Baba memleketimi düşünmek ne zamandır beynimde yasaklanıyor?..

Haberin Devamı

Şükür ilk gençlik yıllarında solculuktan geliyorum, hiçbir ülkeye girme, işgal etme türü emperyal niyetlerim ve arzularım yok...

Tersine vakt-i zamanında bulunduğum Atina’da yedi yıl dilimde tüy bitti ki, sevgili ülkemin, ne Ege adalarında, ne Atina’da, ne de Makedonya’nın bir karış toprağında gözü yoktur...

Hiçbir toprakta gözüm yok, fakat bana suçluluk kompleksi duydurtmak için oynanan oyunlara da karnım tok...

***


Bu Musul ve Kerkük meselesi uzun zamandır beynimi ve kalbimi rahatsız ediyor...

Bölgede barış süreciyle birlikte, Kuzey Irak’ı da içine alacak bir “işbirliği projesinden mi bahsediliyor”, hemen suçluluk kompleksine sokmak istiyor birileri bizleri...

- “Efendim yurtta sulh cihanda sulh...”

- “Efendim başımıza bela alıyoruz... Ne Şam’ın şekeri, ne Arap’ın yüzü...”

***


Bir kere sınırlarımız dışındaki toprakları askeri güçle zorla işgal etme başka şey, bölgede oluşan yeni şartlara göre pozisyon alıp kendi çıkarlarını kollama başka...

Bu bölgede sınırlar da dahil her şey değişiyor...

Bu değişiklikler Türkiye istediği için gerçekleşmiyor...

Uluslararası konjonktür öyle gerektirdiği için değişiyor...

Birinci Dünya Savaşı sonunda nasıl değiştiyse, bugün yine değişiyor...

Birinci Dünya Savaşı sonundaki değişiklik nasıl bizim istemimiz dışındaysa, bugün de bizim irademizin dışında her şey...

***


Madem ki bu değişiklik tıpkı Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda olduğu gibi bize bağlı bir iradeyle olmuyor, o zaman uluslararası konjonktüre göre, biz de kendimize en yararlı pozisyonu alacağız...

Birinci Cihan Savaşı’nın sonunda Kerkük ve Musul’dan kendi irademizle mi çekildik biz?..

Musul ve Kerkük, Atatürk’ün Misak-ı Milli’sinin içinde değil miydi?..

Oradan çekilmek zorunda kalmamızın nedeni, o günkü uluslararası konjonktür değil miydi?..

İsteyerek değil, emperyal güçlerin bastırmasıyla zorunlu olarak çekilmedik mi?..

***


Şimdi şartlar yeni bir işbirliğine kapı aralıyorsa, bundan yararlanmak benim ülkemin ve insanımın çıkarına değil mi?..

Kerkük benim dedemin ve babamın memleketi...

Bir günden bir güne “Oraları alalım, oralara girelim“ türü emperyal ve faşizan talep ve arzularım olmadı...

Onu söyleyenlerin tam karşısında oldum yıllar yılı...

Bugün de hiçbir emperyal isteğim yok ve olamaz...

Fakat emperyal isteğimin olmaması, uluslararası konjonktürün bugün geldiği noktayı es geçeceğim anlamına gelmiyor...

Baba memleketimle arama “Berlin Duvarı gibi” bir duvar örmem gerekmiyor...

Öz dedemin yaşadığı, babamın doğduğu ata topraklarına “Oralar bize çok uzak, ne Şam’ın şekeri ne Arap’ın yüzü” diyerek yabancılaşmam zaruret arz etmiyor...

Zamanında hangi emperyal güç hangi çıkar uğruna çizdiyse o suni sınırları, gün gelir bir başka emperyal güç değiştirmek zorunda kalır...

Bir günde nasıl Misak-ı Milli’nin dışında kaldıysa, oralar kim bilir belki bir gün gelir yine Misak-ı Milli’nin içine alınır...

