Haberin Devamı
Dün Milliyet gazetesinde çok önemli bir haber çıkıyor:
“Aziz Yıldırım’ın 1 milyon üyeli Fenerbahçe idealine doğru düğmeye basıldı... 300 bine yaklaşan ‘taraftar kart’ sahiplerinin kolay üye olabilmesi için çalışmalar başladı... Taraftar Kart yoluyla 2 milyona yakın Fenerbahçeli’nin kulübe üye yapılması planlanıyor...”
Aziz Yıldırım’ın “inanılmaz bir hamlesi” bu...
Bir taşla üç kuşun bir arada vurulduğu, hayati derecede önemli bir hamle...
Aziz Yıldırım şike soruşturmasından halen Metris Cezaevi’nde tutuklu...
“Futbolda şiddeti önleme yasasında” nasıl bir değişikliğin olacağı henüz bilinmiyor...
Kaldı ki değişiklik olsa bile, bu yasanın geriye yürüyüp yüremeyeceği tam bir muamma...
Aziz Yıldırım’la ilgili beş maçta şike yapıldığı iddiası var...
Bunlardan hepsinde değil, birinde ikisinde bile şike suçu sabit görülürse, Yıldırım yasaya göre, yıllarca hapiste kalabilir...
Bu dava Aziz Yıldırım ve arkadaşları için laf olarak değil gerçekten “hayati” bir dava...
Bu “hayati” davada, Aziz Yıldırım bir milyon taraftarın üye olduğu Fenerbahçe’de, oyların büyük çoğunluğunu alarak “Başkan” olmak istiyor...
Bir milyon Fenerbahçeli’nin oy verdiği, yüz binlerce Fenerbahçeli’nin oyuyla Başkan seçilecek Aziz Yıldırım’ı, hüküm giymedikçe kulüp dışına kolay kolay hiçbir güç atamaz...
Aziz Yıldırım deyim yerindeyse Tayyip Erdoğan gibi, “demokrasi” formülüyle, üzerindeki sınırları aşmak istiyor...
Nasıl Tayyip Erdoğan Nisan’da askeriyenin e-mail muhtırasını, seçimlerde aldığı oylarla aştı...
Yürütme ve iktidar gücünün arkasına hep halkın oylarını aldı, aynı yöntemi Aziz Yıldırım da deneyecek...
Aziz Yıldırım’ın şu anda Fenerbahçe camiasındaki popülaritesi çok yüksek...
İçerde olduğu için “mağdur” konumda ve dışardaki Fenerbahçeliler’in büyük çoğunluğu “Başkan’ın Fenerbahçe için içerde olduğunu” düşünüyor...
Geçtiğimiz hafta Türkiye çapında yapılan bir kamuoyu yoklaması, istatistik okumasını bilmeyenler tarafından çok yanlış yorumlandı...
O araştırmada Türkiye’nin yüzde 66-67’si Aziz Yıldırım’ın suçlu olduğuna inanıyordu...
Araştırmanın sonuçları “Kamuoyu Aziz Yıldırım’ın suçlu olduğuna inanıyor” şeklinde yayınlandı...
Ne büyük bir hata!..
Oysa o araştırmanın doğru okunuş biçimi şöyle olmalıydı:
“Türkiye’nin yüzde 33’ü ‘Aziz Yıldırım şike suçu işlemedi’ diyor...”
Öyle ya...
Türkiye’de Fenerbahçe’nin dışında sadece süper ligde 18 kulüp var...
Bunun birinci ligini, ikinci ligini hesaplarsanız, en az 50 takımın kendi taraftarı ve seyircisi var...
50 kulüp taraftarı arasında Aziz Yıldırım şike suçu işlemedi diyenlerin oranı yüzde 33’se, Fenerbahçeliler’in neredeyse tamamı Aziz Yıldırım’ı suçsuz görüyor demek...
Fenerbahçe taraftarındaki bu oran, kongreyle yansırsa estirilecek rüzgarla Aziz Yıldırım kongrenin ezici çoğunluğunun oylarını alarak, Fenerbahçe’ye Başkan seçilir...
Arkasına yüzbinlerce oyu alan bir Fenerbahçe Başkanı hakkında karar verecek mahkeme üzerinde de “inanılmaz bir psikolojik baskı oluşur...”
Fenerbahçe taraftarının ilk günlerde Saracoğlu’ndaki tepkisini hatırlarsanız, davanın ilerki aşamalarında, kongre üyesi yüzbinlerce Fenerbahçeli’nin Başkan’larıyla ilgili neler yapabileceğini de görebilirsiniz...
Üç dönemdir arka arkaya seçimleri büyük farkla kazanan Tayyip Erdoğan, önündeki engelleri birer birer arkasındaki çoğunluğa dayanarak geçince, elbette ki bir “teamül” oluşturacaktı...
“Teamül”ün şike davasına karşı kullanılacak olabilmesi sizi aldatmasın...
