“Bana da mı Lolo?..” Darya Aslamova?..

Haberin Devamı

Takvim gazetesine konuşuyor Darya Aslamova isimli güzel Rus kadın...

- “Ben ajan değilim...” diyor “Zaten ajan olsam da söylemezdim...”

Elbette söylemezdin...

Bire bir ajan mısın, kullanılan bir aracı mı, yoksa aklınca ‘kafana estiğini’ söyletmeye çalışan bir güzel hanımdan mı ibaretsin bilmiyorum...

Ancak; röportajda “Ters sorular sorarım... Bu gazetecilik açısından bana çok yarar getirir...” türünden bir şeyler mırıldanmışsın...

***


Tereciye tere satmasan diyorum...

Hani bana “ters sorular” sormaktan bahsetmek, “Bana da mı Lolo demeye” benzer diye korkarım...

Bak güzel kadın;

Ters soruları; “BBC’de Hard Talk tipi bir programı yapıyorsan” sorarsın muhatabına...

Adamlar orada devlet başkanlarını, başbakanları, etkili ve yetkili kimseleri on the record ve live (canlı yayında) ağırlıyorlar...

O düzeydeki adamların edeceği sözler ertesi günü gazetelere manşet olur... Programın da amacı odur zaten...

***


Sen haber ve analiz yapacağın bir yabancı ülkeye muhabir olarak gidiyor ve coverage story (toparlama haber ve analiz) yapıyorsun...

Bu haberleri yaparken, Türkiye’deki ünlü ya da etkili gazetecilerle görüşüp, olayları birinci elden öğrenmeye çalışıyorsun...

Olayları öğrenmek ve coverage story yapmak üzere gelen bir gazeteci muhatabına hayli iddialı ve ne tarafa çekileceği belli olmayan bir soruyu sorup, istediği gibi cevap alamayınca, kameraya karşı ‘yoksa siz

Fethullahçı mısınız?..’ diye soru sormaz...

***


Polis sorgusunda böyle bir soru sorulsa sanığın avukatı ayağa kalkar...

Seni soru sorarken gayet yakından takip ettim...

Amacın Türkiye’de olanları, birinci elden gazetecilerden öğrenmek, ona göre bir haber-röportaj hazırlamak ve bir coverage story yapmak değildi...

O gün de sana dediğim gibi 33 yıllık gazeteciye gazetecilik öğretmeye kalkma...

Ters sorularmış!..

Ben televizyoncu, ya da gazeteci olarak sorulan ters sorularla, başka derin bir amaç için sorulan ters soruları ayırt ederim merak etme...

Sen bana mesleki açıdan niye ters soru soracaksın ki?..

Ben senin canlı yayında köşeye sıkıştırmaya çalıştığın bir figür değilim ki...

Sen benimle “Türkiye’deki durumu, Gezi Parkı olaylarını öğrenmek ve analizlerine yardımcı olmak için röportaj yapıyorsun...”

Böyle röportaj yaptığın birisine “mini kamera eşliğinde, sen öyle misin böyle misin diye sormanın haberine bir etkisi olmayacağına göre, hangi dosyaya etkisi var acaba?..”

***


Sevgili Darya...

Tereciye tere satma...

Bana da lolo yapmaya kalkma...

Senin dediğin ters soruları Türkiye’de canlı yayında kim sorarmış, git bir araştır öğren...

Güzel kadınsın lafım yok...

Fazlaca bir şey söyleyip gönlünü kırmayayım en iyisi...

Sen yoluna ben yoluma...

Ben gazeteciliğimle, sense derin güzelliğinle devam edelim kendi bildiğimiz işlere...

MISIR KATLİAMI VE MÜSLÜMAN COĞRAFYADA DEMOKRASİ...

Çok ince ve kurnazca bir algı yanılsaması yapılıyor Türkiye’de...

İnce ve bilinçli bir şekilde yapılan bu algı yönetimi, bir demokraside ne meşrudur ne değildir sorusunu iyice muğlaklaştırıyor...

Demokraside muhalefet etme serbest ve özgür bir eylemdir...

Daha doğrusu serbest ve özgür bir eylem olmalıdır...

Türkiye’de iktidarı eleştirmek;

“Ülkenin muhafazakarlaştığını” söylemek... Güneydoğu’daki ‘barış’ projesine karşı çıkmak...

Taksim’e Topçu Parkı’nın yapılmasını yanlış bulmak...

Alkollü içeceklerin rahat ve serbestçe içilebilmesini savunmak...

Kapalı alanda sigara içilmesinden yana olmak...

Ergenekon ve diğer büyük davaların siyasi niteliklerinin, hukuki niteliğinin önüne geçtiğini söylemek...

Yargının muhalifleri cezalandırmaya yönelik bir silaha doğru gitmekte olduğu kuşkusunu dile getirmek...