Uluslararası konjonktür bunu gerektirirken, “Kendi ata toprağım için, beni ilgilendiren bir durum yok...” diyemem...

Oğlumun, kızımın soyuna, oğlumun ata topraklarına ihanet edemem...

Emperyal ve faşist olmak başka şey...

Ata topraklarına saygı duymak ve ihaneti savunmamak başka...

Benim kafamda bir zamanlar “Almanya’yı ikiye bölen suni Berlin duvarı” yok...

Çocuklarım huzura erebilir...

Yattığı mezarlarında dedem ve büyük dedem de!..

ROBİN SHARMA’NIN DEDİKLERİ...

Önce Robin Sharma’dan bir pasaj alayım:

“Benliğinize hakim olma yönünde daha üst seviyelere çıktığınızda, hayatın işleyişi ve sizin onun içindeki yeriniz hakkında kendi felsefenizi geliştirirsiniz...

En derinlerinizdeki parçanızda yankı yapan gerçekleri kendiniz için seçmeye başlarsınız...

Onların size doğru gelen bilgeliklerini içselleştirirsiniz...

Size uygun gelmeyen, duygularınıza hitap etmeyen fikirleri bir kenara bırakırsınız...

Böylelikle kendinize ait yasanızı ve muhteşem hayatınızın kişisel anayasasını yeniden oluşturursunuz...

İşte o zaman ışık saçmaya başlarsınız...”

Bu pasajdan sonra, yukarıdaki ‘Barış ve Misak-ı Milli’ konulu yazıyı okuyun...

Robin Sharma’nın ne demek istediğini daha iyi anlayacaksınız!..



GAZETECİLERE ZARF İÇİNDE PARA VE AHLAK!..

İnternet siteleri yıkılıyor;

“Diyarbakır MHP il başkanlığındaki basın toplantısından sonra, dört gazeteciye zarf içinde 50 lira para verildi... Zarfta ne olduğunu bilmeyen gazetecilerden biri büroya gittikten sonra, zarfı açtığında durumu fark etti... Geri verdi... Diğer gazeteciler zarfı almadı...”

Parti yetkilileri olayın bir provokasyon olduğunu “Böyle saçma bir şeyin olmayacağını” söylüyorlar...

***


Doğrusu zarf içine konan 50 lirayı duyunca, “ya bir provokasyon var, ya da birileri işgüzarlık yapıp, harçlık niyetine verdiler...” diye düşündüm...

Gazetecilik mesleğini tertemiz yapan binlerce basın emekçisi var...

İşlerini yapar, haber peşinde koşarlar...

Bir kuruş “haram” paraya tamah etmezler...

Adları ahlak dışı hiçbir işte yer almaz...

Gazetecilikte uzun yıllar çalışanlar, “kimlerin haram paraya tamah ettiğini” kimlerin etmediğini iyi bilirler...

Kimlere zarf gittiğini, kimleri hiçbir zarfın satın alamayacağını ezbere bilirler...

***


Bu meslekte binlerce basın emekçisi, namusuyla doğru ve düzgün iş yaparlar...

Velev ki yapmayanlar varsa “bilin ki onlar da 50 liraya iş yapmazlar!..”

MHP yetkilileri durumu iyice bir araştırmalı...

Dedikleri gibi ya bir provokasyon var...

Ya da bu işlere oldukça uzak birileri işgüzarlık yapmaya kalkmış...

Her halükarda sorumluları çıkartıp aralarından temizlemeliler...

Gazetecilere gelince;

Diyarbakırlı gazeteci meslektaşlarımı can-ı gönülden kutluyorum...

Azına çoğuna bakmadan, haber dışı “ahlaksız” bir parayı almaya tevessül etmedikleri için...

Bu namuslu davranışların “örnek olmasını diliyorum...”

Tüm meslektaşlarına!..

DİĞER YENİ YAZILAR