Haberin Devamı
Hayatımız ve çevremiz hep “isteyen” insanlarla dolu...
İnsanlar mütemadiyen başka insanlardan birşeyler istiyorlar...
Yaşadığımız toplum, “kendisi için birşeyler isteyen insanı” teşvik ediyor...
“Ancak istersen elde edersin... İstemeyene ekmek yok... Sen iste o vermesin... İsteyenin bir yüzü kara, vermeyen zenci...” türü tekerlemeleri revaçta tutuyor...
Oysa evrenin yasaları böyle işlemiyor...
Bir şeyi istediniz diye siz o şeye sahip olmuyorsunuz...
Son zamanlarda “yaşam koçluğu” adı altında ortaya çıkan şaklabanlıklar, Secret türü kitapların yalan yanlış, eksik ve hatalı okunarak yorumlanmasının yaratığı anlamsızlıklar, tam bir kafa karmaşasına yol açıyor...
“Hayatta ne kadar çok verirseniz o kadar çok alırsınız...”
“Vermek almayı doğurur... Almak da vermeyi...”
Gerçekte vermek ile almak aynıdır...
Çünkü vermek ve almak aynı enerji akışının farklı yüzleridir...
“Haz almak istiyorsanız, başkalarına haz vermelisiniz...
Sevgi almak istiyorsanız, sevgi vermeyi öğrenmelisiniz...
İlgi ve takdir bekliyorsanız, ilgi ve takdir göstermeyi öğreneceksiniz...
Maddi zenginlik istiyorsanız, başkalarının zengin olmalarına yardımcı olmalısınız...
İsteklerinize ulaşmanın yolu, başkalarının isteklerine ulaşmasına yardımcı olmaktır...
Eğer hayatta güzel şeylerle lütuflandırılmak istiyorsanız, her tarafınızda meydana gelen güzellikleri sessizce kutsamayı öğrenmelisiniz...” diyor Deepak Chopra ve devam ediyor:
“Vermenin, kutsamanın ve dua etmenin düşüncesi bile başkalarını etkileme gücüne sahiptir...
Her tohum binlerce orman vaad eder... Öncelikle bu tohum toplanmalı...
Verimli topraklara ekilmeli ve meyve vermesi, ağaca dönüşmesi sağlanmalı...
Ne kadar çok verirseniz, o kadar çok alırsınız...
Böylece evrendeki bolluk ve bereketin devamını ve hayatınıza akmasını sağlarsınız...
Eğer verme eylemi ile kendinizi birşey kaybemiş gibi hissediyorsanız, gerçekten vermiş olmazsınız...
Bu nedenle de verdiğinizi sandığınız şey, herhangi bir şeyin artmasını sağlamaz...
İstemeyerek verilen birşeyin arkasında enerji yoktur...
En önemli nokta bir şeyi alırken ve verirkenki niyetinizdir...
Bu sürecin amacı, veren ve alan için mutluluk yaratma olmalıdır...
Çünkü bu niyet hayatı destekler, devamını getirir ve akışı çoğaltır...
Verdiğiniz şeyi ne kadar koşulsuz ve kalpten yaptığınızla doğru orantılıdır, hayatta alacaklarınız...
Verdiğiniz herşeyden keyif alacak bir yapıda olmalısınız...”
Bu sözleri şimdi kendi hayatınıza uygulamayı deneyin...
Çevrenizdeki insanları aklınıza getirin...
Size mutluluk verenler, sizden birşey istediğinde bunu ne kadar rahatlıkla yaptığınızı düşünün...
Size mutluluk ve rahatlık vermeden, sizden sürekli birşeyler isteyenleri gözünüzün önüne getirin...
Onlara ne büyük bir yük olarak bakmaktasınız değil mi?..
Bu basit karşılaştırma, insanlara kalbinizden birşeler verdiğinizde, size bunun belki de başka insanlardan misliyle döneceğini gösterir...
