Babası ‘mutluluğun bu kadarı fazla’ dedi Nilgün’e ve gitti!..

Haberin Devamı

Yüzünün içi gülüyordu geçenlerde gördüğümde...

“Hayatımın oyunu bu” demişti bana; “Hayat sen benimsin” oyunu için...

- “Oyundan önce kitabını çıkarttım... Sana gönderdim... Oyunun galası Perşembe gecesi... Gel kendi hayatımı oynuyorum...” demişti...

Perşembe gecesi ne Nilgün’ün oyununa ne de Robert Redford’un katıldığı geceye gidebildim...

İkisine de gidememiş olmaktan içime bir sıkıntı girmişti...

Dün sabah haberlere bakarken, Perşembe gecesinin katılamadığım etkinliklerinde neler olmuş diye dikkat kesilmiştim...

“Nilgün Belgün’ün babası öldü” haberini okuduğumda “ne olduğunu tam anlayamadım”, şok olmuştum...

***


Meğer Nilgün’ün “Hayat Sen Benimsin” oyununun galasının yapıldığı gecenin sabahı, babası hayata veda ediyor Nilgün’ün...

Hemen kitabın sayfalarını çevirdim...

Katı kuralları seven babası Nilgün’ün oyuncu olmasını hiç hazmedememişti...

-”Bunca yıllık kızıyım; babamla hala sizli bizliyiz... Yanındayken bir devlet büyüğüyle konuşuyormuş gibi geliyor bana... Düşün oyuncu oluşumu bile uzun süre affedemedi...

İlk oyunumu seyretmeye gelmişti ama nasıl geldi sen asıl onu sor...

Herkes kahkahalardan kırılırken, en ön sırada taş gibi bir suratla oturdu hiç gülmedi...

Metin Akpınar bir ara alı al, moru mor kulise girip, ‘Böyle gülmeyen adamları bizim moralimizi bozmak, performansımızı düşürmek için mi en öne oturtuyorlar?’ diye söylendi bile...

Nasıl utandığımı, ezildiğimi anlatamam sana...

‘O adam benim babam’ diyebildim...

Babamın oyunculuğu seçtiğim için benden intikam alma şekli buydu...”

***


Babasının oyunculuğuyla ilgili davranışını böyle anlatmış yeni çıkardığı “Hayat Sen Benimsin” kitabında...

Sanki babası Nilgün’ü doğrulamak istemişti dün...

Kızının hayatını oynadığı en büyük oyununun galasının ertesi sabahı bu dünyadan ayrıldı gitti...

- “Babamın katı kuralları içime işlemiş herhalde” demiş Gülenay Börekçi’yle yaptığı nehir söyleşisini yayınladığı kitabında Nilgün...

“Ne arkadaşlarımla oynadığımız oyunların tadını çıkarabilmişim... Ne bir parça haylazlık etmenin... Çocuklara özgü yaramazlıkları yapamamışım... Bu yüzden şimdi bile güzel bir şey yaşarken, her seferinde hakkım olmayan bir şey yapıyor gibi hissediyorum...

‘Mutluluğun bu kadar fazlası mümkün değil... Muhakkak bir şey olacak, bu bozulacak, o halde ben bırakıp gideyim’ duygusunu yaşıyorum...”

***


Hayata bakın ki, yine güzel bir şey yaşarken, gidiverdi dünyadan babacığı Nilgün’ün...

Baba ile kız arasındaki ilişkiler, bir zaman sonra büyüyecek küçük kızların hayatlarına silinemeyecek damgaları vururlar...

Her kadın içinde o küçücük kızı yaşatır...

Babasının o küçük kızını...

Babasına kendisini göstermeyi, babasının onayını içten içe almayı hayal eder...

Şöyle demiş bütün bunları anlattıktan sonra Nilgün;

- “Artık beni takdir ediyor... Hele ondan hiç maddi yardım almadığım için benimle gurur duyuyor... ‘Kızım her şeyden önemlidir... Onunla iftihar ediyorum...’ diyor”

***


Yaşın önemi yok...

Bir kız çocuğu için hala babasıdır önemli olan, onun takdiridir...

Hala kitabın bir yerinde babasının ‘Onunla iftihar ettiğini’ söylediğini yazmış...

Elbette iftihar ediyordu kızıyla babası...

Başka türlüsü mümkün olur muydu ki Nilgün’cüğüm?..

Şimdi “Hayat Ben Benimsin” oyununu annesi ve babası Allah’ın rahmetine kavuştuktan sonra “büyümüş bir kız çocuğu” olarak oynayacak Nilgün...

Eminim ki hem annesi hem de babası izliyorlar şimdi onu, uzaklarda bir yerlerde...

*****


KAR GELİYOR; YILBAŞI GELİYOR...

Pazartesi günü karın gelmekte olduğunu söylüyor meteoroloji...

