“Babanla ilgili rüya görüyor musun?..” diye sormuştu da Ayşe Arman, Aren cevaplamıştı:
-”Görmüyorum... Babamla ilgili beraber yaptığım birçok şeyi unuttum...”
Sonra da eklemişti;
“Babamla uyumayı özledim...”
Biliyorum bazıları; çocuklarla ilgili haberleri biraz “duygu sömürüsü” kontenjanında değerlendiriyorlar...
Baba cezaevindeyken çocukların halleri üzerinden yapılan söyleşiler, duygusal zaaflara yönelik empatiler kontenjanından değerlendiriliyor kimilerince...
Duygunun sömürüsü var mıdır bilmem...
Ben duygunun empatisini bilirim...
Soner (Yalçın), Mustafa (Balbay), Tuncay (Özkan) cezaevindeyken ben esasen onlardan çok çocukları düşündüm...
Geri getirilemeyecek anılar, onların hayatını esir alacaktı...
Duygusallığın en ağırı karından ya da sevgilinden uzakta olmak değildi...
Çocuklarından uzakta olmaktı...
Onlara dokunamamaktı..
Onları hayat karşısıda yapayalnız bırakmaktı...
Günahsız çocukların; çocuk ve genç yüklerine, hapisteki babanın verdiği manevi yükün verdiği ağırlıktı...
Travmayı minicik çocuğa, hayatın ilk günlerinde gayr-ı iradi olarak şırıngalamaktı...
Tüm bunları bilip, bir baba olarak hiçbir şey yapamamaktı...
Kendimizden sorumluyuz elbet bu hayatta...
Karımızdan, sevgilimizden sorumlu olduğumuz gibi pek tabi...
Fakat çocuğunuz varsa ve büyümekteyse, esasen ondan sorumlusunuz bu yaşamda...
Hayata hazırlamak için getirdiniz onu...
Anılar vermek için varsınız ona...
Sizden biriktirdiği anılarla hayatı yürütecek o...
Zor günlerinde “sizinle anıları”nı gözünün önüne getirecek gün gelip...
Sizden aldığı sevgiyi, kalbinin acısına katık edecek...
İki sözcüklük neşeyi anımsayarak keyiflenecek...
Varlığınızın sevgisiyle, ilerde ayakta kalmasını öğrenecek...
Ona sevgiyi gösterdiğiniz için o da insanları sevecek...
Onu kolladığınız için o da insanları kollayacak...
Hayatı sizinle yaşayarak öğrenecek...
Soner’den çok Aren’e üzüldüm aslında...
Onun yalnızlığına, babasının onu sarmalayamamasına...
“Rüyamda göremiyorum babamı artık...” deyişine...
“Beraber yaptıklarımızı unuttum...” şeklindeki haykırışına...
“Beraber uyumayı özledim...” deyişindeki saflığa...
Duygunun sömürüsünü bilmiyorum...
Duygunun empatisini hissediyorum ben...
İki yıldır bende oldukları gecelerin tümünde çocuklarımla uyudum ben...
Küçüktüler...
Sırtlarını dayadıklarında güvende olduklarını hissettiklerini görüyordum...
Kızım bir eliyle diğer elini kaşımaya başladığında, kendini tedirgin hissetmekte olduğunu fark etmiştim...
Gece uyurken, eliyle diğer elinin üstünü kaşımaya başlarsa, ona sarılıyordum...
Kaşıması geçiyordu...
Oğlumun, yataktaki yer değiştirme çabalarının ‘tedirgin rüyalardan’ kaynaklandığını kavramıştım...
Elimi eline dokunduğumda, ayağını okşamaya başladığında tedirgin rüyalar bitiyor, rahatlıyor ve uyuyordu...
Geceler boyu hayatta çocuklara vermeye çalıştığım bu duygunun yok olmamasını diledim...
Onlara sarılırken Aren’e sarıldım, Deniz’e, Yağmur’a, Nazlıcan’a sarıldım...
Ben esasen onlar için üzüldüm...
Soner’den çok Aren için...
Mustafa’dan çok, Yağmur için, Deniz için...
Tuncay’dan çok Nazlıcan için...
-”Oğlum Deniz ‘zil çaldı gitmelisin baba...’ diyor... Bazen de görüş sırasında ağlıyor... Babasının iki kolundan tutup ‘kalk hadi’ deyip görüş kapısına götürüyor... Mustafa ‘Oğlum ben gelemeyeceğim... Annen seni gezdirsin...” diyor... Oğlum donuk oluyor... Kızım ağlıyor... En kötüsü ayrılırken onu orada bırakıp gitmek...”
