Başbakan’ın kimyası ve evime giren hırsızlar!..

Haberin Devamı

Evde otururken, sürekli bir teyakkuz halindeyim bir süredir...

Durup durup kapılara, pencerelere bakıyorum kitliler mi acaba diye...

Eskiden pek oralı olmazdım...

Şimdi, arada bir polisi arıyorum, “hırsızlardan haber var mı?..” diye...

Eldeki bulgu ve bilgileri paylaşıyorum...

***


Beni bu halde gören birisi “Allah Allah...” diyebilir;

-”Hiç böyle değildi bu adam...”

Yıllarca Atina’da kaldım...

Evime Yunan istihbaratının gelmiş olacağını tahmin ettiğimden, bu işlere hiç kafa yormazdım...

Olabilecek en şeffaf halimle yaşamaya özen gösterirdim...

Fakat arka arkaya evime giren hırsızlar, vücut kimyamı değiştirdiler...

Artık sürekli önlemler almaya başladım...

Hırsızların kimler olabileceğine dair teoriler geliştiriyor, nerelerden girebileceklerini ve neden girdiklerini araştırıyorum...

***


Benim “hırsızlarımla“ hiç ilgisi yok fakat, Tayyip Erdoğan’ın da son zamanlarda “vücut kimyası benim gibi değişti...”

Onun kimyasının değişme nedeni, eve giren hırsızlar değil ancak, “17 Aralık’ta başlayan olaylar, tapeler, telefonlar, dinlemeler...”

Telefon dinlemeleri, tapeler ve kendinden habersiz gelişen operasyonlar, Başbakan’ın vücut kimyasını değiştirdi...

Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın “başka amaçlarının olabileceğinden“ kuşkulanıyor ve bu yüzden onunla polemiğe giriyor...

Bu kuşkusu doğru mu yanlış mı bilmiyorum...

Ama önemli değil....

Önemli olan doğru da olsa yanlış da, “bunun demokrasilerde doğal olduğunu kabullenmesi Başbakan’ın...”

Ailesiyle yalnız kalmanın, yalnız bırakılmanın ve arka arkaya siyasi operasyonların hedefinde olmanın yarattığı doğal bir psikolojik “yalnızlaşma ve tepki verme“ süreci yaşıyor...

***


Böyle durumlarda Başbakan’a yakın siyasi çevresinin, “demokrasilerde farklı ses çıkarması normal olan her kurum ve kişinin sesinin çıkmasında, bir zarar bulunmadığını“ söylemesi gerekiyor...

Benim evde sürekli hırsız aramam ve kimin hırsız olduğunu bulmaya çalışmam, ev dışındaki kimse için bir sakınca yaratmıyor...

Hırsız olaylarında doğal olarak bozulan kimyam, beni ve yakın çevremi ilgilendiriyor...

Bir de belki hırsızları...

Oysa Başbakan’ın son olaylarda bozulan kimyası, hem kendisini hem yakın çevresini hem de Türkiye’yi etkiliyor...

***


Yakınındaki siyasi çevrenin “kendisine alternatif yollar önermesini“ söyleyeceğim ama, Başbakan’ın yakınındaki çevrenin önemli bir bölümü, seçimlerden önce onu o kadar yalnız bıraktı ki, onların sözleriyle iş yapmayacağını da biliyorum...

Artık güvendiği kim kaldıysa, “Onların bir an önce harekete geçmesi lazım...”

Sonuçta bu ülkenin sikleti “bu kadar kavgayı, kargaşayı ve gerginliği kaldırmıyor...”

Mazi bunun örnekleriyle dolu...

Ve hiç birimiz maziye dönmek istemiyoruz...

HAYATIMIN AŞKINI ARADIĞIM FİLMLER...

İki yıl kadar oluyor...

Hayatımın beyazyerdede izlediğim filmlerin etkisiyle şekillendiğini kavrayalı...

Ya filmler bir süre sonra benim hayatım oldu...

Ya da hayatım gibi filmler izledim bir süre sonra...

Ama sonuç değişmedi...

Ben filmleri etkiledim...

Etkilediğim filmleri sevdim...

Filmler beni etkiledi...

Etkilendiğim filmlerden sevgiler biriktirdim...

***


İyi Kötü ve Çirkin hayatımın çocukluk yıllarını etkileyen filmdi...

