Bayram kutlaması yapılmıyor...

Haberin Devamı

TÜRKİYE’DEKİ İKİ FRANSIZ OKULUNDA, TÜRK ÖĞRENCİLER RESMİ BAYRAMLARI KUTLAYAMIYORLAR... CUMHURİYET BAYRAMI, 23 NİSAN VE 19 MAYIS’TA ÇOCUKLARA TATİL HAKKI VERİLMİYOR...

Uzun yıllardır tanıdığım arkadaşım; ilkokula giden çocuğunun; 23 Nisan Çocuk Bayramı’nda okulunun tatil olmadığını söylüyor bana...

Şaşırıyorum,

-“Nasıl yani?..” diyorum...

-“Okul Fransız mektebi Pierre Loti... Fransız eğitim sistemine bağlı... Fransa’da 23 Nisan tatil olmadığı için burada da olmuyor...”

Tabii 19 Mayıs ve 29 Ekim için de geçerli bu uygulama...

***


-“Böyle bir şey yapamazlar ki ama...” diyorum...

-“İnsan haklarına aykırı...”

Arkadaşım bu uygulamanın okulca gerekçe gösterilen nedenlerini açıklamaya kalkıyor...

-“Türkiye’deki diğer Fransızca eğitim veren okullarda bu uygulama yok... Ama İstanbul ve Ankara’daki Fransız Eğitim Bakanlığı’na bağlı faaliyet gösteren Pierre Loti ile Ankara’daki Charles De Gaulle lisesi, Türkiye’de dini olmayan resmi bayram günlerini, tatil yapmıyor... Okul devam ediyor... 23 Nisan’da ben çocuğumu göndermesem de okul devam etti, çocuk derslere gitmemiş oldu...”

***


Emin olmak için arkadaşıma bir daha soruyorum...

-“Bu okullarda Türk öğrenci sayısı fazla değil mi?..

-“Evet, okullar Türk öğrenci dolu...”

-“Öğrencinin kendi memleketinde yasalarla belirlenmiş, resmi tatil gününde, okula gelmesini istemek, insan haklarına aykırı bir durum değil mi?.. Okulun Fransız eğitim sistemine bağlı olması, Türkiye’de faaliyet gösterirken, Türk öğrencilerin resmi tatil günlerinde okulda eğitim almalarını zorunlu tutmak anlamına gelmez ki... Bu memlekette eğitim yapan Türk çocukların, 29 Ekim’de, 23 Nisan’da ve 19 Mayıs’ta tatil olmaları ve okula gitmemeleri hakları...” diyorum...

***


Arkadaşım;

-“Ama dini bayramlarda Ramazan ve Kurban Bayram’larında, okul tatil oluyor...” diyor...

-“Onda da olması lazım, 29 Ekim, 23 Nisan, 19 Mayıs’da da...” diyorum...

Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı’nın, Dışişleri Bakanlığı’nın, kendi ülkesinde eğitim yapan bir eğitim kuruluşunda Türk öğrencilerin bu hakkına saygı gösterilmesi için, gereken girişimleri yapacağını umuyorum...

Bu konu, bir Türk’lük ya da etnisite meselesi değil... Bir insan hakları sorunu...

Bu ülkenin çocukları, İstanbul’da Ankara’da Fransız mektebine gidiyor diye, kendi ulusal bayramlarından mahrum olamazlar...

Bunu dünya çapında cumhuriyetçiliği ile öğünen bir ülkenin; Fransa’nın bir okulunun yapması daha da üzücü...

***


Bu konuşmadan sonra bir hüzün kaplıyor içimi... Hayat öğretici ve garip tesadüfleri gazetecilik hayatımda hep Fransa’yla ilgili karşıma çıkartıyor...

Oysa Fransa ve Paris hayatımda Türkiye’den sonra en sevdiğim ülke, en rahat ettiğim şehir, anılarıyla hayatıma rota çizmiş bir megapol...

Buna karşın en acımasız ve garipsediğim olaylar, meslek hayatımda Fransa’dan geliyor...

Ben kendi memleketimden sonra en sevdiğim şehrin ve ülkenin uygulamalarına aktif olarak karşı çıkmamın, hüznünü yaşıyorum...

***


12 Eylül 80 darbesi sırasında Milliyet Gazetesi’nde genç fakat çarpıcı haberlere ve manşetlere imza atan cıva gibi bir muhabirdim...

Çok sevdiğim bir arkadaşımın, çok etkin bir konumda olan diplomat babasından “Türkiye’nin Fransa’dan bütün ithalatı durdurduğunu“ öğrenmiştim...

Haberi aldığım andan itibaren elim titremeye başlamıştı...

Türkiye Ermeni meselesinde Fransa’nın olumsuz tutumundan dolayı, Fransız firmalarından bütün ithalatı durdurmuştu...

Bu habere manşet kelimesi yetmezdi...

Ertesi günü yer yerinden oynardı...

