Haberin Devamı
Geçen yıl Nisan ayında, herkesin şike yasası olarak bellediği, futbolda şike ve şiddet yasası çıkmıştı...
Aziz Yıldırım ve futbol dünyasından birçok kişinin cezaevine gitmesine neden olan 11 Nisan yasası ilk çıktığında “şikeden çok, televizyonlarda kavga eden, uluorta sallayıp insanların onuruyla oynadığı söylenen ve futbolda şiddeti tetiklediği” varsayılan bazı yorumcuları ilk aşamada hedef alıyordu...
O günlerde iki ünlü spor yorumcusuyla program yapıyordum...
Canlı yayında beline beline vuruşlarıyla meşhur, kavgalarıyla ünlü televizyon yorumcularına hep “kavga etmemeleri” tavsiyesinde bulunuyor, “yeni yasanın hedefi olacaklarını” anlatmaya çalışıyordum...
O günlerde yasanın çıkmasına öncü olan Federasyon ve kulüplerin bazıları, “Sizin yorumlarınızı hedefe oturtuyor... Dikkatli olun... Canlı yayında sinirlerinize hakim olamaz, ters bir laf ederseniz, hapis cezasına gidecek cezaları alırsınız... Program da bundan nasibini alır...” diyordum...
Televizyon programının olduğu gecelerde Nispetiye Caddesi üzerindeki bir mantıcı, her hafta benim bu konuşmalarıma sahne oluyordu...
Her programda, ne zaman “tatsız bir şey çıkacak” gibi hissettiysem, yayında araya girdim, kavgaya meydan vermemeye uğraştım...
Ne var ki akacak kan damarda durmuyordu ve bela “Geliyorum” diyordu...
Sonunda bir canlı yayın konuğuyla kavgaya tutuşmasınlar, yeni yasadan başlarına bela almasınlar diye, araya girdim...
Onlara iyilik yapmaya çalışıyordum...
Kavga ettirmemeye ve yayını salim şekilde sürdürmeye uğraşıyordum...
Onlar ise aniden oklarını çevirip beni hedef almaya başladılar...
İyiliğe karşı kötülük bulmuştum...
Korumaya karşılık hedefleri olmuştum...
Fakat sınav daha bitmemişti...
Bir süre sonra “Aziz Yıldırım’ın da içinde bulunduğu birçok kişi şike yasasından tutuklandı...”
Tutuklananlar arasında o gece orada yorumcular, “kavga etmesinler, şiddet yasasından ceza almasınlar” diye araya girdiğim canlı yayın konuğu da vardı...
Hayatın garip tecellisine bakın ki, canlı yayına katılan o konuk şike almaktan suçlanmaktaydı...
Yorumculardan biri aniden durumdan vazife çıkardı...
“Bizi konuşturmadı, adam da şike yapmıştı... Acaba neden” demeye başladı...
Ağzım bir karış açık kalmıştı...
Televizyon programında “başlarına bir bela gelmesin” diye araya girmeye çalıştığım yorumculardan biri, “şike alanı konuşturmamı engellemek istedi” diye dolaylı yoldan suçlamaya başlamıştı...
Bu yönde ifade de verdi...
Şaka gibiydi...
Hayatta bir insana yapmaya çalıştığın iyiliğin, böylesine bir hıyanetle arkadan vurulması bana şu iç sesi söylemeyi öğretmişti o günlerde:
“Tevekkülle bekle...
Hayat değişecek, sana bunu yapanlar, bu yaptıklarından dolayı gün gelip senden utanacak...
Onlar bu iyiliğe karşı bu kötülüğün bedelini mutlaka ödeyecek...
Adli ilahi, ya da takdir-i ilahi mutlaka tecelli edecek...”
Bir süre sonra atmaya çalıştıkları o iftira elbette tutmadı, tutamazdı...
Biri bunları söyleyerek hiçbir suçu olmayan bana karşı yanlış yaptığını kapalı kapılar ardında itiraf etti...