Hemen akabinde vizyona giren; “Bir Kaç Dolar İçin“ ile bir Spagetti Western potburisi oluşturdular hayatımda...

Clint Eastwood ve Lee Van Cleff, “iyilerin kötülerden alacağı intikamların mutlu sonla biteceğini“ zannettiğim yıllara hükmettiler...

Aşkı tanamadığım, aşksız çocukluk yıllarımın, aşkla sevdiğim erkek kahramanlarıydı onlar...

İlk rol modelimdi Clint Eastwood...

Uzun yıllar öyle devam etti...

***


Sonra Love Story yıllarım geldi...

Ali MacGraw’a benzeyen kızlara aşık olduğum, Ryan O’Neal gibi yakışıklı jönlerden rol modeller çıkarmaya çalıştığım yıllar...

Love Story’de kanserden ölen Ali MacGraw’ın intikamını almak istercesine sonsuz kereler sonsuz aşkı aradım ilk gençlik romanslarımda...

İlk aşklarım, Love Story filminin platonik fragmanı olmaktan öteye gidemediler hayatımda...

***


Sonra aşk yanına cinselliği çağırdı...

Cinsellik aşkın yanında yer tuttu hayatımda...

Emanuelle ve unutulmaz oyuncusu Sylvia Kristel aşkın ilk gençlik romansından, cinselliğe taşındığım günlerin habercisiydi...

Slyvia Kristel gibi bir cinsel partner, Ali MacGraw gibi bir sevgilim olsun isterdim... Nedense Emanuel sevgilim olamazdı...

O cinsel partnerim olarak kalacaktı...

Ali MacGraw ise, cinsel partnerim olmaktan uzaktı...

O da “aşkım“ olarak kalacaktı...

***


Cinsellikle aşkın, bir erkeğin hayatını belirleyecek ilk sakatlanmış, sanal ayrışmasını beyaz perdeden esinlenerek yaşayacaktım...

Beyazperde hayatımı etkiler, hayatımı güzelleştirirken, psikolojimi ve kimliğimi de arada bir sakatlamaktan vazgeçmeyecekti...

***


Godfather, “aileyi, kökleri, İtalya’yı, Sicilya’yı, Amerika’da İtalyan olmayı, şarabı, makarnayı ve erkek karizmasını“ bana öğretecekti...

Aynı anda beni “babamın mazbut hayatından alıp, sokakların acımasız dünyasına fırlatıp atacaktı...”

“Baba filmiyle sokağa düşen gencin hayatına akabinde Arkadaş filmi girecekti...”

Onu sokağın gangsterlerinden ayırıp, “devrimcilerinin arasına katmak“ için...

Yılmaz Güney’in “arkadaşlığıyla“ öyle tanışacak, Melike Demirağ’ın Arkadaş şarkısıyla, sokaklarda eylem koyan devrimci genç çocuk öyle ortaya çıkacaktı...

***


Yaşanacak koskoca bir meslek ve muhteşem aşklarla süslü bir gelecek vardı o çocuğun henüz önünde...

O ise o yıllarda onun farkında değildi henüz...

Out Of Africa filmi henüz çekilmemişti...

Ne Afrika’yı biliyordu, ne Robert Redford’un uçma tutkusundan haberdardı...

Ne de Prag’dan; Çekoslovakya’ya Rus tanklarının girmesinin bir burjuva aydının gözünden anlatımından haberdardı...

Bir erkek ve iki kadın arasındaki üçlü bir aşk hikayesinin legalize edebileceğinin o güne kadar farkında olmadığı gibi...

Daniel Day Lewis’ten onun Doktor Tomas’ından, Juliett Binoche ve Teresa’sından, Lena Olin ve Sabina’sından haberdar değildi henüz...

***


İnanılmaz hikayeleri, çarpıcı dramları, romantik gitarlı melodileri, hatta melodramları, büyük aşkları, hatta trajik varoluşları içinde barındıran hayat öyküsüne ilham olan filmler çevrilmemişti henüz...

***


Vicky Cristina Barcelona ve ondan bana kalan aşk öyküleri çok uzaklardaydı daha...

Onları anlatmak bir başka yarına...

“Bir gün Mutlaka...”

DİĞER YENİ YAZILAR