Mustafa’nın (Balbay) çocuklarıyla koskoca bir ayda 45 dakikalık beraberlikte yaşadıklarının bir demet anısıydı bunlar, eşinin anlattığı...
Soner kimbilir ilk tahliye gününde ne yapacak?..
Burası beni hemen hiç ilgilendirmiyor...
Esasen Aren’in ne yapacağı, onun Aren’le ne yapacağı önemli benim için...
Aren muhtemelen bu gece babasıyla uyuyacak...
Rüyalar görecek...
Gece uykusunda kabus görürse elini babasının eline verecek...
Kabusu geçecek...
Bu süreçler sanırım hepimize bir şeyler öğrettiler...
Birilerinin cezaevine gönderilmelerini “suç ve ceza” açısından ele alıyorsanız, bir de çocukları ve kendi çocuklarınızı düşünerek insanlık ve hayat açısından ele almalısınız...
Bunu ‘yargı’ görev kabul etmeyip düşünmeyebilir...
Fakat biz artık düşünmeliyiz...
Kabusun geçmesi için...
Barış ve özgürlüğün çocuklarımıza içtihat olması için...
GALATASARAY YÖNETİMİ QUARESMA’DA AYIP MI EDİYOR?..
Aylar önce Quaresma olayını bana sorduklarında şöyle cevaplandırdım:
-”Quaresma olayını Beşiktaş’ın çözememesinin nedeni, bir başka büyük kulübün devrede olması... Quaresma başka bir kulüple görüşüyor... Onun için, hiçbir uzlaşmaya yanaşmıyor...”
Bu büyük kulüp Galatasaray’dı...
Bir süre sonra benimle yapılan bir başka röportajda “Quaresma olayı çözülemiyor, çünkü Galatasaray devrede...” dedim...
Olayları iyi okursanız durumu net olarak görürdünüz...
Quaresma gibi bir futbolcu bütün takım “senelik parasında indirime gitmişken, oynadığı futbola göre astronomik bir rakam haline gelen 3 milyon 750 bin euro’dan bir kuruş indirime gitmemesi, ancak ve ancak el altından yapılan bir başka teklifle geçerli olabilirdi... Quaresma’ya oynadığı o futbolla dünyada hiçbir kulüp 3 milyon 750 bin euro para vermezdi...”
Geriye tek bir alternatif kalıyordu...
Bir başka büyük Türk kulübü...
O da Galatasaray’dı...
Beşiktaş’ın bu zor günlerinde Galatasaray yönetimi Quaresma’yla görüşmüş, “Fiyatında indirime gitme... Biz seni alacağız...” demişti...
Beşiktaş yönetimi son dakikada “Portekizli bir başka Türk takımına giderse 5 milyon euro getirir” ibaresini de koydurmasa, Quaresma aylardır hiç oynamadan aldıkları yetmiyormuş gibi, Beşiktaş’tan elini kolunu sallaya sallaya ayrılıp Galatasaray’a gidecekti...
Şöyle söylenebilir;
-”Futbol prefesyonel bir spor... Kulüp yönetimi rakibinin zaaflarını belirleyip harekete geçme işidir... Galatasaray yönetimi doğruyu yapmıştır...”
Bu görüşe kimsenin bir itirazı olamaz...
Bir de şu seslendirilebilir...
-”Bugün bana, yarın sana... Eğer her futbolcuya rakip kulüp çengel atarsa, kulüpler maddi olarak bu rakamlarla baş edemezler... Çengel atma futbolcunun değerini sanal olarak artırmakta... Dünyada olmayan paralar burada karşılıklı havada uçmakta...”
Doğru olan Galatasaray yönetiminin, dostu sayılacak Beşiktaş yönetimine ‘bu işle ilgisinin olmadığını açıklaması’ ancak futbolcu serbest kalır anlaşamazsa o zaman devreye girmeyi düşünmesiydi...
Bunu yapmadı Galatasaray yönetimi...
Yapmak zorunda değildi elbet...
Fakat bu durumda Beşiktaş yönetiminin yapmak zorunda olduğu bir davranış modeli var...
“5 milyon eurodan aşağıya düşmemek ve herhangi bir futbolcu takasına gitmemek...”
Bu saatten sonra futbolcu takası olmaz...
Siz de oldu olacak bir futbolcuyu alıverirsiniz zamanı geldiğinde...

