Olaylar ve insanlar “miyad”larını kendi kendilerine dolduruyorlar...
Kanyon’u alışveriş merkezi yaptıklarında çok sevinmiştim...
İyi restoranları, kafe ve sinema salonlarını bünyesine katınca, kısa zamanda müdavimi olmuştum...
Çocuklarla birlikte ailecek bir yere gitmeye karar verdiğimde, her alışveriş merkezinde olduğu gibi bir oyun merkezi bulacağımı düşündüm...
Fun Gate isminde bir oyun merkezi vardı orada...
Ben sinema ve D@R’da film seyreder, kitap bakarken, çocuklar da yemek sonrası oyunlar oynuyor tatil günlerinde keyif yapıyorlardı...
Birkaç kez böyle devam etti...
Sonra bir gün Fun Gate mağazasından “Çocukları kabul etmiyoruz... Öğleden sonra saatlerinde doğum günü partilerimiz var...” demeye başladılar...
Bir gün, iki gün, üç gün, dört gün...
Her Cumartesi ve Pazar aynı şeyi söylüyorlardı...
Onlara ve Kanyon yönetimine “Burası bir alışveriş merkezi... Gelen insanlar alışveriş yaparken, sinemaya girerken, çocuklarını oyuna bırakırlar... Doğrusu bu... Bunu yapmanız doğru değil...” dedim...
Mümkün değil dinlemediler...
Her Cumartesi, Pazar, alışveriş merkezine gelen binlerce insanın çocuğunu hiçe sayıp, dükkanı doğum günü partisi için kapattılar...
Onlarca kez mesaj attım...
Sonunda Şişli Belediyesi’ni aradım...
Bir alışveriş merkezinde çocuk merkezinin bu şekilde çalışmasının anlamsızlığını dile getirdim...
Çocuklar için hizmet verdiğini söyleyen mağaza, inanılmaz bir şekilde çocukların oyun hakkını “ellerinden alıyordu...”
Son olarak Şişli Belediyesi, Sarıyer Belediyesi’ni arayacaktım ki, hayat bana “aslında o dükkanın miyadını doldurduğunu karşıma çıkan yeni bir örnekle anlatıverdi...”
Haberin Devamı
Birkaç kez bir kız arkadaşım;
- “Trump Tower’da çocuklar için inanılmaz bir dünya kurmuşlar... Çok severler çocukların... Orada polis karakolunda polis, itfaiyede, itfaiyeci, hastanede doktor, hemşire, güzellik salonunda güzel, moda merkezinde manken, televizyon stüdyosunda televizyoncu, radyo stüdyosunda radyocu, gazetede gazeteci, otelde resepsiyon görevlisi, bankada banka memuru, uçakta pilot, ambulansta ambulans görevlisi oluyorlar... Mutlaka götür onları oraya...” dedi...
Çocuklar için koskoca bir dünya kurmuşlar dokuz bin metrekarenin üzerine, on milyon dolar yatırım yaparak Trump Tower’da...
Çocuklar eğlenceli yerlere girdiklerinde para ödüyorlar...
Katkı sağladıkları işlere girdiklerinde para kazanıyorlar...
Girişte bir banka var...
Oranın girişinde, oyuncak paralarını alıyorlar...
Sonra hem harcıyor, hem kazanıyorlar...
Poyraz biriktirdiği paralarla bir hediye almak istemedi...
Ertesi güne bıraktı...
Babası gibi paraları taşımaya özeniyor...
Mina hemen hediyeye yöneldi...
Kendisine uygun bir oyuncak seçti...
Tiyatro uçak ne ararsanız var “Trump Tower’da çocukların dünyasında...”
Böyle anlarda kuantumun önemini bir kez daha anlıyorum...
Bana haftalardır evren;
- “Kanyon’daki oyun merkezini bırak... Burada çocuklar gelişmeyecek... Trump’ta çocukların yeteneklerini geliştirecekleri bir merkez açıldı... Oraya gidin... Çocuklar kendi paralarını, nasıl kullanacaklarını öğrensinler... Kendilerini değişik mesleklerle sınasınlar... Hangi mesleğe, hobiye, alana ilgi gösterdiklerini hayatın ve oyunun içinde ortaya çıkarsınlar...” diyor...
Bense haftalardır, hala Kanyon’u ve Fun Gate’i ikna etmeye çalışıyorum; “yapmayın oynamak bu çocukların hakkı” diye...
Oysa benim ve çocuklarım için miyadını doldurmuş orası...
Oranın vereceği bir şey kalmamış...
Yeni, daha güzel, keyifli şeyler verecek yerler açılmış...
Trump alışveriş merkezine açıldığından beri iki defa gittim...
Birincisinde çocuklar için uluslararası bir gösteri gelmişti...
