Haberin Devamı
Dün sabah uyandığımda saat 6.30’du...
Bayram bana bir acayip geldi...
Yenilenmek ve eski enerjilerden kurtulma ihtiyacı duyuyorum...
Kitaplar, bilgisayar, filmler, kanallar, cd’lerle dolu çalışma odası...
Olaylara yetişmeye çalışmaktan, hayatı düzenlemeye uğraşmaktan, aylardır doğru düzgün, fazlalıkları, dergileri, broşürleri, postaları, davetiyeleri ve kitaplığı temizlemediğimi farkettim...
Kütüphane dolalı aylar olmuş...
İkinci sıra kitaplar, birinci sırayı tamamen kapatmış...
Kitaplarla dergiler, masa ve sehpaların üzerinde, arkalarının görülmediği bir dağı andırıyorlar...
Odanın bir ucunda otururken, kitapların oluşturduğu dağlardan öteki ucu göremiyorum...
Orta yerde duran koltuğuma oturuyorum...
Eski ve benim için değersiz olan şeyleri atmaya başlıyorum...
Gelen mektuplara bakıyorum...
Atladığım neler var onları gözden geçiriyorum...
Beyaz hapishaneden gönderilmiş mütevazı zarfı o anda farkediyorum...
Mustafa’nın (Balbay) kendi eliyle bana yazdığı mektubu o sırada görüyorum...
Mektubun üzerindeki tarihe bakıyorum...
6 Eylül’de yazmış Mustafa mektubu...
Bugün 8 Kasım...
Bayram’ın üçüncü günü...
İki ay sonra bir Bayram günü Mustafa’nın mektubu tesadüfen geçiyor elime...
Saat sabahın yedisi...
“İçeri”nin burukluğuyla, yüreğin sıcaklığı var mektupta...
“Sevgili iyi gün ve kara gün dostum,
İyi gün dostluğu nereden çıktı diye sorma...
Sanılanın aksine insanların gerçek iyi gün dostu, kötü gün dostundan daha az...
Milletvekili adaylığı süreci başladığında ilk güzel olumlu yazıyı yazanlardandın...
Kara gün dostluğuna zaten diyeceğim yok...
Her fırsatta omuz verdin...
Herşey için teşekkür ediyorum...
O yazılarını saklıyorum...
Kimilerinden 2-3 tane var...
Öteki cezaevlerinden tanıdığım mahpuslar yazıları sevmişler, belki okuyamamışımdır diye kesip göndermişler...
Geniş konu yelpazesindeki yazılarını ilgiyle izliyorum...
Kimi polemiklerinde gerilmemiş olduğumu söylersem doğruyu yazmamış olurum...
Özellikle yaşama dair yazıların olduğu gün şöyle diyorum:
“REHA’bilitasyon köşesi!”
Sana “Silviri Üçlemesi”ni bir bütün olarak gönderiyorum...
Özgür günlerde görüşmek üzere...
Selamlar...
İyi çalışmalar...
Mustafa Balbay...”
MUTLULUK...
Bayramın arefe günü, Atina’da kardeşim kadar yakın olan Stelyo Yavaş, annesini kaybediyor...
Onunla ilgili yazdığım yazının sabahı Stelyo arıyor “ağladığını söylüyor...”
Telefonda konuşurken farkediyorum, hala ağlıyor...
Dikenlerin arasından, hayatı damla damla süzmeye çalışıyorum bu Bayram’da...
Dede, babaanne bitişikteki evlerinden geliyorlar, torunlarıyla biraz oynuyorlar, seviyorlar...
İki anneden üç çocuğum hepsi bendeler...
Ayşe Nazlı, annesinin “iyileşmekte” olduğunu söylüyor...
Evin içinde, hatta sitenin içinde dolaştığını haber veriyor...
İçerden çocukların kahkahalarının sesleri geliyor...
Yemek yiyorlar...
Mustafa’nın el yazısı mektubuna bakıyorum...
Kim bilir bu Bayram’da karısıyla, çocuklarıyla ne kadar hasret gidermek istiyordur şimdi dört duvar arasında...
Mina yeni kıyafetlerini giyiyor, yanıma geliyor...
Kucağıma oturuyor, başını omzuma dayıyor...
Ferzan Özpetek’in Serseri Mayınlar filminin final sahnesi geliyor gözümün önüne...
