Bayram günü affın çıkması için Allah’a dua ediyorum...

Haberin Devamı

Bugün Ramazan Bayramı...

Dün son iftarlarını açtılar çevremdekiler...

Sabah çocuklarımla birlikte aynı yatakta uyanacağız kısmetse...

Bana “Bayramın kutlu olsun” diyebilecekler mi bilmiyorum...

Ama demeseler de olur...

Onlarla birlikte uyanabilmek bir Bayram zaten...

Büyükanneleri ile büyükbabalarını ararlar...

Anneleri de gelecek...

Büyük kızım da annesinin yanından arayacak...

Daha ne ister ki insan Allah’tan...

***


Çocuklarıma sarılarak uyanacağım bu Bayram sabahı Allah’a dua edeceğim...

Cezaevindeki mahkum ve tutukluların özgürlüklerine kavuşmaları için kalbi dualar göndereceğim...

Çolukları çocukları, anaları, babaları, sevgilileri, yavukluları, eşleri dostlarıyla bundan sonraki Bayram’ları bir arada geçirebilmeleri için içimden geçen duaları evrene göndereceğim...

Bu sabah onlar için niyet edeceğim...

***


Bu bir Bayram yazısı...

İçinde siyaset barındıran bir mesaj yazısı değil...

“Niyet” ifade etmeye yönelik, bir sevgi ve dua yazısı...

Hayat yordu bizi...

Hesaplaşmalar bitmek bilmiyor ülkemde...

Yenileri geliyor, daha fazla daha yenileri de gelecek belli ki...

Oysa Bayram’lar azalıyor gün geçtikçe önümüzdeki...

Her Bayram bir Bayram daha eksiliyor yaşarken görebileceğimiz...

Sevdiklerimize sarılacağımız,

çocuklarımızı seveceğimiz, eşimizle dostumuzla helalleşeceğimiz...

***


En azından devlete yönelik suçlarda genel bir affın çıkması için dua ve tüm kalbimle niyet ediyorum bu Bayram sabahı...

Cezaevinde koğuşlarında “bir parça ümitle” Bayram sabahına uyananların, ailelerine, eşlerine, çoluklarına çocuklarına kavuşmalarını diliyorum...

Bugün, yarın derken, “önümüzde Bayram’lar kalmayacak görüp görebileceğimiz...”

Bu gerçek unutulmasın istiyorum...

BAYRAM SABAHI TUNCAY’LA HELALLEŞME...

Tuncay’la (Özkan) hiç iyi günlerim geçmemişti, mesleğimizi yaparken...

Derin sandığım acılardan, geçmez bitmez sandığım üzüntülerden geçmiştim o günlerde...

Oysa şimdi onun ve kızı Nazlıcan’ın yaşadıklarına baktığımda, “benim üzüntülerimin üzüntü olmadığını fark ediyorum...”

Bu Bayram sabahı, Tuncay‘la kendi adıma “helalleşiyorum...”

Onun ve elbette dostum kardeşim Mustafa ile diğer hükümlülerin, “devletle helalleşmesini” niyaz ediyorum...

Onların “mahkumiyet kararlarını duydukları anda üzüntü ve çaresizlik içinde ettikleri lafların” gerçekte hiçbir anlamlarının olmadığını “sevgi barındıran kalplerin” hissedeceğini biliyorum...

Hesaplaşmaların nihayete ermesini, helalleşmelerin gelmesini,

Ramazan Bayramı’nın bu kutsal gününde Allah’tan niyaz ediyorum...

Bu yazıyı bir yazar olarak değil, bir insan olarak dua niyetine yazıyorum...



NİYET VE MİNA’NIN GELİŞİ...

Yıllar önce, böyle bir yaz günüydü...

İçinden geçtiğim aşkların, birlikte olduğum kadınların yaşattıklarından arta kalan tortular beni hayal kırıklığına uğratmış, yormuştu...

Tek kişilik hüzünlerden besleniyor, mazoşist duygulardan ilham alıyordum yaşayabilmek için...