Ötekiyle hiç konuşmadım...
İftarasıyla baş başa kaldı...
Geçenlerde 28 Şubat dönemiyle ilgili yargılama başlayacak dendi...
Bu sefer HAS Parti Ankara İl Başkanlığı, suçlu olduğunu düşündüğü dönemin sorumluları ile altı gazetecisi hakkında suç duyurusu yapacağını açıkladı...
Gazetecilerin gazetelerde, internet sitelerinde boy boy resimleri yayınlandı...
Fakat bu açıklamadan hemen sonra araya hurafeler girdi...
Bu altı gazetecinin beşinin adı aniden listeden çıkartıldı...
Olumlu bir gelişmeydi, gazetecilerin suçlanmasından vazgeçilmesi...
Fakat o sırada tıpkı şike soruşturmasında olduğu gibi, inanılmaz bir olay meydana geldi...
Gazetecilerin isimlerinin sorumlu olarak uçtuğu suç duyurusuna, tam suçlu sayılmadan, muğlak bir ifadeyle başka bir gazetecinin ismi yerleştirildi...
Şike soruşturması esnasında ceza almasınlar diye kavga ettirmediğim yorumcunun yaptığının bir benzerini bu kez 15 günde değişen bir listede “kuşkulu birilerinin eliyle yine ben” yaşayacaktım...
Olayın belgelerini topladım...
15 gün arayla hazırlanan iki suç duyurusunun asıllarını buldum...
Bazı belgeleri yayınladım...
“Arada derede ne oldu” diye sordum...
Ona doğru düzgün cevap verilmedi, fakat bu arada başka bir şey oldu...
Bir başka uyanık kesim, benim adımı kullanarak, tam da tahmin ettiğim gibi, kendilerini “saklama” yoluna gitmeye başladılar...
Güya beni hedef gösterip, beni öne sürüp, kendilerine kamufle etmeye giriştiler...
Aylardır bütün Türkiye’ye “korku” mesajları gönderip, el altından herkese göz kırpanlar, inanılmaz bir kumpasla beni büyüteç altına aldırmaya çalıştılar...
Şike soruşturmasında bu hıyanetlerin benzerini yaşamıştım...
Şimdi bir kez daha yaşamaktan hiç gocunmayacaktım...
Bu uyanıklara çok önemli bir notum olacaktı...
Beni öne sürecek kurnazlıkla, arkama saklanarak iş çevirmek hayatta yapacakları en büyük salaklık olacaktı...
Hayatta temiz oynayanların arkasında dururdum... Önünde de dururdum...
Fakat kirli oyunlara girenler yaptıklarını fazlasıyla öderdiler...
Hayatta ne 28 Şubat, ne devrilmeye çalışılan hükümet, ne kurulan hükümet, ne sermaye, ne ticaret hiçbiriyle hiçbir ortak işim olmadı...
Kimseyle aynı yolun yolcusu olmam...
Karakterime ters, onlar da yaptıkları da...
Herkesin yolu kendineydi, bugünkü gibi benimki de kendime...
Alnım ak, yüzüm pak...
Yaptığım her şeyin hesabı anamın ak sütü gibi...
Başkalarına gelince...
Asaletimin verdiği tevekkülü zorlamasınlar...
Gün gelir ilahi adalet çok utandırır onları!..
İYİ KÖTÜ VE ÇİRKİN’DEKİ TUCO KİM ACABA?..
CNBC-e’de her hafta Perşembe akşamları klasik Western filmlerinden birini yayınlıyorlar...
İki haftadır kanal üst üste, tüm zamanların en iyi 250 filmi arasında 5. sırada yer alan İyi Kötü ve Çirkin’i yayınlıyor...
Benim hayatımı da en fazla etkileyen iki üç filmden biri İyi Kötü ve Çirkin kuşkusuz...
Önceki gece belki 20. kez bir daha takıldım kaldım filme...