Pazartesi yağar mı yağmaz mı kimbilir, ancak haber Sonbahar’ın bittiğini “Kış”ın geldiğini gösteriyor...

Şimdi Noel ve Yılbaşı zamanı Batı’da...

Hayatı yenilemenin, taze umutlara açılmanın zamanı...

Gelecek yılın heyecanı sarmıştır oraları...

Bu coğrafyaya yılbaşı heyecanı ne yazık ki Batı’ya göre daha geç gelir...

***


Onlar Aralık’ın 24’ünde Noel’i kutlarlar...

Noel’in heyecanı, alışveriş merkezlerinde bütün bir Aralık sürer gider oralarda...

Okullar tatil olacaktır...

Noel ve yılbaşı arka arkaya gelecek, hayat tatille ve bayramla birlikte yenilenecektir...

Noel arifesi gecesi, Batı dünyasında “büyük aile yemeği” yenir...

Hindinin yapıldığı ve evde sıcak aile ortamında servis edildiği akşam o akşamdır...

Daha sonra gece eğlenmeye çıkılır...

1987 yılının Eylül-Ekim aylarıydı...

Askerliğimi yapıyordum...

Birliğe kadar gelen arkadaşım kanalıyla avukata vekalet vermiş, eşimle boşanma işlemlerini başlatmıştım...

***


Kasım ayının başında askerlik bitmiş, ilk çıkan kitabımı imzaladıktan sonra, Atina’ya dönmüştüm...

Düşünmek istemediğim boşanma sürecini kafamdan atmış, hayatın normal akışına bırakmıştım kendimi...

Noel gecesi için, Atina’daki dostlarım ve arkadaşlarım “yalnız geçireceğim”i düşündüklerinden beni yalnız bırakmamak için seferber olmuşlardı...

Herkes bir taraftan Noel gecesi, beni kendi evine ya da arkadaşlarıyla biraraya geldikleri mekana davet ediyordu...

Birkaç kişilik bir arkadaş grubuna “evet” demiştim...

Noel gecesi onlarla eğlenecek, yalnız kalmayacaktım...

O gün normal bir gün olarak başladı...

Sabah Milliyet’in Atina bürosunda haberlere bakıyor, gazeteye geçilecek haberleri topluyor ve yazıyordum...

Bir taraftan da akşam yapılacak organizasyonla ilgili, telefon trafiği devam ediyordu...

İlk kez bir Noel gecesini, onu Bayram olarak yaşayan yabancılarla kutlayacaktım...

***


Merak ediyordum neler yaşayacağımı, neler olacağını...

Telefon çaldı...

Arkadaşım arıyordu...

-”Nasılsın” diye sordu...

-”İyiyim” dedim...

-”Hayırlı olsun...” dedi...

-”Ne hayırlı olsun?..” dedim...

-”Bugün mahkeme kararını verdi... Boşandın...”

Bir an durakladım...

Pek bir şey söylemedim...

Fazlaca bir şey konuşmak ağır geldi bana...

Telefonu kapattım...

Bir süre kendimle baş başa kaldım...

Nedense sonra akşamki programın gözümde “bütün cazibesini” yitirdiğini farkettim...

Batı dünyasında ailelerin biraraya geldiği gün olarak bilinen Noel günü ben mahkemede boşanmıştım...

***


Arkadaşları aradım, geceye gelemeyeceğimi söyledim...

-”Mümkün değil” dediler, “mutlaka geleceksin...”

İki arada bir derede kalmıştım...

Akşam bir süre kendimle baş başa kalmak istiyordum...

Sonunda orta bir formül buldum...

-”Gece 12’den sonra katılırım eğlencenize... Öncesinde işim var...”

O Noel gecesi evde kendi başıma kaldığımı ve geçmişten geleceğe hayatımın köprüsü üzerinde birkaç saatlik bir yürüyüş yaptığımı hatırlıyorum...

Sonra yılbaşı geldi...

Bu kez ben evde muhteşem bir parti verdim...

Yüzden fazla kişinin katıldığı yılbaşı partisi “yeniden doğuşumun” habercisi gibiydi...

***


Yine Aralık geliyor, yine bir yıl biterken, yeni bir yılın heyecanı ve umudu saracak sizleri...

Biten şeylerin üzüntüsü, yeni geleceklerin heyecanının avuntusuyla tahtaravalli oynayacaklar ruhumuzda...

Ağır ve kesif olaylarla dolu bir coğrafya burası...

Ailesiyle beraber yaşayabildiğine şükrediyor insan önce bu coğrafyada...

Sıkı sıkıya sarılmak istiyor gece yatarken insan, çocuklarına ve sevdiklerine...

O zaman umutlanıyor, o zaman tazeleniyor yeni yağacak “kar”la ve kutlanacak yılbaşıyla insan...

Karın yağmasını bekliyorum dört gözle...

DİĞER YENİ YAZILAR