Lecce sokaklarında ailenin yürüyüşünü görüyorum...
Toplu dans sahnesini ve final kreşendosunu yaşıyorum...
Sezen’in “Kutlama” müziğinden yankılanan sesi geliyor kulağıma...
“Başımı omuzuna yaslamaya,
Hayata yeniden başlamaya,
Bağında bahçende pınarlarında,
İçimi yıkamaya geliyorum...”
Bugün Bayram...
Sezen, “Yer, gök ve yürek çiçek açıyor...” diyor...
Mahpustaki Mustafa, annesini kaybeden Stelyo gözümün önünde...
Dikenlerin arasından mutluluğu fışkırtmaya...
“Hayata yeniden başlamaya” çalışıyorum...
BİR BAYRAM HİKAYESİ...
Bir gün, oğlunu oynaması için parka getirmiş bir anne ile; kızını oynaması için getirmiş bir baba, aynı bankta yan yana oturmuş çocuklarını izliyorlardı...
Bir süre sonra baba gitmek üzere yerinden kalktı ve kızına seslendi;
-”Kızım, hadi gidiyoruz...”
Bisiklete binen küçük kız, babasının yanına gelerek ‘Lütfen babacığım, bir beş dakika daha’ dedi...
Bunun üzerine baba “Peki kızım, bir beş dakika daha binebilirsin” diye yanıtladı ve tekrar yerine oturdu...
Tam beş dakika geçtiğinde baba kızına tekrar seslendi
“Yavrum, beş dakika geçti...”
Çocuk o kadar mutluydu ki bu defa babasının yanına gelerek, yalvaran bakışlar ile baktı ve ‘Yalnızca bir beş dakika daha kalamaz mıyız?’ diye sordu...
Baba yine yerine oturdu ve “Peki kızım, elbette bir beş dakika daha kalabiliriz” dedi.
Babanın sessiz, sabırlı halini gören hanımefendi, şaşkınlık ve hayranlıkla;
“Ne kadar sabırlısınız” diye söze girdi...
Bunun üzerine adam kadına döndü ve şöyle dedi:
-”Bizim kendimize bakarak öğrenemediklerimizi, bazen hayat bize öğretiyor...”
Geçtiğimiz yıl burada kızımın abisi ile beraberdik...
Ve tam parktan ayrılırken bir sürücü oğluma çarptı ve oğlumu kaybettim...
Ardından yaşadığım acılı günlerimde hayatımı gözden geçirdim ve aynı hatayı kızımda yapmamaya kendi kendime söz verdim...
Bu nedenle önceliklerimi değiştirdim...
Aslında size dışarıdan sabır gibi görünen bu durum benim için önceliklerimi belirlemekten ibaret...
Şu an kızımın istediği ve ona gönülden verebildiğim bu ‘beş dakikalarda’ yaşadığı mutluluklar herşeye değer inanın...
“Ya bu beş dakikayı isteyecek durumda olamasaydı?..”
Burçin Ayap Acar’ın gönderdiği bir öykü bu...
Bayram’ın bu son gününde yeni bir başlangıç yapmak istiyor musunuz hayata?..
Egonuzun çerçevelerini aşıp, çevrenizdekilerin ihtiyacı olan mutluluğu vermeye çalışın onlara...
Bırakın çevrenizdekiler “o anın mutluluğunu” yaşasınlar...
Onlar “an”ların mutluluğunu yaşadıkça, siz de farkında olmadan kendi “an”larınızın mutluluğunu yaşamaya başlayacaksınız...
Nelerinizin olduğunu farkedebilirseniz, nice mutluluklar yaşarsınız...
Oysa “nelere sahip olursam mutlu olurum” diye düşünürseniz, ne o anda ne de gelecekte hiçbir zaman mutlu olamazsınız...
O an mutlu olamazsınız çünkü “mutlu olmak için gerekli gördüklerinize sahip değilsiniz...”
Gelecekte mutlu olamayacaksınız...
Çünkü onlara sahip olduğunuzda “mutlu olmak için başka şeylere sahip olmayı hedefleyeceksiniz...”
Siz geleceği düşünerek mutlu olmayı seçtikçe, o gelecek hiçbir zaman gelmeyecek...
Ne zaman ki bugünü mutluluk anı olarak seçeceksiniz, mutluluk çevrenizdeki güzelliklerle bugün karşınıza gelecek...