Clint Eastwood’un oynadığı İyi yani Blondy (Sarışın) “gerçekten iyiyi” temsil ediyor...
Dostlarını satmayan, ortağının eşit hakkına saygı duyan, başkasının parasında gözü olmayan, adil, dürüst, pes etmeyen, yetenekli ve cool bir karakter “İyi” karkateri...
Lee Van Cleff’in oynadığı Melek Göz yani “Kötü” karakteri ise insanlara işkence etmekten çekinmeyen, kişisel çıkarı için zulüm eden, insanların haklarını gasp eden, bulunduğu görevleri kendi çıkarı için kullanan zalim ve gaddar bir insan...
Filmin en önemli karakterinin yıllarca “İyi” olduğunu zannederdim ben...
Oysa önceki gece izlerken bir kez daha gördüm ki, filmin en önemli karakteri “Çirkin” karakteri...
Çünkü “Çirkin”, aslında çirkin bir insanı karakterize etmiyor...
Çirkin hayata karşı güvensiz bir karakter...
Gün geldiğinde kendi çıkarı için dostunu satmaktan çekinmiyor...
Çok kötü ve zalim değil...
Fakat kesinlikle güvenilmez ve zor zamanda en yakın dostunu yarı yolda bırakacak türden bir oportünist...
Eli Wallach oynuyor Çirkin’i yani Tuco’yu...
Tuco’yu izledikçe, hayatımda çok yakınımda olan herkesin yakından tanıdığı fakat adını kesinlikle söylemeyeceğim benim bildiğim Tuco geliyor gözlerimin önüne...
O da aynı Tuco gibi...
“Günlük çıkarları” her daim ön planda ve başına bir çorap örüleceğinden hep endişeli...
Bu endişe onu hep hayata karşı güvensiz ve işine geldi mi akrep gibi sokacak biçimde öldürücü hale getiriyor...
Zor zamanlarınızda kendisini güvende hissetmemişse “sizi hep satmasıyla” meşhur...
O kadar çok satmış ve tıpkı Tuco gibi o kadar çok sizden özür dilemiş ki, yeni özrünün bir dahaki sefer için hiçbir anlam teşkil etmediğini biliyorsunuz...
Yine de onu defterden bütünüyle silmenizi engelleyen bir yapısı var...
En anlamlısı İyi Kötü ve Çirkin’in son sahnesi...
Yaptıklarına karşılık ipi geçiriyor boynundan onu Clint Eastwood...
Bir tahtanın üzerinde, önünde kendi payına kalan 100 bin dolarla ecelini bekliyor...
“Sarışın” atıyla uzaklaşıyor uzaklaşıyor...
Eceli geldiğini düşünen Tuco korku ve panik içinde dakikalarca boynu ipte üzerinden ter bekliyor...
İyice uzaklaştıktan sonra tüfeğiyle nişan alıp, boynundaki ilmiği parçalıyor filmin iyi karakteri olan “Sarışın” yani Clint Eastwood...
Tuco böylece kurtuluyor ve payına kavuşuyor elleri bağlı bir halde...
1966 nire, 2012 nire?..
Western nere, İstanbul nere?..
46 yıl sonra Tuco’yla hâlâ yaşamak zorunda Blondy...
GÜNÜN ANLAMLI SÖZÜ
ÇOCUKLARI ÖRNEK ALIN...
“Önümüzdeki haftalarda en eğlenceli yanınızla, içinizdeki çocukla yeniden bağlantıya geçmek için kendinize zaman ayırın...
Çocukların olumlu taraflarını gözlemlemek için zaman ayırın ve onların her halükarda enerjiyle dolu olmalarını, yaratıcılıklarını ve anı yaşama becerilerini kendinize örnek alın...
‘Ben çok meşgulüm’ demeyin sakın...
Karıncalar da meşgul...
Önemli olan, neyle meşgulsünüz?..
Robin Sharma...”

