Haberin Devamı
Gandhi filminde, yakınlarının Hindu dilinde baba anlamına gelen “Bapu“ diye çağırdığı Mahatma Gandhi iki kez ölüm orucuna başlar...
Birinci büyük ölüm orucu, eli silahlı İngiliz kuvvetlerine karşı, Hindu, Müslüman ve diğer etnisitelerden oluşan kendi halkının hiçbir şekilde, “şiddetle cevap vermemesi“ içindir...
“Bapu“ yemez içmez, haftalarca sürdürür ölüm orucunu...
-”Onlar size saldırsa da, siz cevap vermeyeceksiniz... Duyduğunuz acı gün gelecek onların utancı olacak...” der ve eğer İngilizlere şiddet göstermeye devam ederlerse “ölene kadar bu orucu sürdüreceğini“ ilan eder...
Kendi halkı sonunda “Bapu“su karşısında pes eder...
Onu diri diri ölüme göndermektense, İngilizlerin silahlı saldırıları karşısında, kafalarını uzatıp öldürülmeyi beklerler...
Silahlı İngiliz güçleri, binlerce Hindu’yu ve Müslüman’ı öldürmekten çekinmez...
Onlara; reaksiyon göstermelerini beklercesine şiddet uygular...
Ancak “Bapu“sunu diri diri mezara göndermek istemeyen halk kendi kafasını süngüye uzatmaktan çekinmez...
Bunda politikada başarı sağlayamayacağını anlayan İngiliz işgalcileri, bu kez Gandhi’yi bir kez daha hapse atarlar...
Kendi aralarında planladıkları şekilde amaç; Gandhi’yi içeri atarak, karşı şiddeti çağırmak ve operasyonu şiddetlendirerek devam ettirmektir...
Bapu hapisten halka haber yollar:
-”Şiddet yok... Şiddet varsa; ben yok...”
Hindu’ların lideri genç Nehru, annesi, direnişin tüm önderleri içeri alınırlar... Sırf olay çıksın, kavga çıksın, şiddet ortaya çıksın, şiddet şiddeti çağırsın diye...
Fayda vermez...
Mahatma, tavrından, duruşundan, barışçıllığından, çektiği acıları karşı tarafın utancı yapma inatçılığından vaz geçmez...
İngilizler pes eder, Mahatma pes etmez...
Hindistan’da direnişçilerin gösterdiği şiddeti ölüm orucuyla engelleyen Mahatma’ya, İngiliz’ler bu sefer bir başka sürpriz hazırlarlar...
-”Direnişe neden olduğu gerekçesiyle 6 yıl hapis cezası...”
Mahatma hapiste aynı tavrını sürdürür...
İçeri girmesinin, şiddeti doğurmaması için hapisten mücadele yürütür...
Sonunda hapisten çıkar ve İngiltere’ye “bağımsızlık anlaşmasını“ imzalamak üzere gider...
İngiltere sokakları, caddeleri, işçileri, gazeteleri, halkı; yağmurlu Britanya havasında ülkelerine gelen bu yarı çıplak adamı bağırlarına basarlar...
Gandhi İngiltere’de sevgiyle karşılansa da, “kan ve şiddetle örülmüş duvarı delmiş olsa da“, esas dertleri bitmemiştir...
Ülkesine döndüğünde, beraber mücadele ettiği Müslüman lider Cinnah’ın Amerika’lılarla anlaşarak, çoğunluğu elinde bulunduran Hindu’larla aynı devlet çatısı altında olmak istemediğini ve Hindistan’dan ayrılarak Pakistan’ı kurmak istediğini öğrenir...
Cinnah’a bunu yapmaması için yalvarır... Bir ara Nehru ve diğer liderlerin önünde, Hindu çoğunluğa rağmen Cinnah’ın Hindistan’ın ilk Başbakanı olmasını önerir...
Diğer liderler “Bapu“ya itiraz ederler...
-”Biz kabul ederiz... Ama dışardaki halkı zaptedemeyiz...” derler...
Hindistan’la Pakistan birbirinden ayrılır... Pakistan bağımsız olur...
