“Baltayı bileyecek zamanım yok!..”

Haberin Devamı

Kaliforniya’ya Los Angeles’a gelirken, evde durdum bir süre kitaplığıma baktım...

Binlerce kitap, ‘yeniden oku beni’, ‘göz gezdir bana’, ‘beni okumaktan mahrum kalma’ dercesine gözümün içine bakıyordu...

Aileme ve kendime yeni bir hayatın kapısını aralamaya, tazelenmeye, yeni şeyler keşfederek yeni vizyonlar açmaya gidiyordum Los Angeles’a...

Yanıma ‘hayatı yenileme, tazeleme, enerjiyi yükseltme içerikli’ kitapları almaya karar verdim...

Pasifik kıyılarında spor yaparken, aileme yeni bir vizyon açmaya çalışırken, “bunlara ihtiyacım olur” dedim içimden...

Prag’a gitmiyordum ki, “hüzünlü kar”ın, izdüşümüyle uyumlu bir paralellik arzedecek olan bir Kafka alayım yanıma...

Bir Kundera serpiştireyim çantama...

***


Yaz kış havanın 18-25 derece arasında gidip geldiği Los Angeles’tayım...

Herkes deli gibi spor yapıyor...

Penceremin önünüden, dakikada 200-250 kişi geçiyor koşan, yürüyen, köpeğiyle birlikte jogging yapan, bebeğiyle birlikte tempo tutan...

Sabah, öğlen, akşam fark etmiyor...

Günün her saati delicesine spor yapıyorlar buralarda...

Birazdan çıkacağım ben de o kalabalığa karışacağım...

Stephen Covey’in “Kendini Dengeli Biçimde Yenileme İlkeleri” başlıklı makalesini okuyorum...

-“Diyelim ki bir koruda ağacı telaşla kesmeye çalışan biriyle karşılaşıyorsunuz...” diyor...

-Ona ne yaptığını soruyorsunuz...

O da size hafif sinirlenerek;

-‘Görmüyor musun?..’ diye çıkışıyor...

-‘Ağacı baltayla kesmeye uğraşıyorum...’

***


Adamın bitkin göründüğünü farkediyorsunuz...

-‘Ne kadar zamandır ağacı kesmeye çalışıyorsun’ diye soruyorsunuz...

-‘Beş saatten fazla oldu...’ diye cevap veriyor...

-‘Çok yoruldum, çok zor bir iş bu...’

-‘İşe birkaç dakika ara verip baltayı bilesene...’ diyorsunuz...

-‘O zaman ağacı daha hızlı keseceksin...’

Adam sinirleniyor size...

-‘Baltayı bileyecek zamanım yok... Bir an önce ağacı kesmem gerekiyor...’

Gördüğünüz gibi eğer baltayı bileme zamanını kendinize ayırmazsanız, etkili bir değişimi sağlamanız mümkün olmayacaktır...”

***


Stephen Covey, yenilenmenin dört boyutu olduğunu söylüyor...

“FİZİKSEL: Egzersiz, beslenme ve stres yönetimi...

ZİHİNSEL: Okuma, hayal etme, planlama ve yazma...

RUHSAL: Değer belirleyip bağlanma, inceleme ve meditasyon...

SOSYAL DUYGUSAL: Hizmet, empati, sinerji, iç-güvenlik...

***


Baltayı bilemek temelde bu dört motivasyonun, hepsini birden ifade eder...

Doğamızın dört boyutunu da akıllıca ve dengeli biçimde düzenli ve tutarlı kullanmamız anlamına gelir...”

***


Bunlar Covey’in yazdıkları...

Ben size bu Pazar yazısı olarak süreci ayrıntılarıyla yazayım...

Keyifle okuyun...

Yaşadığımız coğrafyanın bitmek tükenmek bilmeyen hesaplaşmalarının yarattığı gerginlikten, huzursuzluktan, iç sarsıntısından, gelecek endişesinden, günün stresinden kurtulmak istiyorsanız öncelikle fiziksel olarak “Egzersiz yapacaksınız, sağlıklı besleneceksin ve stres yönetimini öğreneceksiniz...”

***


Arkasından kendini yenilemede en önemli motif olan “hayal etmeye geleceksiniz...”

Ne olacağınızı, ne olmayı arzuladığınızı, kim olmak istediğinizi hayal etmeden hiçbir şey yapamazsınız...

Önce ne olmayı arzuladığınızı, kim olmak istediğinizi hayal edin, gözünüzde canlandırın, düşüncenizde somutlayın...

Hayalinizi somutlaştırın...

Rüyanızı görünür hale getirin...

Sonra ona nasıl ulaşacağınızı planlayın...

Düşündüklerinizi, planladıklarınızı mutlaka yazın...

Hem kayda almış olursunuz ve unutmazsınız...

Hem de yazarak içselleştirirsiniz... Yazmak tahmin edemeyeceğiniz önemde bir rehabilitasyondur...

Ben günlük olarak yazmaya başladıktan sonra, “televizyonculuğa bile ihtiyaç duymayan bir ruh haline girdiğimi gördüm...”

***


Üçüncü aşama “Değer belirleme, bağlanma inceleme ve meditasyon” aşaması...

Olmak istediğiniz kişiliği, uzanmak istediğiniz amaçları gözünüzde değerli hale getirin...

Amaçlarınızı ve yapacaklarınızı değerli görmüyorsanız, bilinçaltınız harekete geçmez...