İkincisi de dün “Çocuk dünyası”nı yaşamak için...
Dün gördüm ki, açıldığından bu yana daha bir ayını doldurmamış merkeze, 27-28 gün içinde 22 bin kişi ziyarete gelmiş...
Cumartesi Pazarları iki vardiya yapmak zorunda kalıyorlar...
Oysa Trump’a müşteri çekmek için yapmadıkları kalmadı oranın yöneticilerinin...
Sonunda restoranlar ve Cadde konsepti için İzzet Çapa’yla, çocuklar için de Beyrut Konsepti dedikleri “Kidz Mondo’yla anlaştılar...”
Bir anda patladı...
Hayat böyle bir şey...
Değişik ve aranılan bir konsept yaptınız mı, müşteri akınına uğruyorsunuz...
Walt Disney’in hayatı geliyor şimdi gözlerimin önüne...
- “Ben iki kız çocuğumu çok severdim...” diyordu;
- “Onlara söz verdiğimi bir baba olarak mutlaka yerine getirirdim... Sonunda onlar için bir dünya yarattım... Walt Disney böyle çıktı ortaya...”
Sevgi ve yaratıcılık...
Biz çatışma ve düşmanlık yaratarak; ne kadar da uzağında bir dünyada yaşatıyoruz o çocukları...
Neyse ki bu parklar açılıyor da...
Birkaç saatliğine “yaratıcılığın ve sinerjinin dünyalarında geziniyor çocuklar...”
Dün akşam, çocuklar yanıma geldi...
Bebeklerine nasıl baktıklarını bana gösteriyorlardı...
Hatırladım ki; orada bebeklerin bulunduğu küçük hastane odasına girdiler...
Elli dakika geçirdiler orada...
Akşam evde oyuncak bebeklerine sevgi gösteriyorlardı...
YENİ ŞEYLERİN BAŞLADIĞINI NASIL ANLARSINIZ?..
Hayatınızda bir şey sona erdiğini, “bir şeyin sürekli aynı fasit dairesinin içerisinde, aynı şekilde devam etmesinden ve sizi bloke etmesinden” anlarsınız... Aynı şeyler aynı biçimde defalarca tekrar ediyorsa, “davranış kodları değişmiyor” demektir...
Evren o olayla, konuyla ve kişiyle aranızdaki ilişkinin sona erdiğini söyler, fasit dairede aynı şeyler tekrarlandığında...
Bir olayla ve insanla ilişkiniz sona erdiğinde moralinizi bozmayın, tersine keyiflenin...
Bugüne kadar biten maceralardan ve ilişkilerden sonra, hayatınızın nasıl yön değiştirdiğini gözünüzün önüne getirin...
- “İyi ki hayatım değişmiş...” diyeceğiniz nice olayla karşılaşacaksınız... Düşünün ki, eğer o olaylar bir şekilde son bulmamış olsaydı, yeni yaşamış olduğunuz hiçbir şeyi yaşayamayacak, kendinizi geliştiremeyecek ve kanatlanamayacaktınız...
Bugün baktığınızda biten ilişkilere, olaylara ve durumlara şükretmeniz gerekiyor...
Bugün başınıza gelen olaylara da muhtemeldir ki yarın şükredeceksiniz...
Kanyon’daki oyun merkezinin bizi bloke etmesi, çocuklarıma çok daha keyifli bir oyun merkezi olarak geri döndü...
Eğer bu gerçeği bilirseniz, hayatın önemli şifrelerinden birini çözmüşsünüz demektir...
KEKEME BİR ÇOCUK KRAL OLUNCA...
King’s Speech filmi geçen yıl Oscar kazandığında, ha bugün ha yarın izleyeceğim diye filmi rahat bir zamana bıraktım...
Digitürk geçtiğimiz günlerde “muhteşem bir yenilik yaptı ve Oscar filmleri kanalı diye bir kanalı açtı...”
Digitürk’ün birinci kanalı, bugüne kadar Oscar almış ve Oscar’a aday gösterilmiş filmleri yayınlıyor sadece... Oscar’la ilgili haberler, ödül törenleri ve starlarla röportajlar yer alıyor... Benim için keyiften öteye bir anlamı var Oscar kanalının...
Kendinizi eğer iyi bir sinema izleyicisi olarak görüyorsanız, Oscar kanalı sizin için biçilmiş kaftan...
King’s Speech filmini işte o kanalda izledim...
Kekeme bir çocuğun İngiltere kralı olabilmek için nasıl kekemeliği yenmeye çalıştığının öyküsü bu...
Gerçek bir öykü...
Üstelik yakın geçmişte ikinci dünya savaşının başladığı yıllarda yaşanan gerçek bir öykü...
Film muhteşem... Fakat kabul etmeliyim ki Digitürk’ün Oscar kanalı daha da muhteşem...

