Haberin Devamı
Bana soruyorlar...
-”Niye aktif gazeteciliği bıraktın diye?..”
-”Çünkü aktif gazetecilik kalmadı da ondan...” diyorum...
-”Aktif gazetecilik yerine aktif militanlık var...”
Hemen hemen kimse aktif gazeteci değil artık...
Bir “savaşın ve harekatın aktif parçası, psikolojik savaşın en belli başlı organı, karşı tarafı imha etmek için kullanılan vurucu silahı...”
Bu ortamda, ‘ben aktif gazetecilik yapıyorum’ demenin alemi yok...
Böyle bir gazetecilik türü kalmadı ki bu ülkede artık...
Manşetler bir “psikolojik harekatın” vurucu silahları...
Seçimlerde ne olacağını, ne olmayacağını kimse yazmıyor...
“Kimin başına ne gelecek” onun hesabı tutuluyor...
“Kim hangi ülkeye kaçacak?..”
Bu soruyu sormak, gazetecilik faaliyeti olarak addediliyor Türkiye’de...
Bu şartlar altında “aktif veya pasif hiçbir gazetecilik faaliyetinde” bulunmuyorum...
Arada bir “gazetecilerin ya da sosyologların yaptığı gibi” seçim durum analizi yapıyorum...
Önyargısız ve gerçekçe olmaya çalışarak......
Ne olabileceğine dair okuyucuyu aydınlatıcı biçimde...
Önceki geceden itibaren, medya “kim şişti, şişmedi, kim rezil oldu veya abad oldu?..” şeklinde sevimsiz bir oyun oynuyor...
Benim bu sevimsiz oyunla ilgili söyleyeceğim hiç bir şey yok...
Ben 26 Mart’ta ne olduğunu ve ne olacağını yazmışım...
O yazıyı yayınlayayım en iyisi...
Başka bir şey söylememe gerek yok bugün...
26 Mart 2014
GÜNEYDOĞU’DAKİ KÜRT OYLARI NEREYE GİDECEK?..
Bu seçimlerde, derin odaklarca yürütülen seçim stratejileri muğlak kaldı, berraklığa kavuşmadı...
Oysa esas mücadele; Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilip seçilmeyeceğini belirleyecek olan Güneydoğu’daki Kürt oyları üzerine döndü...
Cemil Bayık ve dışarıdaki PKK önderleri, hep “hükümeti ve AKP’yi suçlayıcı demeçler verdiler...”
Hatta Apo’nun Nevruz mesajının, gürültüye getirilmesi için, Bayık ve diğerleri önceden açıklamalar yaptılar...
Hükümeti baştan suçlayıp, Apo’nun açıklamasının etkisini azaltmayı amaçladılar...
Apo’nun “Türk devletinin elinde bir rehin olduğu” kampanyası da bu amaca yönelikti ve Apo’nun sözleriyle Güneydoğu’daki Kürt oylarının ikinci turda Tayyip Erdoğan’a gitmesi engellenmeye çalışılıyordu...
Muhalefet bütün stratejileriyle bugüne kadar Tayyip Erdoğan’ın ulusal ittifaklarını kesme yoluna gitti...
Liberaller, merkezdeki seçmen, sosyalistler, Cemaat teker teker AKP’den uzaklaştılar...
AKP eski Milli Görüş’ün oylarının yanı sıra, muhafazakar oyların artmasıyla bir miktar daha geliştirilmiş kendi tabanıyla başbaşa kaldı...
Hala ne yapacağı belli olmayan tek bir güç var...
O güç AKP’nin daha doğrusu Tayyip Erdoğan’ın son kertede yanında gözüküyor...
Apo’nun yönlendireceği Güneydoğu’daki Kürt oylarıdır bu siyasi güç...
Muhalefet stratejistleri, KCK ve dışardaki PKK önderliği üzerinden bu oyların Tayyip Erdoğan’a gitmemesi için var gücüyle savaşıyorlar...
Abdullah Öcalan ise hala “varılan mutabakata uygun hareket ediyor...”
Bugüne kadar yayınlanan kasetlerin hiçbirini bire bir izliyor ya da dinlemiyorum...
Kasetler sonunda ne olacağı hakkındaki spekülasyonlara da fazla rağbet etmiyorum...
Ama olayın stratejisine baktığımda...
