Reha Muhtar’la bu Pazar dış politika ve hain saldırılarla ilgili başlayan sohbetimiz bambaşka bir konuda bizi izlerken duygulandıran, keyiflendiren Fenerbahçe taraftarı kadınların o muhteşem görüntüleriyle devam etti. İşte ilginç cevapların olduğu bir Pazar sohbeti...
* Türkiye, birkaç yıl öncesine kadar bölgede problemli taraflarla konuşabilen tek devlet konumundaydı. Şimdi ise tablo çok farklı, çatışma riski altındayız. Türkiye git gide Orta Doğu sorununun bir parçası haline mi geliyor?
Arap Baharı’ndan sonra Orta Doğu’nun bütün dengeleri altüst oluyor. Herkes yeni duruma göre kendini yeniden konumlamak durumunda... Bence Türkiye bölgede olağanüstü güç kazanıyor. Fakat kazanılan her yeni güç tehlikesini ve karşıtını da beraberinde getirir. Türkiye dünyanın yeni biçimlenmesinde Orta Doğu için de İslam ülkeleri için de bir model. Model olmak göz önünde olmaktır. Göze girerseniz, bir süre sonra kaçınılmaz olarak göze batarsınız...
Çoğu kişi kendine sorar “Ben niye göze batıyorum” diye. Oysa göze batmanın nedeni göze girmektir. Göze girerseniz, bir süre sonra girdiğiniz göze batmaya başlarsınız...
Türkiye’nin Orta Doğu’daki yeni durumu budur. Göze girdiği için göze batmaya başladı.
* İsrail ile savaşın eşiğine kadar geldik...
Suriye’yle gerginiz... Güney Kıbrıs’la kriz çıkmak üzere... İran’la durumumuz zaten karışık... AB’ye gelince bildiğimiz gibi mesafeliyiz. Yani ‘komşularla sıfır sorun anlayışı” pek de gerçekleşemiyor galiba...
Komşular kendi içinde sorunlular buna yapacak bir şey yok... Suriye, Güney Kıbrıs ve İran için söylüyorum bunu. Bence Türkiye’nin dış politikada gerçekleştiremediği hedef Avrupa Birliği ile sıcak ilişkilerdir...
Biz Avrupa Birliği’ne girecek süreci çalıştırmazsak, “model” falan her şey palavra olur. Çünkü “model”in kendisi, demokrasi ve hukuk standardı yüksek, bir Müslüman ülke modelidir. Avrupa Birliği standartlarında bir demokrasiye ve hukuk sistemine sahip olmazsanız, İslam ülkelerine ve Orta Doğu’ya model olamazsınız. Bizim politikacılar, Orta Doğu’ya ve İslam ülkelerine modelliği çok seviyorlar. Oysa o modelliğin kendisi bizatihi kendisi Avrupa Birliği’ne lehimlenmekten geçiyor...
* Bölge liderliğine soyunan Türkiye, bu kadar dert, sorun, çatışma içerisinde bölge lideri olabilir mi?
Olabilir... Avrupa Birliği’nin tüm standartlarını ve kendisini yeniden çok önemseyerek dış politika yapmaya başlarsa, İsrail’i bir bölge gerçeği olduğunu unutmazsa, dış politik hareketlerin güç şehvetine kapılmazsa, model olabilir. Çünkü zaten, inanılmaz bir prestiji var. Mesele o prestiji kurumsallaştırarak modellemekte.
* Geçtiğimiz günlerde Başbakanlık, birçok bakanlık binası ve Genelkurmay’a yakın bir yerde patlayan bir bombayla masum vatandaşların ölümüne, yaralanmasına sebep olan korkunç olayı yaşadık. Açılım sürecinin ardından MİT’in PKK ile terör üzerinden pazarlık yapmış olması terör örgütünü daha cesaretlendirdi” eleştirileri yapılıyor. Katılıyor musunu?
Yapmayın böyle şeyler... Söylemeyin bu kadar anlamsız klişeler... PKK benim Yunanistan’da olduğum 1985 yılından beri, saldırıyor. 26-27 yıl olmuş.
Soruyu şöyle sorarsanız mantıklı olur. İsrail’le ilişkilerin bu kadar “berbat” hale gelmesi, PKK terörünü tetikliyor mu? Evet bence tetikliyor... Zamanında Yunanistan’la aramız çok kötüyken de hatırlarsanız Apo Yunanistan’a gitmiş, oradan sığınma talep etmişti... Atina havaalanında uzun süre bekletilmişti. Baskıdan dolayı alamayacaklarını anladıklarında daha sonra yakalanıp teslim edildiği Kenya’ya gönderdiler onu... Dün Yunanistan’ın kullandığı kartı, bugün İsrail kullanır...
* Başbakanın İsrail ile arabuluculuğa soyunan Obama ile yapacağı görüşme öncesinde İsrail PKK kartını öne sürüyor, Ankara’nın göbeğinde bomba patlıyor. Geçen günkü yazınızda Obama ile el sıkışıp kameralara gülümseyen başbakanın yerinde olmak istemezdiniz demiştiniz. Başbakanın işi çok zor, sizce nasıl bir politika izleyecek ya da izleyebilir?
