Aziz Yıldırım niye Alex'ten yana tavır almıyor?..

Haberin Devamı

Hayatın kuantumunu çözemeyenler, “neyin neden yapıldığını” anlayamadıklarından, sık sık ofsayta düşerler...

Aziz Yıldırım tam bir yıl boyunca, çok ağır suçlamalar devam ederken cezaevinde kaldı...

Deyim yerindeyse, yaşadıkları bir Sırat Köprüsü hikayesi idi...

Kötü günlerde insanlar hayatın ve çevresindekilerin muhasebesini tutarlar...

Kötü günlerde yapılan iyilikler onun için hiç unutulmazlar...

Hayatın şifresini basit yoldan çözenler, “cenaze ilanlarına” bakarlar...

Yakınını kaybedenlerin cenazesinde bulunmanın “duygusal önemini” bilenlerdir onlar...

***


Aziz Yıldırım koskoca Fenerbahçe’nin başkanıyken, bir sabah erken saatte polis tarafından sorguya götürüldü, sonra da gün yüzü, güneş yüzü göremediği bir tam yıl geçirdi, parmaklıklar arkasında...

Bu günlerde Fenerbahçe yönetimindeki herkese “parmaklıklar arkasından gönül notları verdi...”

Bu notlar bir daha değişmeyecekti...

Gönül koyduklarını hiç affetmeyecek, gönlünü kazananları hiç unutmayacaktı...

***


Aziz Yıldırım’ın bu süreçte dışardaki en büyük manevi destekçilerinden birisiydi Aykut Kocaman...

Aziz Yıldırım içerdeyken, takımla ve kadroyla ilgili Aziz Yıldırım’ın istekleri dışında hiçbir şey yapmamış, onun direktiflerine göre hareket etmiş ve takımı Başkan’ın arkasında kenetlemişti...

Aykut Kocaman’ın ve Fenerbahçeli futbolcuların cezaevindeki Başkan’ı ziyaret etmeleri, sürekli arkasında olduklarını hissettirmeleri, kamuoyunda Aziz Yıldırım’ın arayacağı en önemli destekti ve bunu da Aykut Kocaman hiç tereddüt etmeden yaptı...

***


Elbette Alex Fenerbahçe için çok önemli bir futbolcu....

Taraftarın sevgilisi...

Heykeli dikilecek abidesi...

Aziz Yıldırım da bunu biliyor...

Ne ki konu Alex’in Aykut Kocaman’a yönelik sözlerine gelince, Aziz Yıldırım “Orada dur” diyor kaptanına...

Dünyanın yıkılacağını bilse Aykut Kocaman’ı yedirmez Aziz Yıldırım bu zamanda kimselere...

Taraftarla, Aziz Yıldırım arasında bir duygunun tonunda bir farklılık var...

Aziz Yıldırım, Aykut Kocaman için neler hissediyorsa, “En zor günlerinde onun nasıl yanında olduğunu hatırlayıp, kıymetini biliyorsa”, taraftar da aynı duyguları Alex için duyuyor...

Fenerbahçe taraftarı hapse girmedi...

Onlarca yıl mahkumiyet iddiasıyla yargılanmadı...

Fenerbahçe taraftarının zor günleri Fenerbahçe takımının “puan kaybetmeye meğilli olduğu maçların son dakikalarıydı...”

O dakikalardaki kurtarıcısı ise, Aykut Kocaman değil, Alex’di...

Taraftarla, Aziz Yıldırım’ın duygusal kahramanları farklı...

Duygusal fark, tercihlere yansımakta...

*****


“ANGUT” KOCA MUHABBETİ...

Berna Laçin tweeter’ına “her kadına bir angut koca lazım” şeklinde bir tweet atıyor...

Tepkiler art arda gelince de, ağzındaki baklayı çıkartıyor...

“Angut tek eşli yaşayan ve eşi öldüğünde başında bekleyip sonrasında yasta kalan bir kuştur naber?..” diyerek “sazan gibi araştırmadan tepki verenlerle” inceden dalgasını geçiyor...

***


Elbette her insan varlığı sırasında “tek vazgeçilmez” olduğunun, öldükten sonra da, kalanlar tarafından “kendisini önemseyen bir anma ve yas tutma” ritüelinin olmasını içten içe arzular...

Kocaların eşlerinde bunu ne kadar yaptıklarını bilmiyorum...

Fakat çağımız kadınlarının bunu ölmüş kocalarında pek yapmadıklarının yakından tanığıyım ben...

Çevremde “kocasının ölümü üzerine Angut kuşu gibi yas tutan ve onun mezarına bakmaktan başka hiçbir şeye bakmayan kimsecikler görmedim...”

Zaten sanırım öyle olması da hakça değil...

***


Biz yaşarken, öldükten sonra hep kendimizin düşünüleceğini sanan bir şizofreni içinde yaşıyoruz...