Vermeden alamazsınız...
Çevrenizde “sürekli birşeyler isteyen, fakat hiçbir mutluluk vermeyen” insanlardan olmayın...
“İstiyorum; niye olmuyor?..” gibi bir türlü cevabını bulamadığınız soruları sorup durursunuz yoksa...
ÇAVUŞOĞLU İLE BARANSU TARTIŞMASI...
Ömer Çavuşoğlu “muhteşem bir demagog, inanılmaz hazır cevap bir polemikçi ve müthiş bir zekadır...”
Bir programımda Abdurrahim Albayrak Galatasaray için ağlarken, attığı kahkahanın uzunluğu, CNN’deki Çok Farklı programıma jenerik olmuştu...
Son tartışmasını Habertürk’te bizim Didem Yılmaz’ın yönettiği programda Mehmet Baransu’yla yapıyor...
Baransu, dosyalara hakim bir gazeteci...
O dosyalardan örnek verdikçe, Ömer Çavuşoğlu inanılmaz zekası ve polemikçiliğiyle, “Galatasaray’a çiçek atıyor... Denizlispor’a teşvik verdiği için Galatasaray’ın o günkü yöneticilerini kutluyor... Başarılı olduklarını söylüyor... Bütün yöneticilerin zamanında bunu yaptıklarını ifade ediyor...”
Bunları söyledikten ve Galatasaray’ı teşvikten tebrik ettikten sonra, gayet zekice, “Fenerbahçe’nin maçlarında şike olduğuna hiçbir şekilde inanmadığını” söylüyor...
Ben de Fenerbahçe’nin maçlarında şike olmuş olmasını istemiyorum...
Fakat Ömer Çavuşoğlu’na hatırlatmalıyım ki, “zekasının fazla kıvraklığından kaynaklanan bu demagojik polemikler”, Fenerbahçe ya da Galatasaray’a yararlı tezler değiller...
Biz Türkiye’de fubolun temiz olmasını istiyoruz...
Her takım için, herkes için...
“Teşvik”i tebrik etmek iş değil...
Evet geçenlerde yazdığım gibi, o yıllarda “teşvik” bir suç değildi, suç olan şikeydi...
Ancak Çavuşoğlu’nun yaptığı gibi, “Teşvik yaptığını düşündüğü Galatasaray’ı tebrik etmek, Fenerbahçe’de de şike olduğuna inanmadığını” söylemek, bana çok eski usul demagoji olarak geliyor...
Beşiktaş’lı olmasam, bu olayda Beşiktaş’ın ve Çarşı’nın tutumuna çok methiyeler düzerdim...
Temiz temiz çekildiler...
“Suçsuzluğumuza inanıyoruz ancak yargının kararlarını bekleyeceğiz...” dediler...
Ortalığı velveleye vermiyorlar...
Çarşı, “Şeref’inizle oynayın, Hakkı’nızla kazanın” diye dosta düşmana kapak olacak sloganı manifestosunun başına koydu...
Bazen “hiçbir şey konuşmamak çok şey konuşmaktır...”
Bazen sessizliğin sesi, çok yüksek gelir...
Bazen kurnazlıklar değil, temiz duruşlar ses getirir...
“Allah’ın bildiği kuldan saklanmaz...”
Bu futbol kirliydi, bundan sonra hep beraber tertemiz bir sayfa açalım demek başka, “hiçbir şeye inanmıyorum” diye mızıkçılık yapmak başka...
İnternet siteleri, “Çavuşoğlu Baransu’nun ağzının payını verdi” demiş olabilirler...
Baransu’ya haksızlık ediyorsun...
O birşey yapmıyor...
Kaldı ki, tevekkülü ve bilgeliği rehber edinen insanların gözünde “o genç gazetecinin ağzının payını vermiş değilsin...”
Sevgili dostum Ömer Çavuşoğlu’na hatırlatırım...

