Ayşecik ile Ömercik...

Haberin Devamı

Hayatın içinizi ısıttığı anlar olur...

Bir anda gelir onlar...

Yüreğinizi ısıtır sonra giderler...

Nereden gelip nereye gittiğinizi anlamanız için bir duraktır onlar...

Varoluşunuzu anlamlandıran, size kendinizi hatırlatan, bir işarettir...

Bir tesadüf gibi görünürler...

Oysa tesadüf değil, size bir şeyleri hatırlatmak için gelirler...

***


İki gün önce, cep telefonum 212’li bir sabit numarayla çalmış, cevapsız kalmıştı...

Cevapsız çağrıyı görüp aramaya karar verdiğimde, duyacağım sesin “benim ve Türkiye’nin, çocukluğunun unutulmayacak nahif görüntüsünün sesi” olacağını bilemezdim...

Bir gece önce Habertürk televizyonunda “Beşiktaş’ın artık diğer büyüklerle arasının açıldığı ve büyük sayılamayacağını” söyleyen, tezlere karşı satır satır, kelime kelime mücadele ettiğim iki saatlik ağır bir programa konuk olmuştum...

- “Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray’ı ayıramazsınız...” demiştim...

- “Onlar Cumhuriyet’in kuruluşundan önce beraberdiler... Şimdi de beraberler...”

***


Telefondaki ses, “Reha Abi” diyordu; “Dün gece konuştuklarından dolayı sana minnetarım... Beşiktaş’ı gönüllerimizden kopartıp, büyüklüğüne gölge düşürmeye çalışanlara karşı verdiğin temiz mücadeleden dolayı gönül dolusu teşekkürler... Ben Ömercik...”

Söylediklerini duyunca bir an tereddüt ettiğimi gördü ve devam etti;

- “Ben Ömercik... Bildiğin Ömercik... Artık eski halimde değilim... Ama oyum işte...”

Hayatta kendinize rol modeli aldığınız insanlar, kimlikler, artistler ve kahramanlar vardır...

İdolleştirdiğimiz kahramanlarımızı, hep gençlik yıllarımızdan itibaren saymaya başlarız...

***


Aslında ilk rol modellerimiz “çocukluğumuzdaki“lerdir...

Onlar “esas çocuklardır...”

Kalbimize şekil verenlerdir...

Nahifliğimizi paylaştıklarımızdır onlar...

Temiz ve dürüst olursak, her şeyin sonunda iyi olacağını bize onlar anlatır...

Annelerimizi ve babalarımızı çok seversek, bir gün mutlaka onlara kavuşacağımızı onlar öğretir bize...

Kalbimizin iyiliğinin ve güzelliğinin, yaşamakta olduğumuz hayat filmlerini “mutlu sonla” bitireceğini onlar işlerler küçük beyinlerimize...

Ömercik telefonda konuşurken, “hayatta dürüst olmayı, sevgi dolu yaşamayı, ne olursa olsun sevgiden, merhametten ve güzelliklerden vazgeçmemeyi” ablası ile ondan öğrendiğimi hatırladım...

***


- “Ağır sağlık sorunları geçirdim abi...” dedi...

Biliyordum gözlerinden birini bir kazada kaybetmişti Ömercik...
Ayşecik ile Ömercik...
Zor günler geçirmişti...

Sesinden anlıyordum ki hala da zor günler geçirmeye devam ediyor...

Kaderin garip cilvesi yüreğimi burktu...

Onun telefon ettiği saatlerde, filmlerdeki biricik ablası, dünya iyisi, güzeller güzeli Ayşecik yirmi beş yıllık kocası, Fenerbahçe’nin unutulmaz futbolcusu Serkan Acar’ı toprağa veriyordu...

Ayşecik iki çocuğunun babası, beyaz atlı prensi Serkan Acar’ı toprağa verirken ağlıyordu resimlerde...

Ömercik bir kaza geçirmiş bir gözünü kaybetmişti...

Hayat filmlerden geriye, bir gözünü kaybeden Ömercik‘le, kocasını kaybeden Ayşecik‘i bırakmıştı şimdi bizlere...

***


Şimdi Ömercik telefonda zor günlerin dehlizinden, tuttuğu ve sevdalısı olduğu Beşiktaş’ı anlatarak, “Onun Fenerbahçe ve Galatasaray’la birlikte büyüklüğünü televizyonda anlattığım” için bana gönül teşekkürlerini sunuyordu...

Ayşecik Fenerbahçe, Ömercik Beşiktaş’tı... Beşiktaş’la Fenerbahçe’nin kağıt üstünde değil, yüreklerimizde bile ayrılamayacağını daha başka kim anlatabilirdi ki bizlere?..

***


Hayatımın ilk kahramanlarıydı onlar...

Bana sevgiyi, iyiliği, mermaheti gösteren ilk rol modeller...

İyi ve temiz kalpli çocuk olursam, gün gelip bütün sevdiklerime kavuşacağımı onlar anlattı bana...

Filmin başında “Öldü dense bile” annelerin aslında ölmediğini onlar gösterdi bana... Bir gün uzaklardan gelip çocuklarını sevgiyle kucaklayacaklarını onlar anlattılar yüreğime...

Babaların, sert ve acımasız olmadıklarını, çocukları için dünyada her şeyi yapabileceklerini onlar gösterdiler bize...

Ayşecik ile Ömercik...


Filmin hep “mutlu son”la biteceğini söylediler...

Yaşanan uğursuzların bir gün mutlaka biteceğini, bir yanlış anlamanın kurbanı olduğumuzu aşıladılar bilincimize...

Kötü günler geçiriyorlar gibi görünse de onlar aslında bizim kalbimizin “nihai ve evrensel kahramanları...”

Hiçbir zaman değişmediler...

Hiçbir zaman değişmeyecekler...

Ömercik ve Ayşecik nihai bir “mutlu son” için hep bizimle el ele yürüyecekler...

YÜZÜNE DEDİKLERİ DEĞİL ARDINDAN KONUŞTUKLARI ÖNEMLİDİR...

İnancınızın gücü; uğruna feda edebildikleriniz kadardır...

***


Bulutları değerlendirebildiğiniz oranda ıslanmaktan kurtulursunuz...

***


Dalga yüzeyde olur...

Huzur ve sukun istiyorsanız derine dalınız...

***


Bugün kendilerinin ‘beden’ olduğunu sananlar, yarın da kendilerini ‘ruh’ zannedecekler...

***


Kendini ‘beden’ sanıp huy ve şartlanma ile bürünmüş nefsin akıbeti daima ‘azab’ıdır...

***


Manasına eremediğin davranışın görünüşüne göre, hüküm verme...

***


Verdiğin hiçbir şey asla karşılıksız kalmaz...

***


Suçlama... Kendini ara... Müspeti de menfiyi de davet eden sensin...

***


Güvenilirliği yitirmemeye bak!.. Zira bir daha asla ele geçiremezsin...

***


Hiçbir dönen kalktığı koltuğa oturamaz...

***


Seni bir kere kandıranın, bir daha kandıramayacağını sanıyorsan bil ki yanıldın...

***


Sen ‘yok’ olduğunu fark ettiğinde geride kalan ‘baki’dir...

***


Mum çevresini aydınlatır, ama kendisini tüketir...

***


Yaşam ders almak içindir... Üzülmek için değil...

***


Yaşamın başında değil, sonunda kimlerle beraber olduğuna bak!..

***


Yüzüne dedikleri değil, ardından konuştukları önemlidir...

Ahmed Hulusi

DİĞER YENİ YAZILAR