Ancak sınırlar belirlense bile, ülkenin dört bir yanında birarada yaşayan Hindu’larla, Müslüman’ları yeni topraklarına göndermek kolay değildir...
Milyonlarca insanın göçü söz konusudur...
Göç emri verilir...
İki taraflı göç sırasında korkulan olur...
Evlerden kopartılmış olmaktan birbirini sorumlu tutan iki halk birbiriyle çatışmaya başlar...
Hindu’larla Müslümanlar birbirini boğazlamaktadır...
İki halk birbirini kesmekte, boğazlamakta ve yok etmektedir...
“Bapu“ yine çaresizdir...
Yeniden bildiği en etkili yönteme başvurur...
Ölüm orucuna başlar...
Hindu’larla Müslümanlar birbirini öldürmeye devam ettikçe Bapu ölüm orucunu bitirmeyecek ve diri diri ölüme gidecektir...
Defalarca “Bapu“nun yanına gelirler...
-“Liderler açıkladı, karşılıklı şiddet bitiyor...” diye...
Bapu oralı olmaz...
Hepsi odasına gelip, silahlarını atıncaya kadar ölüm orucuna devam edeceğini söyler...
En nihayet “babu“yu ölüm orucundan vazgeçiremeyeceğini anlayan Hindu ve Müslüman liderler, Mahatma’nın odasında silahlarını yere atarlar...
Bapu ölüm orucu yaptığı yatağında bunu görünce bir bardak portakal suyu ve bir dilim ekmek ister...
Portakal suyunu içmek, ekmeği dostlarıyla paylaşarak kutlamak için...
Ganhdi filmini Digitürk’teki film kanallarında izledim önceki gün bir kez daha...
Her seher vakti sayısız infazlarla uyanıyorum Türkiye’de yıllardır...
Ne kadar “makul“u ve “barış“ı ararsam, o kadar “şiddet“ ve “infaz“ çıkıyor karşıma...
Siyasi, cezai, manevi, itibari infazların, cenderesinde yaşıyor bu kanlı coğrafya...
“Bapu“ kadar bir gücüm olsaydı ölüm orucuna başlardım...
Şiddet bitsin, infazlar sona ersin, hayat barışı çağırsın, özgürlük çoğalsın diye...
Onun yerine sadece “Bapu“nun filmini izleyebiliyorum şifa niyetine...
Babu’nun doğum günü 2 Ekim’di...
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oybirliğiyle 2 Ekim’i dünyada “Şiddete Hayır Günü“ olarak ilan etti...
Bapu; bu hayatın sonunda, Hindistan’ı zayıflattığını öne süren bir uç hareketin militanı tarafından Birla Evi bahçesinde bir duaya giderken öldürüldü...
Etrafında insanlar vardı ve suikastçi ona elini öpmek için yanaşmıştı...
Vurulduktan sonraki anıtında yazdığı şekilde, son sözünün şöyle olduğu söylenir:
-“Aman Tanrım...”
‘EĞER CEHENNEME GİTMEK İSTEMİYORSAN’
Mahatma Gandhi’nin yani “Bapu“nun, Hindu’larla Müslümanlar birbirini boğazlarken ölüm orucunda söylediği bir söz vardır...
Hindu’larla Müslümanlar birbirilerini boğazladıkları, öldürdükleri silahları bırakıp bırakmayacaklarını konuşurken bir Hindu Gandhi’nin yanına öfkeyle sokulur...
-”Kalk artık...” der...
-”Bitir bu orucu... Bir Müslüman çocuğu öldürdüm... Bu ellerimle... Utanıyorum... Cehennemde yanacağım... Ama onlar da benim bircik oğlumu öldürdüler... Tanrım dayanamıyorum artık bu acıya...”
Mahatma diğer liderlerin yanında, kendisine öfkeyle gelen Hindu’yu yatağında yarı baygın halde dinler...
-”Cehenneme gitmek istemiyorsan...” der...
-”Öldürdüğün çocuğun yaşında bir çocuk al ve onu büyüt...
Çocuk Müslüman olsun ve onu Müslüman olarak büyüt...”

