İki gündür Ahmed Hulusi’nin Tek’in Seyri isimli kitabını okuyorum...
O kadar ilginç paragraflar ve satırlar var ki, bunları sizinle paylaşmanın doğru olacağını düşünüyorum...
Zor ve çetrefilli günlerden geçiyoruz...
Hayatı anlamlandırmanın kolay olmadığı, istikamet belirlemenin müphem kaldığı, insanlık evrim çizgisinin meçhule kaydığı zamanlarda, beyinsel zenginliğin yararları sayılmayacak kadar çok...
Ahmed Hulusi düşüncelerine katılın veya katılmayın, düşünsel anlamda çok zengin bir birikime sahip bir düşünür...
Onun “Tek’in Seyri” kitabı, düşünsel ve ruhsal zenginliğinizi geliştirecek bir okuma alanı...
İşte birkaç satır başı...
“Bilincin sınırları, kayıtları, blokajı kendisine yüklenen yanlış bilgilerle meydana gelir...
Bilinç yanlış bilgilerden arındığı oranda, mikro ve makro plandaki varlıklarla ‘zati’ boyuttan iletişim kurabilecek hale gelir...
Maddeden, hücreye, atoma doğru giden boyutta çeşitli varlıklar var olduğu gibi, bizim içinde sanki bir hücre gibi kaldığımız sayısız çeşitlilikte varlıklar da mevcuttur...
Dünyayı, evreni her şeyi, sadece bu gördüğümüz algıladığımız var kabul ettiğimiz maddeden ibaret kabul etmek, son derece büyük bir gaflettir...
Beş duyu verilerinin oluşturduğu kesitsel değerlerden bilincimizi arındırıp, gerçek boyutlarıyla alemi, alemleri tespit etmek zorundayız...
Kelimelerde, kelimenin şeklinde isimlerde kalmayalım...
Bilelim ki, bilincimizi örten en büyük perdeler;
Kelimeler, kelimelerin suretleri, o kelimelerin hayalimizde meydana getirdiği imajlardır...
Biz o imajları gerçek sanarak, onları ardındaki mutlak gerçeklere ‘perde örterek’ yaşıyoruz... Onun için dünyamız daralıyor ve üzerimize basıyor...
Bütün olayımız yedik içtik aldık verdik üzerine düğümleniyor...
Bunların hepsi bu dünyada olup biten şeyler...
Maddenin dar ve ilkel değerlendirmeleri bunlar...
Biliyoruz ki çok kısa bir süre sonra, şu madde kabul ettiğimiz ortamdan geçip gideceğiz...
Gittiğimiz yerin zaman boyutu, milyonlarca, yüz milyonlarca yılı içine alıyor...
İnsan doğuyor, büyüyor, ölüyor...
Hücreler doğuyor büyüyor ölüyor...
Ancak bilinç boyutu itibariyle yok olmuyorlar...
Bilinçler yaşam boyutlarını değiştiriyor sadece...”
BU DÜNYADA KÖR OLAN...
Malımızı, mülkümüzü, çocuğumuzu her şeyimizi burada bırakıp gideceğiz başka bir aleme...
Üstelik o alemin değer yargıları buradakilerden son derece farklı, apayrı...
Senin yapına göre bir hücre ne ifade ediyorsa, Galaktik varlığa göre Güneş sistemi ne ifade ediyorsa, gittiğin ortamda da dünya ve dünyanın içinde olan her şey onu ifade ediyor...
Tıpkı uykudan uyanan bir insana, rüyada gördüklerinin bir şey ifade etmemesi gibi...
Öyleyse bunları “İDRAK” edelim...
“Bu dünyada kör olan öbür dünyada da kör olacaktır...”(17-72)
Körlükten kurtulmanın yegane yolu gereksiz ve yanlış bilgilerden bilincimizi arındırmaktır...
O gerçekleri İDRAK edemezsek, o gerçeklerin gerektirdiği şekilde yaşam düzenlerine giremezsek, bilincimizi yarın bizim için hiçbir şey ifade etmeyecek şeylerle harcarsak, doldurur ve bloke edersek, perdelersek, ölümden sonra bu perdeden asla ve asla kurtulamayacağız...