Türkiye çok zor bir virajdan geçiyor... Bence Başbakan çıkıp, MİT yetkililerinin PKK ile niye görüştüğünü, kamuoyuna çıkıp anlatmalı... Başbakan’ın kamuoyu nezdinde çok yüksek bir prestiji var. Yüzde 54-55’lerde görünüyor AKP’nin oyu. Bu kadar oyu arkanıza almışken, bazı şeyleri kamuoyuna izah edebilirsiniz... Şimdi edemezseniz bir daha bu şansı bulamayabilirsiniz...
Fener futbolcusunu kadın seyirci ters etkiledi; motivasyonları düştü
* Herkesin korkuyla izlediği, artık hiçbir yerin güvenli görülmediği bir ortamda bambaşka bir konuda keyifli bir durum yaşadık. Geçtiğimiz günlerde muhteşem görüntülere sahne oldu Şükrü Saraçoğlu Stadı. 41 bin 663 kadın formalarını giyip çocuklarını alıp stadı doldurdu.
Federasyonun sadece kadın ve çocuklar izleyebilir diye cezalandırdığı Fenerbahçe’de kadınların cezayı böylesine bir karnavala çevirebileceğini kimse tahmin etmiyordu herhalde Ben Fenerbahçeli değilim ama gurur duydum izlerken kadın olduğum için. Sarışınlar, esmerler, saçlıları fönlü ya da at kuyruğu yapılmış olanlar, kırmızı ojeliler, sarı lacivert ojeliler, şapkalılar, türbanlılar... Takımına ve ailelerindeki tüm erkeklere destek olmaya gelmiş tutkuyla tezahürat yapan kadınlar...
Hürriyet muhabiri İpek Durkal yazıyordu... “Ben bu statta onlarca defa maç izledim, ilk kez bu maça giremedim, dışarıda kaldım, öylesine bir izdiham vardı...” diye... Kadınlar erkeklere kim olduklarını gösterdiler... Kimse tatava yapmasın... Şükrü Saraçoğlu’ndaki görüntüler, kadın seyircinin erkek seyirciden daha fazla olduğunu gösterdi... Bence kadın seyirci Manisaspor’a doping oldu. Onlar kadın seyirciye karşı 10 kişi kalmalarına rağmen, daha yüksek adrenalin sağlayarak oynadılar. Fener futbolcusunu kadın seyirci ters etkiledi. Gerildiler, heyecanlandılar ve motijvasyonları düştü. Manisaspor’un motivasyonu ise arttı...
* Evet bu görüntüler insanı duygulandırıyor, heyecanlandırıyor ama bir de işin başka bir boyutu var. Kadınlardan şöyle eleştiriler geliyor; “Bir futbol takımına verilecek en büyük ceza maçlarını sadece kadınların ve çocukların izlemesi midir? Yani kadınlar taraftar değil midir? Federasyonun kafasında nasıl bir kadın imajı var ki böyle bir ceza veriyor?” Siz ne düşünüyorsunuz Federasyonun bu kararı ile ilgili?
Kadınları ve çocukları özendiriyorsun maça gitmeye... Daha ne yapsınlar... Son yıllarda alınmış en çağdaş ve kadınlara yönelik pozitif ayrımcılığı içeren bir davranış bu... Bunu eleştirenlerin akıl sağlığından şüphe ederim ben...
Sadece kadın ve çocukların büyük bir coşkuyla takımlarına destek verdiği maç dünya basınında da ilgiyle karşılandı. İşte dünya basınından bazı başlıklar...
Record: Hangi fotoğraf daha güzel? Kadınların tribünde oluşturduğu görüntü muhteşem
Boston Globe: Türkiye erkekleri yasakladı, futbol maçına 41 bin kadın ve çocuk gitti.
Globo Esporte: Dünyanın en güzel cezası Saraçoğlu Stadı’nda yaşandı.
BBC: Fenerbahçe sadece kadın ve çocuklara izin verdi.
New York Times: Maç günü kadınlar gecesine dönüştü.
La Gazzetta Dello Sport: Kadınların, futbol zaferi. Fenerbahçe-Manisaspor maçı sadece kadınlara özel.
Bild: Fenerbahçe erkekler olmadan 41 bin kadın ve çocuğa oynadı.
Chronofoot: Türkiye Futbol Federasyonu, dünya futboluna örnek olacak bir karar verdi.
AP: Tribünler kadınlara kaldı.
Dikkat ettiniz mi Fener-Manisa maçının beraberlik anındaki görüntülerine kadınların... Yüzlerindeki o buruk ve acı dolu ifade, tıpkı erkeklerinin ifadelerinin aynısı değil miydi? Aynı üzüntü, aynı keder, aynı stres yok muydu yüzlerde? Futbolu bir türlü anlamıyorlar.
Neden insanları bu kadar etkisi altına alıyor diye.
O görüntüleri izlesinler, anlarlar... Tebrik ediyorum Fenerbahçe’nin kadınlarını ve çocuklarını...
Onlara yönelik bir tezahüratla bitireyim sözlerimi...
Helal olsun size.. Helal olsun...
Avrupa Birliği’ne girecek süreci çalıştırmazsak, ‘model’ olmamız palavra olur
Reha Muhtar ile buluşmalar, Eylem Doğan
Haberin Devamı