Gerçek şu ki, biz ne kadar ölülerimizi hatırlıyorsak, bizden sonrakiler de o kadar bizleri hatırlayacak...

Yani çevrede Angut Kuş’unun dışında pek bir angut bulunmayacak...

Şizofreniden kurtulmak gerektiğini çoktan öğrendim ben...

Üzgünüm Leyla!..

*****


BİLİNENE OLAN BAĞLILIĞINIZDAN KURTULUN...

Bir şeyi çok istediğimizde, o şeyin hemen gerçekleşmediğini görürüz...

“Yaşam koçluğu” kitaplarını üstün körü karıştıranlar hemen lafı gediye sokmaya çalışırlar:

“Bu secret işleri falan boş işler... Çok istediğim halde, istediğim şey gerçekleşmedi... Evrene de onca mesaj göndermiştim oysa...”

Çok istediğimiz bir şey, bizim istediğimiz sırada gerçekleşmez...

Hepinize olmuştur...

Bir süre sonra isteğimizi ve istek duyduğumuz şeyi unuturuz...

O istek kafamızı meşgul etmez artık...

Unutmuşuzdur ya da şartlar değişmiş, biz artık onu o kadar fazla istemez bir ruh haline bürünmüşüzdür...

O sırada bir olay olur ve zamanında çok istediğiniz o şeyin aniden gerçekleştiğini görürsünüz...

Şaşırır kalırsınız...

“Bir zamanlar bunu ne kadar istemiştim... İstediğim sırada değil, istediğimi unuttuğum sırada geldi...” diye içinizden geçirirsiniz...

Başımıza gelen bu olayları anlamak için Deepak Chopra’dan Zihinsel Bağımsız Yasası’nı anlatmam gerekiyor:

Aşağıdaki alıntı Deepak Chopra’dan:

***


“Fiziksel evrende bir şey elde etmek için, o şeye olan bağımlılıklarımızdan vazgeçmemiz gerekir...

Arzularımızı gerçekleştirmek için, niyetlerimizden vazgeçelim anlamında söylemiyorum bu sözü...

Sadece SONUÇLARA olan bağımlılığımızı bırakmamız gerekir...

Sonuca olan bağımlılıklarımızdan vazgeçtiğimizde, hedefe odaklı niyetimizle duruma dışardan özgürce bakabildiğimizde, arzu ettiğimiz şeye ulaşabiliriz...

İstediğimiz her şey, ancak kendimizi durumdan zihinsel ve duygusal olarak soyutladığımızda gerçekleşir...

***


İnsanlar devamlı güvence ararlar...

Güvence arayanlar, tüm hayatları boyunca bunun peşinde koşar ve asla elde etmezler...

Güvence ve kesinlik arayışı aslında bilinene olan bağımlılıktır...

Peki bilinen nedir?..

Bilinen geçmişimizdir...

Bilinen dediğimiz şey geçmiş koşullanmaların hepsinin toplamından başka bir şey değildir...

Bunda da bir evrimleşme ve gelişme yoktur...

Evrimleşme olmadığından durağanlık, düzensizlik, tıkanıklık, kargaşa ve çöküş vardır...

***


Buna karşın belirsizlik, varoluşun her anında bilinmeyene adım atmak demektir...

Bilinmeyen dediğimiz, tüm olanakların alanıdır, daima taze ve yeniliğe açıktır...

Hayatımızda belirsizlik ve bilinmezlik yoksa, yaşamımız sadece yıpranmış ve eskimiş hatıraların küflü tekrarları haline gelir...

Geçmişin kurbanı olursunuz...

***


Bilinene bağlılığınızdan kurtulun...

Bilinmeyene dalın ve tüm olanaklar alanına girin...

Bu demektir ki, hayatınızın her anında heyecan, macera ve gizem sizinle olacaktır...

Hayatın tadını büyük bir keyifle, sihir, kutlama, canlılık, neşe ve sevinç içinde çıkartabileceksiniz...

Belirsizlikler yaşıyorsanız, doğru yoldasınız demektir, sakın vazgeçmeyin...

Bir hafta ya da bir yıl sonra ne yapacağınıza dair kesin bir fikriniz olması gerekmez...

Çünkü eğer ne olacağına dair net bir fikriniz varsa ve bu fikre katı bir şekilde bağlıysanız, sonsuz olanaklar alanının kapılarını üstünüze kapatıyorsunuz demektir...

Sonuçlara körü körüne bağlı kaldığınızda niyetiniz inatçı bir kafa yapısına kilitlenir ve yaratıclığı kaybederseniz...

Sonuçlara bağlı kaldığınızda arzularınızı dondurur, yaratıcılığın tüm süreçlerine müdahale ederek evrenin sonsuz akışkanlığını ve esnekliğini engellersiniz...”

DİĞER YENİ YAZILAR