işaret, sizden beklenen işarettir...

Siz beğenenlerin veya beğenmeyenlerin ötesinde bir “dava adamısınız...”

Dava adamları, davası olanlara saygı duyarlar, bunu biliyoruz...

Siz futbol topuna saksı muamelesi yapmayan bir kültürün insanısınız...

Futbolcusunuz, futboldan geliyorsunuz, kulüp ne demek, takım ne demek, aidiyet ve taraftarlık ne demek çok iyi biliyorsunuz...

Mithat Cemal Kuntay ünlü şiirinde şöyle der:

“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır...

Toprak eğer uğruna ölen varsa vatandır...”

Dolmabahçe İnönü Stadı bir stat değil, Beşiktaş’ın ruhunun yaşadığı yerdir...

Orası Beşiktaş’ın kalbidir...

***


Stat konusunda “çözüm işaretlerini” vermeniz, açık söyleyeyim sizden beklediğim bir gelişmeydi ve elbette milyonlarca Beşiktaş’lı mutlu oldu...

Beşiktaş sizin bu meseleyi çözmenizi bekliyor... Beşiktaş size teşekkür etmek istiyor Sayın Başbakan...

*****


“YAMUK” YAZARLAR!..

Anlamlı bir hayat yaşamayan, yazarlığı insanlara inandığı doğruları anlatmak için değil, kendini pozisyonlamak ve maddi olmasa da manevi rant sağlamak amacıyla yapanlar, iyi yazarlığın “iyi laf çakma, kodu mu oturtma, teşbihte polemikte kıvam tutturma” sanatı olarak görürler...

Oysa yazarlık, öncelikle “insanlara bir katkı yapma” sanatıdır...

Yazar düşüncelerini, iyi bildiği yazı tekniklerini, zaman zaman metaforlar, zaman zaman da tecahül-i arif sanatını kullanarak insanlara katkı yapsın diye aktarır...

***


Ne var ki yazarlığı “sokak kavgası, kabadayı muhabetti, koyarsam oturtum zevzekliği, nasıl geçirdim ama şişinmesi, çete dayanışması ve Nişantaşı kafeleri gevezeliği olarak alanlar, yazarlığın esas misyonu olan “insanlara katkı sağlama” özelliğini es geçerler...

Onun için de bir türlü “bir baltaya sap olamazlar...”
Bu durumun esas sakıncası ise başkadır...

“Ufak mahalle kabadayıları, şizofren dünyalarında, çete muhabbetleri ve dayanışmalarıyla yaşadıklarından, yaşamdaki büyük çelişkilerinin, eksikliklerinin ve “yamukluk”larının farkında değillerdir...

***


Onlara “yamukluk”larını göstermezseniz, şizofren ve birbirlerini tetikledikleri dünyalarında elaleme ayar vermeye devam ederler...

Oysa “ayarsız” olan onlardır ve bir “ayarsız”ın, elaleme “ayar” vermeye kalkması, bizzat “ayarsızlığı” toplumsal boyutta standartlaştırır...

Doğru olanı “yamuk ayarsızlara” zaman zaman ayar vermektir...

İnsanlara katkı sağlayacakları anlamlı bir yaşamı öğrenene kadar, “yamuk ayarsızlarla” mücadele toplumsal bir mücadeledir...

Yani endişe etmeyin “Gazanız mübarektir...”

DİĞER YENİ YAZILAR