Başkalarına ayar verirken, yazmadığım üç dostumla ilgili son sözlerim...

Haberin Devamı

Lig başlıyor bugün şükürler olsun...

Artık futbola merhaba derken, son bir iki sözümü de söyleyeyim...

İçimde kalmasın...

Kimse bir şey ima etmedi Allah için...

Fakat ben yine de şike soruşturması ve olaylarıyla ilgili takımlarını kayıtsız şartsız savunmaya geçen, Fenerbahçeli ve Galatasaraylı meslektaşlarıma söylediklerimi baz alıp, Beşyiktaş’ı ve kendi durumumu da anlatayım...

Serdal Adalı, Tayfur Havutçu ve Ahmet Ateş kardeşim tutuklandı İstanbul Büyükşehir Belediye kupa finaliyle ilgili...

***


Serdal Adalı bu kulübün futbol şubesi sorumlusu...

Yediğim üç beş dostça yemek, keyifli saatler var Serdal Adalı’yla...

Tayfur Havutçu bir dönem yöneticiğini yaptığım takımın kaptanı, benim yönetciliğim esnasında teknik direktörle kulüp yönetimi arasındaki köprüsü, sonrasında da teknik direktörü...

Suçlandığı Büyükşehir Belediye maçından önce, yüzüne bakmıştım “bembeyazdı yüzü, ya alamazsak bu finali” diye...

Ahmet dediğim Beşiktaş’ın protokol sorumlusu kardeşim, her maçta “kelini” gördüm mü keyfimin yerine geldiği gençtir...

***


Bu insanlar benim tuttuğum takımda, yönetcilik yaptığım kulüpte görev yapıyorlardı...

Aynı camianın içindeydik, dostluğumuz, tanışıklığımız vardı elbet...

Serdal çok zengin bir aileden geliyordu...

Para pul işlerine hiç ihtiyacı olmayan zengin bir Adanalı aileden...

Tayfur, Süleyman Abi’den (Seba) Beşiktaş’a yadigar bir kardeşimizdi...

Arkadaşlık dostluk ilk günden “Yok arkadaş, benim tanıdığım bu insanlar bu işi yapmazlar” demeyi gerektirirdi...

Böylesi bir tanışıklığa, dostluğa karşın, yüreğime taş bastım yine de demedim...

Neden?..

Çünkü yargı sürecinde ben onları tanıyorum, onlar benim kulübümün adamları dersem, diğer kulüplerdeki tutuklu arkadaşlara haksızlık etmiş olurum bir...

Yargının görevini duygusal bir dokunuşla da olsa etkilemiş gibi düşünülebilirim iki..

Üçüncüsü ve en önemlisi de, ben Beşiktaşlıyım, “Bu şike soruşturmasını, fazla bağırıp çağırmadan yargıya yardımcı olarak tamamlayalım” derken, kendi kulübümü kayırıyormuş gibi bir durumu düşmek istemedim...

***


Üçünü de yakından tanıdığım bu insanlar için onlara destek olacak doğru düzgün tek bir kelime etmedim...

Sevmediğim ya da sattığım için mi onları?..

Şike yaptıklarına inandığım için mi?..

Hayır ikisi de değil...

Sadece yaşımdan, başımdan, aklımdan, izanımdan utanır duruma düşmeyeyim, “kendi takımını ve arkadaşlarını koruyor diğerlerine geçiriyor” intibaını uyandırmayayım diye, sustum bekledim...

Hatta Çarşı’nın “Aklanın da gelin” kampanyasını destekledim...

“Yahu sen bizi tanıyorsun nasıl böyle düşünürsün” demişlerse içlerinden bana; bilsinler ki, bu tutumun tek nedeni, onların sımsıcak dostluğuna elimi uzatmamak değil, bu tarafsız, objektif ve yargı sürecini torpillememek istememdendir...

Keşke, çifte standartlı, hayatları boyunca gerçekleri gizlemiş, tersyüz etmiş, olayları manipüle etmiş Türkiye’yi verdikleri “kirli gazlarla” mahvetmiş adamlar, bu tavırdan bir parça nasiplerini alsalar...

Onlar “hayata katakulli oynayan gücü” bir b.k zannediyorlar...

Oysa, hayatı güzelleştiren asaletin estetiğidir...

*****


ODA TV İDDİANAMESİ VE SONER YALÇIN İÇİN SÖYLEYECEKLERİM...

Üstünden daha bir yıl geçmedi...

Daha bir yaşını yeni doldurmuş, minik çocuklarımı birbuçuk ay boyunca göremediğim günlerden geçiyordum...

Babamın seksen yıl nice badirelerden geçmiş bünyesi; yazılanlara dayanamamış, “beyin kanaması” geçirmişti...

Sol tarafına felç inmişti...

O günlerde Soner‘in internet sitesinde, benim için yazılan yalanlardan ikrah etmiş, sonuna kadar hukuk savaşı vereceğime yemin etmiş, arka arkaya 7-8 dava açmıştım...

Sadece tazminat değil, ceza davaları da...

***


Dün Soner ve Oda TV hakkında savcının hazırladığı 134 sayfalık iddianameyi okurken, içim bir tuhaf oldu...

İddanamenede söylenen suçları işledin mi işlemedin mi bilmiyorum...

Ancak yemin ediyorum ki bu suçların hiçbirini işlememiş olmanı ve bu davanın sonunda beraat etmeni, en içten duygularımla diliyorum...

Bana hayatımda iyi kötü ne yapmış olursan ol...

Benim için ölümüm, ya da itibarsızlaştırılmam dahil ne istemiş olursan ol!..

Ne yazmış olursan ol...

Senin bu davadan beraat etmeni gönülden arzuluyorum...

***


Eyyamcılık olsun, “bak ne iyi insanmış” desinler diye mi?..

Hayır...

Sen içerdesin, “Vay anasına, omurgalı adam çıktı” diyesin diye mi?..

Hayır...

Sana sempati duyan insanlara, bir sempati rüzgarı estirmek ve bundan bir rant elde etmek isteğiyle mi?..

Hayır...

Esas nedeni şu;

Bu ülkede birbirinin gözünü oyarcasına yapılan siyasi mücadele, ülkeyi geri dönülmez şekilde cepheleştirdi...

Kan, gözyaşı, infazların gölgesinde, sağlıklı ve barışçı bir demokrasiyi kurmak gittikçe güçleşiyor...

Sürekli devr-i sabık yaratarak, mütemadiyen siyasi rakiplerimizin gözünü oyarak, darbeler, suikastler, hapisler, infazlar, intikamlar sürecini alabildiğine kullanarak bu toplumun yaşaması ve rahat nefes alabilmesini yok edecek bir sürecin daha fazla devam etmesini istemediği için...

Bu ülkede bir gün kurulacak gerçek barışın, kan ve gözyaşının üzerine inşa edileceğine inanmadığım için...

Bu ızdırap verici süreçlerin beraatle sonuçlanmasını diliyorum...

***


Benim seninle olan konularım ayrı...

Bunlar ayrı...

Sen hangi nedenle yapmış olursan ol, benim için bu konular ayrı...

Nedim ve Ahmet için görüşlerim zaten belli onları çoktan yazmıştım...

Hayırlı bir süreç olur bu dava süreci Soner için de; öyle temenni ederim...

DİĞER YENİ YAZILAR