“Altın vuruş altın vuruş dedikleri” şeyin AKP hükümeti ya da Tayyip Erdoğan ile Apo’nun barış mutabakatına yönelik olacağını görebiliyorum...
Kaset maset bilmem...
Stratejileri öyle söylüyor...
26 Mart 2014
TAYYİP ERDOĞAN CUMHURBAŞKANLIĞI İÇİN MEYDANLARDA VURUŞMAK İSTİYOR...
30 Mart’ta birçok şey belli olacak sonuçlarla birlikte... Fakat bir nokta açık seçik gözüküyor...
Tayyip Erdoğan bu seçim kampanyası esnasında, bir tür Cumhurbaşkanlığı seçimi antrenmanı yaptı...
Meydanlarda topladığı kalabalıklarla...
Tek kişilik bir gösteriyle...
Hitabetinin gücüyle...
Yalnız başına verdiği meydan mücadelesiyle...
Mitinglerdeki performansıyla hep bir şeyi göstermek amacındaydı....
Yüzde 42-45 bandına partisini tek başına oturtup, Cumhurbaşkanlığı için meydanlara çıkacak tek AKP adayının kendisi olabileceğini tabanına göstermek...
Toplanan kalabalıklar, AKP’den bir başka adayın böyle bir kalabalık toplamasının mümkün olmadığını gösterecekti...
Lider, doğal AKP adayı olarak meydanlara bu kez Cumhurbaşkanlığı için inecekti...
Bu şartlarda parti, Tayyip Erdoğan’ı Çankaya’ya çıkarmak için bütün gücünü zorlayacaktı...
Erdoğan’dan boşalan koltuğa da yeni bir isim getirilerek AKP’nin vitrini düzenlenecekti...
Plan buydu...
Erdoğan Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmasa da, vuruşarak kaybetmeyi göze alıyor...
Toplayacağı yüzde 40’ın üzerindeki oyun, Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybetse bile, kendisi üzerinde makul bir uluslararası “meşruluk” kazandıracağını düşünüyor...
Erdoğan tipinde “tek başına mücadeleyi seven ve bu mücadelenin bizzat kendisinden tetiklenen politikacılar,” sonuna kadar vuruşmayı seçerler...
Yerel seçim kampanyasını neredeyse tek başına meydan meydan, televizyon televizyon dolaşarak yürüten bir Erdoğan; cumhurbaşkanı seçim kampanyasının kendisi dışında bir AKP’li tarafından yapılamayacağını düşünecek...
SON SÖZ
Bana gazeteciliği öğretenler, aklımdan geçeni veya olmasını istediğimi değil, tarafsız ve objektif bir biçimde ne olduğunu yazmamı ve seylememi istediler...
Analiz yaparken gerçekçi, yorum yaparken isabetli olmanın yollarını, yordamlarını öğrettiler... Gazetecilik mesleğinin, bir kamu görevi olduğunu; kişisel kin ve intikamları kusma mesleği olmadığını kafamın ve ruhumun her bir tarafına yazdılar...
Onlar gibi olamayacağım üzgünüm...
Hiçbir zaman olamadım...
Hiçbir zaman da olmayacağım...
Aktif olarak artık yapmasam...
Bir gazeteci olarak yaşadım...
Bir gazeteci olarak öleceğim...
Mesleğine hiç ihanet etmemiş bir gazeteci olarak...
DOSTUMUN MUSTAFA KEMAL İÇİN VASİYETİ
Dün en yakın dostlarımdan birini Kaya Dorsan’ı ellerimle toprağa verdim...
Hoca soruyordu...
-”Hakkınızı helal ediyor musunuz?..”
-”Evet...”
-”Bir daha söyleyin ediyor musunuz?..
“Evet...”
-”Bir daha daha yüksek sesle söyleyin ediyor musunuz?..”
Üç kez helal ettiğimi içimden haykırdım...
O sırada dostumun da bana hakkını helal ettiğini görüyordum...
Gülen gözleriyle bana gülümsemekteydi...
Bir vasiyetini intikal ettirdi ailesi mezarı başındaki Hoca’ya...
“Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının, ruhları için bir el-Fatiha okunmasını vasiyet etmişti Kaya Dorsan son günlerinde...”
O Fatiha okundu...
Minik yokuşun ucundaki mezarın, iki tarafındaki ağaçların dalları kıpırdamıyordu...
Son görevimiz de bitmişti...
Gözümdeki yaşı sildim...
Mezardan usul usul uzaklaştım...

