Aziz Yıldırım başkanlıkta kalmamalı...

Haberin Devamı

İlk gününden beri, Fenerbahçe’nin “mahkeme ve savcı iddianamesi ortaya çıkmadan” küme düşürülmemesi gerektiğini yazıyorum...

Birçok kişi bu karara “O zaman Futbol Federasyonu niye var” diyerek karşı çıkıyor...

Federasyon şu anda gizlilik nedeniyle verilemeyen savunmaları alacak...

O savunmalar olmadan “kesin cezayı kesmek istemiyor...”

Haklıdır...

Çünkü kesilecek ceza sadece futbola ve takımlara yönelik olmayacak...

Yayıncı kuruluş önümüzdeki sezon kolay kolay naklen yayın paralarını ödeyemeyeceğini söyledi...

Bankaların borçları kapıda...

Bu durumda bu kulüpler ne yapacak?..

Kapılarına kilit mi vuracak?..

Onlar kapılarına kilit vurursa Türk futbolu ne olacak?..

***


İnsan bir eleştiri yaparken, bunun sonuçlarını, ekonomik boyutunu, açacağı sosyal handikapları da bir hesap eder...

Elbette bu saatten sonra hiç kimse “şike”nin örnek bir davranış modeli olarak benimsenmesini istemiyor...

Adalet duygusunun rencide edilmemesi de haklı bir serzeniştir...

Ancak adalet duygusu esas, savunması bile alınmayan bir kulübün, “cezalandırılması durumunda” dumura uğrar...

***


Dün akşam Fenerbahçe İkinci Başkanı sevgili Nihat Özdemir’in açıklamalarını okudum sıcağı sıcağına...

Kararı olumlu karşılıyor, “Aziz Başkan’ı bırakmak istemiyoruz...” diyor...

Elbette ahte vefa göstermeliler ve Aziz Yıldırım’ı bu zor günlerinde yalnız bırakmamalılar...

Ancak tedbirli olarak Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na sevk edilen Aziz Yıldırım, Fenerbahçe’de aktif başkanlığı bırakmalı...

Federasyonun aldığı karar, olaylardaki gerginliği tırmandırmaktan ziyade, yumuşatmaya, azaltmaya ve bir çıkış yolu bulmaya yönelik bir karar...

Bu kararı desteklemek için Fenerbahçe seyircisi de gerginlikten ve protestodan uzak bir tutumu benimsemek zorunda...

Fenerbahçe’yi daha fazla sahanın ortasına atmamalı kimse...

Adalet tecelli edecektir...

Federasyon yapabileceği her şeyi yaparak, büyük eleştirileri de göze alarak herhangi bir cezayı şimdilik vermeme yoluna gitti...

Bu durumda, hala bir protestonun olması, Fenerbahçe’ye de Türk futboluna da büyük zarar verir...

Herkes takkesini önüne koyup bir düşünmeli artık!..

*****


MERAL OKAY: BİR 78’LİNİN KANSERLE SAVAŞI...

Onu Akademi Türkiye programını sunarken yakından tanıdım... Benim yaşımdaydı...

Ben Kolej’de okurken, o da Ankara’nın etkili liselerinden Cumhuriyet Lisesi’nde okumuştu...

“Sol” dünyalardan aynı yıllarda geçmiştik...

O yıllardan geçenlerin, birbirlerine bakarken, sadece kendi aralarında anlaştıkları bir dil vardır...

Gözlerinle birbirine “karşı başka bir iletişim” kurarsın...

O bakışta, “Seni biliyorum... Neler yaşadığını?.. Nasıl sıyırdığını?.. Üzerinde nasıl izler bıraktığını?.. Şimdi neyi nasıl yaptığını ve niye böyle yaptığını?..”

Her şey vardır o bakışta...

Birbirini anlarsın..

Tankların üzerinden geçtiği bir gençliğin, silahların gölgesinde yaşanan yarım kalmış aşkların, bir türlü tatmin edilememiş bir özgürlük nidasının haykırışlarıdır onlar...

Çokça, Felsefe’nin Temel İlkeleri’nden, öğrendiklerinden kendine bir çıkış yolu bulmuşsundur...

Birbirini gördüğünde, toplumsal bir katliamdan, bireysel bir çıkış çabasının izdüşümlerini görürsün...

Her şeye rağmen yenilmemenin ve kaybetmemenin verdiği o gurur vardır...

Yenilmiş sayılan bir kuşağın kollektif bilincinin izdüşümlerinde...

***


Akademi Türkiye programında onu gördüğümde bakışlarında; o kişisel savaşın ve yenginin izdüşümlerini görmüştüm gözlerinde...

Bir iki ay önce bir restoranda karşılaştım... Hasta olduğunu söyledi...

Kemoterapi gördüğünü anlattı...

Ayaküstü konuştuk...

Yıkılmaz bir armadadır Meral...