Gençtim; böyle bir haberin Milliyet gibi bir gazetede manşetten yayınlanmasının sonrasında çıkacak spekülasyonları nasıl kaldıracağımı bilemiyordum...

Haber doğruydu, arkadaşımın babasının bana yalan söylemesi için hiçbir neden yoktu... Kendi oğlu gibi severdi beni...

Ne ki içimi kurt kemiriyor, “ya yalanlarlarsa ne yaparım“ diye mesleğimin en keskin virajlarından birini yaşıyordum...

***


Haberi yazdım gönderdim...

İstanbul’da gazete ayağa kalkmıştı...

Haberi birinci sayfadan manşete taşıyorlardı...

Gazetenin Ankara temsilcisi Orhan Tokatlı; gece 22’de bakanı arayıp çek etti...

Bakan Sermet Pasin; haberi duyunca telefonda irkildi;

-“Nereden duydun bu haberi Tokatlı?..” dedi... Orhan Tokatlı soruyordu;

-“Doğru mu haber sayın bakanım?..”

Cevap 12 Eylül günlerinin özeti gibiydi...

-“Nereden duydun bu haberi Tokatlı?..”

Sonunda Tokatlı duyacağını duymuş; telefonu kapatmıştı...

Bana dönmüş;

-“Hiçbir şey söylemiyor... Nereden duydun deyip duruyor... Demek ki haber doğru... Manşet yapıyoruz dedim Bakan’a...” diye konuşmuştu...

***


Akşam saatlerinde ben de Fransız Büyükelçisi’ye konuşmuştum...

Beyaz saçlı kurt bir diplomattı...

Beni rezidansında ağırlamış;

-“Yok böyle bir şey nereden çıkartıyorsun?.. Genç bir gazetecisin...Yanlış bir haber meslek hayatını mahveder...” demişti...

Bende şüphe uyandırmış, acaba haberim yanlış mı diye karnıma ağrılar sokmuştu...

Amaç, beni haberimle ilgili şüpheye düşürüp, haberi yazdırmamaktı...

Rahmetli Orhan Tokatlı haberi bakandan teyid edince, yazmıştım gönül rahatlığıyla...

Gece kutlamak için Tokatlı bizi, “içmeye götürmüştü...”

Arka arkaya şarap kadehlerini deviriyordum... Birkaç haftaya kadar Atina’ya gidecektim... Mesleğimin, gençliğinde ve zirvesindeydim...

***


Ertesi sabah, gazetede haber yoktu...

Fransız büyükelçisi ve ekonomiden sorumlu Bakan birlikte, 12 Eylül rejiminde haberi sansürlemişlerdi...

Gece vakti matbaaya geçilen bir teleks mesajında “kamu yararı açısından, haberin yayınlanmaması, aksi halde, gazetenin dağıtımının durdurulacağı ve sorumlular hakkında cezai işlem yapılacağı“ söyleniyordu...

12 Eylül darbesinde Milliyet gazetesine yapılan sansür, o günkü Fransız Büyükelçisi’nin girişimi ve Devlet Bakanı Sermet Refik Pasin’in inisiyatifiyle gerçekleşmişti...

Demokrasi kahramanı, demokrasinin beşiği ülkelerin, iş çıkarlara geldi mi askeri rejimlerle nasıl ittifak yapabileceğini 80 darbesi esnasında gencecik bir gazeteciyken görmüştüm...

***


Haberimin sansür yemesine, genç gazeteci rüyalarımın kesintiye uğramasına rağmen, ne Fransa’dan nefret ettim, ne de Paris’i en hatırlı şehrim olarak saymaktan vazgeçtim...

30 yıl önce 30 yıl sonra...

Yine bir Fransa haberi...

Ve Türkiye’deki Fransız mektebinde, Türk çocuklara resmi Türk Bayram’larında tatil yapma hakkının verilmemesi, bayramlarını kutlamalarına olanak tanınmaması ve Fransız müfredatının resmi bayram günlerinde hiçbir şey olmamışcasına devam etmesi...

Milliyetçiliği geçtim...

Dünyanın hiçbir yerinde insan hakları bunu kabul etmezdi...

30 yıl önce...

30 yıl sonra...

Bu kez de, Türkiye’deki iki Fransız okulunda uygulama haberi önüme düşmüştü...

Yazmamazlık edemezdim...

Yazmasaydım, kanımda dolaşan Fransız yazarlar Jean Paul Sartre’la ve Albert Camus’nün varoluşçu ruhlarına ihanet etmiş olurdum...

Yazacak ve insan haklarına uygun bir şekilde demokratik davranılmasını isteyecektim...

Bu sefer 30 yıl önce 24 yaşındayken yaptığım gibi, Fransız büyükelçisini aramadım...

O bu haberi bugün Vatan gazetesi’nden öğrenecek... Ne olur ne olmaz!..

Aramamak ve haberi çek etmeye kalkmamak daha doğru...

Nasıl olsa haber doğru...

Ve ben geçen sefere göre 30 yıl daha tecrübeliyim...

DİĞER YENİ YAZILAR