Dört artı dört artı dört’ün laik eğitim sistemini bozduğunu söylemek...

Bunlar doğru ya da yanlış, muhalefet etme hakkı ve özgürlüğünün sonuna kadar savunulması gereken alanlar...

***


Mesele bunları savunmak, bunlara muhalefet etmek, bunlarla ilgili uygulamaları eleştirmek değil...

Mesele, bu noktalarda kendi isteklerimizin gerçekleşmemesi halinde, “bu isteklerin olması yolunda, empoze edilecek bir zor kullanma ve seçilmiş sivil yöneticileri düşürme” yoluna gitmemek...

Müslüman coğrafyanın demokrasisinin önünde duran engellerden biri bu anlayıştır...

12 Eylül’ün, 12 Mart’ın 28 Şubat’ın, 60 Demokrat Parti vakıasının ve Menderes‘in asılmasının altında yatan temel demokratik makas budur...

***


Algı yönetimlerinde yapılan “ince kurnazlık”lar, kimin haklı kimin haksız olduğu noktasını muğlaklaştırıyor...

Mısır’da yüzde 51’le seçiliyor Cumhurbaşkanı Mursi...

Bu seçimden sadece bir yıl sonra “ülkeyi yeterince demokratik yönetmediği” gerekçesiyle bir darbeye maruz kalıyor...

Bugün Mursi yanlıları, bir yıl öncesinin demokrasiyle seçilmiş iktidar yanlısı kitleleri, meydanlarda “tutsak alınmış liderlerini” geri verilmesini istiyorlar...

Darbeyi yapanlar, “seçilmiş lideri geri vermiyor, göstericilerin dağılmasını istiyor...”

Dağılmayan on binlerce göstericiye ateş açıp, 170 kişinin ölümüne 7000 kişinin yaralanmasına neden oluyor ve bir katliama imza atıyorlar...

***


Olağanüstü hal ilan edip, sokağa çıkmayı yasaklayacaklar...

Evlerde operasyon yapıp, silah zoruyla muhalifleri alıp götürmeyi planlıyorlar...

Bu demokrasi değil...

Hiçbir tarafı değil...

Mursi’nin Mısır’da yaptıklarına karşı çıkmak, sesini yükseltmek demokratik bir hak...

Mursi’nin, antidemokratik politikalarını deşifre etmek, mücadele etmek hepsi demokrasinin gerekleri ve ödevleri...

Fakat Mursi’yi bir sene içerisinde askeri darbeyle devirip, tutsak alıp, liderlerini isteyen yüz binlere ateş açmak, 170 kişiyi öldürüp 7000 kişiyi yaraladıktan sonra, olağanüstü hal ilan etmek demokrasi değil, bir katliam...

Avrupa Birliği, “itidal” tavsiye ediyor Mısır’da...

Ne itidali?..

Kime itidal tavsiye ediyorsunuz?..

Tersi olsaydı yine itidal tavsiye edecek miydiniz?..

Beyaz Saray, durumun vahametini kavrayıp, olağanüstü halin uygulanmasına şiddetle karşı çıktığını açıklıyor...

***


Müslüman bir coğrafyada, demokrasi “Müslümanlığı yok farz ederek” kurulmuyor...

Hayat bu gerçeği bize gösteriyor...

Dini inanışların, toplumun üzerinde “zorunlu bir yaşam baskısı yaratması” demek değil bu durum...

Dini inanç bazlı bir yaşamın herkes için zorunlu olmasına karşı çıkmak bir demokrasi ve özgürlük meselesi...

Burası kesin...

Bu gerçek Mısır’da veya Türkiye’de muhafazakar kesimin, bilmesi ve içselleştirmesi gereken bir mesele...

Vardar Ovası türküsünde “Kazanamadım rakı parası” tekerlemesine karşı çıkmayacak, o kültürü bir çeşitlilik ve zenginlik olarak benimseyecek en azından onu yok farz etmeyecek muhafazakar içselleştirme bu dediğim...

***


Ancak “Müslüman coğrafya bunu böyle söylediler diye, askeri hotzotla demokrasinin geleceği bir coğrafya hiç değil...”

Mursi için meydanlarda toplanan ve ölen insanlar, Müslüman coğrafyaya gerçek ve dört başı mamur bir demokrasinin gelmesi için yapılan nihai mücadelenin kan döken şehitleridir...

Bunu Avrupa Birliği anlar mı bilmem...

Ancak bu coğrafyada Avrupa Birliği değil biz yaşıyoruz...

Önce bizim anlamamız gerekiyor...

Biz anlayacağız ki Avrupa Birliği gelirse onlar da öğrenecekler...

Müslüman coğrafyada demokrasinin nasıl işleyeceğini...

DİĞER YENİ YAZILAR