Ne ölümler gördük, ne ölümlerden geçtik?..

Ne katliamlar gördük, ne hain pusular, ne provokasyonlar, ne tertipler?..

Bize bir şey olmaz arkadaş!..

O gün gözlerinde, yine o muzip bakışı gördüm... Yenilmiş, gadre uğramış, iğdiş edilmiş bir kuşağın içinden, hala yenilmemiş kalan, birkaç kişiden biriydi o...

O kişisel direnişin muzip bakışları gözlerinden okunuyordu yine o gün...

Hiç merak etme bize bir şey olmayacak arkadaş!..

Bir kıvılcım düşer önce...

Büyür yavaş yavaş...

***


SAĞLIKLI YAŞAMAK İÇİN KOŞMAYI BIRAKIN; YÜRÜYÜN...

Dün sabah, Osman Müftüoğlu geldi masaya...

Arada bir İhsan Kalkavan’la Beşiktaş muhabetti yapıyoruz sonra Osman Hoca’yla sağlıklı yaşam konusunda dünyadaki son buluşları konuşuyoruz...

Biz Beşiktaş’ı konuşurken Osman Müftüoğlu, “Aman” diyor, “Ben light Galatasaray’-lıyım... Fakat benim oğlan, yüzünün yarısını sarıya, diğer yarısını kırmızıya boyayacak kadar hasta bir Galatasaraylı... Onu üzecek bir şey yapmayın...”

***


Ne ilginç bir hastalık bu futbol...

Ne büyük bir ortak payda...

İhsan Kalkavan’la konuşurken, son 20 yılın bütün maçlarının üzerinden geçiyoruz neredeyse...

Dibine vuruyoruz muhabettin deyim yerindeyse...

Artık kimlerin kulakları çınlıyor orasını bilmem...

Neyse biz dönelim Osman Müftüoğlu’ndan aldığımız son bilgilere...

Bu bilgiler sağlıklı olmak isteyen herkes için geçerli...

“Koşmayı bırakın... Yürüyün...” diyor Osman Hoca...

***


Hoca’ya göre, “Uzun süreli koşma bizim insanın genetik kodlanmasına müsait değil... İnsan genetiğinde koşma eylemi, insanın kaçma ya da kovalama duygusunu hatırlattığından, stresi tetikliyor salgıladığı hormonlar yaşlanmayı artırıyor...

Oysa yürüme insan doğasına daha uygun bir eylem...

Günde bir saat yürüme, sağlıklı uzun yaşam için mükemmel bir egzersiz...”

İhsan Kalkavan’la meseleye daha fazla ilgi duymamızı sağlamak için Osman Hoca, konuyu futbolculara getiriyor...

“Eğer koşma çok sağlıklı bir şey olsaydı...” diyor;

“Dünyada en fazla koşan meslek grubu futbolcular... Bu durumda futbolcular dünyada en uzun yaşalan insanlar olurlardı... Oysa böyle bir veri yok... Tersine futbolcuların çok uzun yaşadıkları söylenemez... Hatta şöyle diyebiliriz... Futbolcular arasında en uzun yaşayanlar, kaleciler... Bu da koşma eyleminin uzun yaşam için gerekli olmadığını gösteriyor...”

***


Osman Hoca sanıyorum bayramdan hemen sonra “uzun yaşalan insanların adası Sardunya’ya” gidecekmiş...

Ayşe’yle (Arman) beraber...

Uzun yaşayan adalıları yeride incelemek amacıyla...

Sevgili Ayşe‘nin gazeteciliğine engel olmadan bir iki ayrıntı vereyim Sardunyalılarla ilgili Osman Hoca’nın ağzından...

“Uzun ve sağlıklı yaşamalarının temel sırrı koşmuyorlar, ancak doğal yaşamlarının doğal sonucu olarak her gün kilometrelerce yürüyorlar...

Üstelik yokuş çıkarak, inerek, yani düz yolda değil...

İçtikleri şarabın üzümü, Ada’nın yüksek tepeleri fazla güneş aldığından, korunmak için yüksek antioksidan maddesi üretiyor...

Bu da direkt olarak şaraba yansıyor...

Sardunyalılar tahminlerin aksine fazla balıkla beslenmiyorlar...

Tepelerdeki köylerde, süt, yoğurt, tahıl temel beslenme maddeleri...

Ancak keyfililer ve stres üretmiyorlar...

Sohbetleri keyifli ve bu alzheimer gibi hastalıklardan uzak kalmalarını sağlıyor...”

***


İstanbul Levent’teki Additional Otel’de yeni bir “uluslararası detoks merkezi” açacak...

Bugünlerde onun çalışmalarını yapıyor...

Ben çocuklarımla kendi dünyamda detoksumu yapıyorum...

Onların bana verdiği sevgi ve enerji, bütün detokslara bedel...

DİĞER YENİ YAZILAR