***


Mina’ya Mektuplar kitabını o günlerde yazılarıma eklemeler yaparak yazıp bitirmiştim...

Aşkı yaşadığım kadınlar hakkında, kadınlara yazılan bir sürü yazıdan oluşan bir demetti o kitaptakiler...

Bir ad bulmam gerekiyordu kitaba...

Mina’ya Mektuplar olsun dedim kitabın adı...

Mina diye bir kadın var mıydı hayatımda?..

Yoktu...

“Mina” kadınların hepsiydi...

Mina kadınların aynı zamanda birisiydi...

Mina kadınların gün gelip bazılarıydı...

***


Kitap çıktı...

İstanbul’a bir saat uzaklıkta bir AVM’deki kitapçıya imza gününe davet ettiler beni...

Kadınlar toplanmıştı...

Uzun uzun soruyor, kitap ve benim hakkımda bir sürü şey öğrenmek istiyorlardı...

Ünlü bir sanatçıyla yeni bir aşka yelken açtığım günlerdi...

Kitabı yazarken, öylesine bir aşka başlayacağımın hiçbir işareti yoktu ufukta...

Ne ki, “planlanmış kariyerler” açısından yine uygun olmayan bir zamanlamayla, bir aşka yelken açmıştım...

***


Gazetelerde, televizyonlarda yaşamakta olduğum aşkın mazideki ilişkisinden kaynaklanan, berbat bir

“saldırının” hedefi haline getirilmiştim...

Orta yaşlı bir kadın elini kaldırdı söyleşi esnasında...

Soru sormak istediğini söyledi...

Belli ki, hakkımda yürütülen infazdan etkilenmişti...

- “Siz...” dedi, “kitabınız satsın diye mi, yeni bir aşk yaşıyorsunuz ünlü bir hanımla?..”

Bu türden suçlamalara, yargısız infazlara alışkındım...

- “Hanımefendiciğim...” dedim;

- “Ben kalbimi reklama alet edecek kadar ucuzlatamam ki... Üstelik, bir aşk ilişkisi kitap sattırmaz, tersine satılacak kitabın satışını engeller... Ancak bu gerçek de beni bu aşkı yaşamaktan geri koymaz...”

Kalakalmıştı kadıncağız...

***


Kitap “hayatımdaki kadınların bir rezumesi gibiydi...” Önceki gece Bodrum Gündoğan’da deniz üzerinde bir mekanda oturmuş arkadaşlarla sohbet ediyordum...

Mina’ya Mektuplar kitabının çıktığı o günlerden tam üç yıl sonra, hayatıma “Mina” isimli bir kızın girdiğini söylüyordum...

Kitap yoluyla farkında olmadan evrene mesaj göndermiştim...

O mesaj bana “Mina isminde bir kız çocuğu olarak geri dönmüştü...”

Mina benim yeni doğan dört yaşındaki kızımın adıydı...

***


Genç bir kadın okuyucum, “Mina aslında, kitaptaki kadınların hepsi... Kızınız olarak size geldiler...” deyiverdi...

Kitaptaki Babasız Kadınlar yazısını wall-paper yapmış bir okuyucumdu o genç kadın...

Mina’yı düşündüm...

Küçük kızımın, hayatımdaki kadınların bir bileşkesi olarak karşıma geldiği fikri beni heyecanlandırdı...

Tavrı ve davranışlarıyla, hayatımdaki kadınların yerini tutmaya çoktan adaydı zaten ablasıyla...

Fikri beğendim...

Heyecanlandım...

Bu Bayram sabahı, bu ülkedeki mahkumların sevdiklerine kavuşabilmesi için, edeceğim duaya ve niyete ilham oldu bu heyecan...

Çocuklarımın, tüm çocukların analarına babalarına kavuşması için bir ilham olmasını arzu ettim...

Bir sonraki Bayram çocukların daha mutlu uyanacağı bir Türkiye’de oluruz inşallah...

DİĞER YENİ YAZILAR