Bilinçaltını harekete geçirmenin yolu, bir şeyin değerli olduğuna kendinizi inandırmaktır...

İdeolojilerin ve psikolojik etki yaratmayı amaçlayan grupların temel noktası “çevreyi ve sizi yaptıkları şeyin değerli olduğuna” inandırmaktır...

Siz kendi değerli bulduğunuz şeyleri bulup öne çıkartın...

Onlara bağlanın...

Meditasyon yaparak ruhunuzu ve beyninizi yeni amaçlarınıza ve değerli bulduğunuz hedeflerinize göre hazırlayın...

***


Son nokta hizmet ve empati, sinerji ve iç güvenlik noktasıdır...

Kendinizi fiziken ve ruhen yeni durumunuza hazırladıktan sonra, iç güvenliğinizi ve huzurunuzu sağladığınızı göreceksiniz...

İç huzur ve güven, çevrenizle daha kolay empatiye girmenize, önyargılardan kurtulmanıza, daha olumlu ve açık düşünebilmenize yol açacak...

Bunlar bir süre sonra çevrenizdeki enerjilerle, sinerji yaratmanızı ve kendi hedeflerinize uygun kişileri bulmanızı sağlayacak...

O kadar kendiliğinden ve kolay olacak ki bu süreç siz bile bu duruma şaşırıp kalacaksınız...

İÇKİ, SİGARA VE KİLOYU BIRAKIRKEN, ŞEKERİ BIRAKAMAMAK...

Kendimizi yenileme süreçleri, uyguladığımız teknikler her şey aslında kafamızın içinde yaratılan önyargıları parçalamaya, şartlanmalardan arınmaya, yeni ve taze bir hayatı algılamaya yönelik...

Kendimi “gerçek anlamda keşfettikçe” ruhumun hafifleten bütün süreçleri, kendi başıma keyifle uygulayan bir mecranın içine girdim yıllar önce...

Her yenilenme bende yeni ve taze bir enerji yarattı...

Üstümdeki anlamsız yüklerden kurtuldum...

Birçok gereksizlikten kurtuldum...

***


Önce sigarayı tak diyerek kestim...

Herkese şaka gibi geldi...

Dokuz yıl önce bir Cuma gecesi Antep’le Beşiktaş arasındaki bir lig maçını izledim ve kebap yer, bir kadeh de rakı içerken, ‘Yarın Cumartesi, ben artık sigarayı bırakayım’ dedim içimden...

Masadakilere bile söylemedim...

Ertesi günü hiçbir şey olmamış gibi, sanki otuz yıldır günde iki paket sigara içen ben değilmişim gibi, sigara içmemeye başladım...

Tek yaptığım son bir yıl boyunca kendimi psikolojik olarak o güne hazırlamamdı...

***


İçki ise daha kolay oldu...

Sigarayı bıraktığım gün bile içtiğim tek kadeh rakı bir istisnaydı...

Rakı, viski gibi ağır ve ciğerlerimi parçalayan içkileri içmemeye karar vermiştim...

Böylece ağza doğru düzgün tat vermeyen ağır alkollü içkilerden uzaklaşmıştım...

Yerine tadı gerçekten güzel olan kırmızı şarabı ikame etmiştim...

Bir süre sonra kırmızı şarabın iki üç kadehi aştığında, ertesi günü berbat bir baş ağrısı yaptığını fark ettim...

Ertesi güne berbat bir baş ağrısıyla uyanmak işime gelmemeye başladı...

Bazı içsel psikolojik rahatlamaları sağladıktan sonra, yine aniden altı yıl önce, pattadanak şarap içmeyi de kestim...

Senede üç beş kadeh ya içiyor ya içmiyordum...

***


Kilo sorunu da spor yaparak ve hayat biçimi değiştirilerek halledildi...

Ancak bir tek şeyi halledemedim henüz...

Hiç içki içmeyince, o güne kadar hiç hissetmediğim bir tatlı yeme arzusu belirdi bende...

‘Şeker’in nasıl felaket kanserojen bir madde olduğunu bildiğim halde, şeker krizlerinin önüne kolay kolay geçemedim...

Hiçbir şey olmazsa siyah çikolata yiyordum...

Her şeyi kesebilirken, “Şeker” konusunda halen çözülemeyen bağımlılık, beni çileden çıkartıyordu...

Çocuklarımın kitlesel bombardıman ve ürün özendirme yoluyla iyice tektiklenen şekerli yiyecek ve içeceklere gösterdikleri ilgi beni zıvanadan çıkarıtyordu...

Onlar da bir süre sonra benim gibi şekere bağımlı hale getirilecek ve “zehirlenme bağımlılık düzeyinde sürecekti...”

***


Bunun üzerine arada bir bir iki kadeh kırmızı şarap içerek yemeklerden sonra hiç tatlı yememeyi deniyorum...

Biliyorum şarapta da şeker var...

Hem üzüm hem alkol...

Fakat onun az miktarından alınacak, yararlar, yemek sonrası yiyeceğim tatlıya göre çok fazla olduğundan, şimdilik onu tercih etmek sanki daha doğru gibi geliyor...

Hangisinin daha az zararlı olduğunu bir uzmana danışacağım...

O güne kadar ise “çocuklarımın tatlıya düşkünlüklerini ve bağımlılıklarını” gördükçe, için için kahroluyorum...

Çözeceğim ama, bakalım ne zaman?..

DİĞER YENİ YAZILAR