KİTAP VE BUGÜN YAŞANANLAR...
Dünkü yazımın bir bölümünde okumakta olduğum Tek’in Seyri’nden bir alıntı yapmıştım...
Birkaç okuyucum, kitaptan yaptığım alıntılarla “bugüne ışık tutmaya” çalıştığımı söyleyince irkildim...
Ahmed Hulusi’nin kitabına atıfta bulunmamın, bugün Türkiye’de yaşanan olaylarla uzak yakın bir ilgisi yok...
Pazar günü de Dr. Ayşegül Çoruhlu’nun “Akşam Yemeğinin Zararları” üzerine olan kitabından pasajlar yayınlamıştım...
Elbette Ahmed Hulusi’nin kitabıyla Dr. Ayşegül Çoruhlu’nun kitabının içerikleri ve anlamları çok farklı...
Fakat Ahmed Hulusi’nin kitabından bugün yaşananlara bir referans düşünmek; en başta kitabın yazarına “ayıp“tır... Kitaplardan alıntı yapmamın nedeni şu;
Çok fazla geriliyoruz, çok fazla gündelik olayların gerginliği altında sıkışıyoruz... Dar alanda nefes alamıyoruz...
Kitaplar daha geniş bir dünyanın vizyonunda ruhuma oksijen veriyorlar...
O oksijeni sizlerle paylaşmayı yeğliyorum...
DÜNYANIN DAR SINIRLARI...
Dünyanın dar sınırları içinde, kazandığına sevinip, kaybettiğine üzülüp, gördüğün rüyadan uyandığın andaki hal gibi yaşadığın günü boşa geçirme...
Çok güzel bir rüya görürsün...
Uyandığında “vah vah ne güzel rüyaydı” dersin...
Elinde ne kalmış?..
Aynı şekilde, bu dünyadan gittikten sonra da geçtiğin boyutta, ‘dünya şöyleydi, dünya böyleydi, şuna sahiptim, buna sahiptim şu vardı, bu yoktu’ derdine ve tasasına düşeceksin...
O ortama göre bir hazırlığın yoksa, çok büyük sıkıntılara azaplara maruz kalacaksın...
Zira o içine girdiğin boyutun yaşam şartları senin bugünkü ortamına hiç benzemeyecek...
Rüyada gördüklerinle, uyandığın andaki fark gibi...
Rüya aleminde sen hep varsın...
Karşında çeşitli varlıklar var...
Rüya aleminde bedenin kah parçalanır, kah bozulur...
Eni konu değişir, deforme olur, sonra bir anda eski haline girer...
Fakat asla ortadan yok olmaz...
Rüyanda bedenine ne olursa olsun, senin “benlik” bilincine hiçbir şey olmaz...
Çünkü rüyada gördüğün beden, ruh türünde bir bedendir...
Ve ruh parçalanmaz...
Aynı şekilde ölüm ötesi yaşamda da nelerle karşılaşırsan karşılaş, ne büyük azaplar ve zevkler yaşarsan yaşa, ‘benlik bilincin ve Ruh’un’ hiçbir zaman kaybolmayacak...
Peki bu benlik bilincinin ve ruhunun kapasitesi ne olacak?..
Benlik bilincinin kapasitesini ve ruhunun kuvvetini, şu anda dünyada yaşarken ne düzeye getirebilirsen, artık sonsuza dek öyle kalacak...
Bu dünyada “İDRAK” edemediğin şeyleri, daha sonra “İDRAK” etmen mümkün değil...
Bu dünyada elde edemediğin ruh kuvvetini, daha sonra orada elde etmen veya geri dönüp telafi etmen kesinlikle mümkün değil...
Anlayamadığın, değerlendiremediğin, hafsalanın almadığı şeyleri daha sonra değerlendirebilmen alabilmen, hafsalana sığdırabilmen mümkün değil...