Fenerbahçe’nin yeni kongre üyesi seçilecek taraftarı, Başkan’ın şike yaptığı için değil, Fenerbahçe için içerde olduğuna inanıyor...
VATAN GAZETESİ BİR İNSAN OLSAYDI...
“Hiçbir şeyi kaçırmak istemezdi...
Ajandası kalabalık...
Sorumluluk sahibi, titiz, belki biraz da hedonist (insan eyleminin nihai anlamda haz sağlayacak bir biçimde planlanması gerektiğine inanan kişi) bir adam olurdu...
Örgütlü ve seçici bir hayatı olurdu...
Hayatında her şey ve herkes yerli yerinde olurdu...
Alışverişe özel bir düşkünlüğü olabilirdi...
Ev ve aileye ilişkin konular bu önceliklerin ardına eklenebilirdi...”
Mediacat Ekim sayısında, “Gazeteler ete kemiğe bürünse ve bir insan olsa, hangi niteliklere sahip olurdu?..” sorusuna cevap arıyor...
“Sorumluluk sahibi, biraz hedonist, örgütlü ve seçici bir hayata sahip, hayatında herkes ve her şey yerli yerinde, alışveriş ev ve aile öncelikli bir hayat sahibi” diye tarif ettiği ben değilim VATAN gazetesi...
Fakat gazeteleri yapanlar insanlardır...
Gazetelerin kimliklerinde o gazeteyi yapan insanların kişilikleri vardır...
VATAN gazetesini ben yapmıyorum...
İsmail Yuvacan ve ekip arkadaşları yapıyorlar...
Elbette gazeteye esas olarak onların kişilikleri damgasını vuruyor...
Ancak itiraf etmeliyim ki, değişik sayfalarında günde ortalama 8-10 bin vuruşluk bir alandan sizlere seslenen ben, gazetem VATAN’ın bu sayılan kişilik özelliklerinin çoğunu kendi içimde taşıyorum...
Ne güzel!..
Demek bir miktarını yansıtabilmişiz sizlere...
Daha çoook özelliklerim var da...
Yavaş yavaş çıkacak ortaya...
Gazeteciliğim 32 yıl...
Ancak yazarlık serüveni, eskileri saymazsan, son yıllarda kesintisiz yedi yıldır sürüyor...
Daha farklı özelliklerimizi göstermeye az kaldı...
DİZİLERDEKİ SEVİŞME SAHNELERİ 23’TEN SONRA!..
Kuzey-Güney’de Kıvanç Tatlıtuğ’un sevişme sonrası yataktaki kısa bir uyku öncesi diyalog sahnesini koymuş internet siteleri:
“Artık bu görüntüler gece 23’ten sonra yayınlanabilecek... Sevişme görüntüleri 23’ten önce yasak” diye...
Eğer sevişme görüntüsünden kastedilen Kıvanç’ın vücut çalıştıktan sonra oluşan kaslı karın bölgesinin görünmesiyse, bu görüntüyü öğlen saatinde de yayınlasanız bir şey farketmez bence...
Oğlanın zaten, yaz boyu dizide çekici görünsün diye yaptığı kaslar, gazetelerin bütün renkli sayfalarında boydan boya yer alıyor...
Oğlanın vücudunu geçtik, spor hocalarının görüntülerine bile vakıf olduk...
Erotik filmler gösteren sinemalara dadandığımızda 14-15 yaşlarındaydık...
Dersleri asıp, sinemaların 14 matinesinde alırdık soluğu...
Erotik!!! olduğu söylenen “Parçala beni Behçet” gibi Türk filmleriyle, arada bir gösterime giren birkaç yabancı filmdi izlediklerimiz...
Dizilerde gösterilen sevişme sahneleri elbette bunların yanında çok masum kalıyor...
Sevişme sahnesinden çok, sevişmeyi düşündüren sahneler bunlar...
RTÜK Başkanı bu sahnelerin ancak gece 23’ten sonra yayınlanabileceğini söylüyor...
Hayat artık dizilerden ibaret değil...
Internet patlamış, her tarafta her türden görüntü almış başını gitmiş...
Internette aile paketi, dizilerde 23’ten sonra “sevişmeyi düşündüren sahneleri yayınlamama gayreti”, hep muhafazakar bir bakış açısının Türkiye’ye uygun yansımaları...
Düşünüyorum da, 14-15 yaşlarından başlayarak bütün bir ömrüm muhafazakar yaşam biçimine, kültürüne antitez oluşturmakla geçmiş...
Hep karşı çıkmışım, hep “olur mu öyle şey” demişim...
14’ümde, 24’ümde, 34’ümde, 44’ümde...
Yorulmadım da...
Sıkıldım artık bu mücadeleden...
Vazgeçtim ve bana bile bıkkınlık veriyor bu konuda söyleyeceğim tepkiler...
İyisi mi herkes bildiği gibi yapsın...
Farketmez...
Hayat devam ediyor...
Kendi mecrasında ve doğru bildiği yolda...

