Baba olduktan sonra hayat maçının ikinci devresini oynuyorum

Reha Muhtar ile Buluşmalar; Eylem Doğan

Haberin Devamı

Herkes için bambaşka hisler çağrıştırıyor baba kavramı... Bazıları manevi ya da fiziksel olarak yanında olamayan babaya duyulan özlemi, bazıları da hep güç aldığı babalarının verdiği güveni yaşıyor hayatında. Ama ne olursa olsun büyük önem taşıyor hayatımızda. Varlıkları ya da yokluklarının etkisi büyük oluyor hayata bakışımıza, seçimlerimize... İşte Reha Muhtar’la Babalar Günü’nü kutladığımız bu Pazar gününde babalığı ve onların hayatımızdaki önemini konuştuk.

* Anne sarıp sarmalayan bir sarmaşık, baba ise hep heybetli bir çınar ağacı gibi gelmiştir bana. Hani hiç yıkılmazmış gibi, hani hep gövdesine yaslanıp güç alacaksın gibi. Siz içinizdeki baba kavramını nasıl tasvir edersiniz, kısaca benzetecek olsanız neye benzetirdiniz?

Öncelikle beni ve ailesini dışarıda koruyan erkek... Beni çok sevdiğini bildiğim, benim için her şeyini verebileceğine inandığım birisi babam aynı zamanda...
Babam bende sıcaklık demek aynı zamanda... Çocukken kucağında oturduğum, keyif alıp sohbet ettiğim insan o... Babayı sadece koruyucu, anneyi sadece paylaşıcı birisi olarak görmedim ben. Babamla daha çok paylaştım... Daha sıcak ilişki kurdum... Onun kucağında daha fazla oturdum ben.

* Her hafta sonunu çocuklarınızla geçiriyor ve onlarsız kalacağınız hiçbir programa katılmıyorsunuz. Sizde büyük değişiklikler yarattı mı baba olmak, hayata bakışınız, yaşamınız nasıl değişti çocuklarınızdan sonra?

Ayşe Nazlı’nın 42 yaşında hayatıma girmesinden beri yavaş yavaş değişen hayatım, 50 yaşında ikizlerle birlikte tamamen değişti... Benim hayatım çocuklardan sonra sıfırlandı. Hayat maçının ikinci devresini oynuyorum. Birinci devre iyi oynamaya çalıştık, elimizden geleni yaptık. Şan, şöhret, başarı, para kazandık bir miktar. İkinci yarı, bambaşka bir insan var sahada. Hayata katkı yapacak, çocuklarına katkı yapacak, insanlığa katkı yapacak. Ve bu uğurda her şeyle savaşmayı göze alacak.

* Annelerimiz hep bizim için telaşlandığında ve biz bununla ilgili huysuzlandığımızda “beni ancak anne olunca anlarsın” derler ya, babalık da öyle mi, ancak baba olunca mı anlaşılıyor insanın kendi babasının duyguları?

Valla ben babamı çocukken de anlıyordum... Kabul etmesem de anlıyordum... Bakalım çocuklarla nasıl olacak... Ayşe Nazlı’yla çok iyi bir ilişkimiz var. Umarım Mina ve Poyraz’la da öyle olacak.

* Ben babamla çok fazla şey paylaşamadım ve baktığım zaman bu hayatımdaki çok kararı, çok tercihi etkiledi. Özellikle kız çocuğu için baba figürü çok önemli değil mi hayatında yani onun yarattığı eksiklik büyüdüğünde ne kadar güçlü ne kadar ayaklarının üstünde durursa dursun bir yanı hep korunma, sahip çıkılma, güvende hissetmek istemiyor mu?

Bilmiyorum... Onu bir kız çocuğu olarak sen biliyorsun. Ancak onları güvende hissettirmek için, elimden gelenden fazlasını veririm biliyorum.

* Yıllar önce “babasız kadınlar” diye bir yazınız vardı, birçok kadın gibi ben de gözlerim dolarak okumuştum o yazınızı. Orada şöyle diyordunuz “babasız kadınlar erkeklere hiçbir zaman tam güven duymaz ama her zaman hayatlarını teslim edecek kadar sever” Bu garip bir çelişki mi ya da güven duygusuna duyulan bitmek bilmez bir özlem mi?

Babasız Kadınları yazdığımda “çocuklarına doyamayan babalardan” haberim yoktu... Hayat böyle bir şey işte. Neyi bilmiyorsanız onu öğretiyor size.

Çocuk 11 yaşından itibaren baba figürünü model alır

* Peki kız çocukları için durum böyleyken erkek çocukları için nasıl bir etki yaratıyor baba figürü, nasıl etkiliyor hayatlarını? Bir erkeğin gelecekteki hayatına girecek kadınları ya da nasıl bir eş ve baba olacağını önemli ölçüde şekillendiriyor mu?

Erkek çocuk 11 yaşından itibaren baba figürünü modeller... Yaptıklarını yapar, bilinç altına atar. 11 yaşından itibaren bir çocuğun babasının yaptıkları çok önemlidir...
Söyledikleri değil.... Yaptıkları... Onun için bir süre anne baba “Ama biz yapmamasını söylüyoruz... Yine de bizi dinlemiyor” derler. O anne babalar söylediklerine değil, yaptıklarına ve davranışlarına bakmalılar. Çocuk söylenenleri değil, yapılanları ve davranışları modeller.

* Annelik kadının doğasında var, daha ilk anlarda kuruyor karnındaki bebeğiyle bağını. Ama babalık zamanla öğreniliyor. Çocuklar büyüdükçe, onlarla paylaşımı arttıkça mı babanın bağı kuvvetleniyor?

Valla ben çocuklarımla baş başa kaldığım için, derin denize aniden düşüp yüzmesini öğrendim. Kendi başıma... Zamanla öğrenmek gibi bir lüksüm yoktu. Hiç beklemediğim bir zamanda, haftada 1.5 günlük kısa zaman diliminde çocuklarımla baş başa kalmasını ve iletişim kurmasını öğrendim...

* Bir yazınızda “ben çocuğun altını değiştirmem, mamasını yedirmem onlar benim görevim değil” demiştiniz. Baba “baba” gibi olmuyor mu bunları yaptığında?

Bunları söylediğimde anneleriyle ortak hayatım vardı. Üç çocuğumla yalnız geçirdiğim saatleri, hafta sonunu anlatamam kolay değil... Onlar formüllerle anlatılamaz. Onlar bizim dördümüzün arasında. Onlar bizim anılarımız.

* Yani daha çok anne sevgi ve şefkati, baba ise gücü, korunmayı temsil ediyor ve etmelidir diyebilir miyiz?

Hayır, hiç diyemem... Elbette anneleri onlara sevgi ve şefkat veriyor. Kim daha çok sevgi ve şefkat veriyor diye bir yarış olmaz. Ancak kendi verdiğim şeyin esasen sevgi ve şefkat olduğunu biliyorum ben. Güç ve koruma, daha sonra.

* “Babalar hayal eder, oğullar yaşar” diye bir söz vardır. Siz çocuklarınız için neyi hayal ediyorsunuz?

Orhan Pamuk’un babası yazar olmak istiyordu... Kendi mütevazi ölçülerinde bir şeyler karalıyordu. Onun yarım kalmış mütevazi karalamalarından Nobel Edebiyat Ödülü sahibi bir çocuk çıktı ortaya. Orhan Pamuk “Bu ödülü babam için alıyorum... Keşke burada olsaydı da görseydi...” dediğinde boğazımda bir hıçkırık düğümlenmişti. Fazıl Say da “baba tarafından çalınamayan bir piyanonun” ortaya çıkarttığı dünya çapında bir piyanisttir. Babaların hayalleri çocukların hayatıdır...
Keşke benim hayallerim de Poyraz’ın hayatı olsa. Nerede olursam olayım, çocuklarımı izleyeceğim ben. Bulutların üzerinde olsa bile...

* Çocuklarınıza güzel anıların canlandığı babalar günleri hediye edeceğinizi biliyorum ve sizin de babalar gününüzü içtenlikle kutluyorum. Babalar gününü kutladığımız bu günde tüm babalara vermek istediğiniz bir tavsiye ya da babanıza, çocuklarınıza buradan söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Babam bana sevgi verdi, sıcaklık ve aile verdi. Güven içinde hissettirdi beni. Bir de sanırım hep içten içe gururlandığım bir “isim” verdi. Onun oğlu olmak hep, içten içe çok keyifli ve prestijli geldi bana. Teşekkür ediyorum bana bu ayrıcalığı hayat boyu yaşattığı için. Çocuklarıma onurlu ve sahici bir hayat bırakacağım. Kendilerine güvensinler, kendileri olsunlar. Annelerinden ve benden çok sevgi alacaklar biliyorum. Onlar sahici bir hayat yaşasınlar diye bütün bir dünyayı karşıma almaktan çekinmedim, bütün kötü ruhlarla savaştım ve savaşacağım ben. Çok mutlu ve sevgi dolu olacaklar. Çünkü genlerinde sahici, namuslu ve onurlu bir hayat var onların...
Her üçüyle de gurur duyuyorum. Hiç istemediğim şartlardan ve olaylardan dolayı, “yakından ilgilenemediğim dördüncüsünün” de kalbim ve sevgim her zaman üzerinde olacak. Onun babası cennette. O benim çocuklarımın abisi. Çocuklarıma sahip olabildiğim oranda, o güzel çocuk da bu sahiplikten nasiplenecek...
Bütün babaların babalar günü kutlu olsun....
Hayatta ve cennetteki bütün babaları Allah çocuklarına bağışlasın...

DİĞER YENİ YAZILAR