Bayan Thompson en ön sırada adeta sıraya gömülmüşçesine oturan küçük öğrencisine uzun uzun baktı...
Çok mutsuz görünüyordu çocuk...
Uzun zamandır diğer çocuklarla oynamadığını gözlemlemişti, Bayan Thompson...
Giysileri kirliydi Teddy’nin...
Doğru düzgün bir banyo bile yapamadığı fark ediliyordu...
Durumuna çok üzülmüştü...
Hemen geçmiş sınıflardaki kayıtlarını çıkarttı Bayan Thompson...
Birinci sınıf öğretmeni onun için, “Teddy zeki bir çocuk... Her an gülmeye hazır... Ödevlerini düzenli olarak yapıyor... Çok iyi huylu... Arkadaşları onunla olmaktan mutlu...” diye yazmıştı...
İkinci sınıf öğretmeni; “Teddy mükemmel bir öğrenci... Arkadaşları tarafından da çok seviliyor... Fakat annesinin amansız hastalığı onu üzüyor... Ve sanırım evdeki yaşamı çok zor...” diyordu...
Üçüncü sınıf öğretmeni Teddy’yi ise şöyle anlamıştı:
- “Annesinin ölümü onun için çok zor oldu... Babası ona yeterince ilgi göstermiyor... Eğer bir şeyler yapılmazsa evdeki olumsuz yaşam onu etkileyecek...”
Dördüncü sınıf öğretmeni ise; “Teddy çok içine kapanık bir çocuk... Okula hiç ilgi göstermiyor... Arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor...” demişti...
Bayan Thompson küçük Teddy’nin üçüncü sınıfta annesini kaybettiğini ve zaman içindeki yaşam kıvılcımının bütünüyle söndüğünü fark etmişti...
Yılbaşı geliyordu...
Öğrenciler öğretmenlerine, şık ambalajlara sarılmış yeni yıl hediyeleri getiriyorlardı...
Teddy’nin paketini gördüğünde “içi cız etti Bayan Thompson’un...”
Kahverengi bir kesekağıdına beceriksizce sarılmıştı hediye...
Çocuklar, Teddy’nin kahverengi kesekağıdına sarılmış paketinden çıkan “Sahte taşlardan yapılmış ve birkaç taşı kaybolmuş bileziği” gördüklerinde gülmeye başladılar...
Bileziğin yanında bir de üçte biri dolu olan bir parfüm şişesi vardı...
Bayan Thompson, Teddy’nin kahverengi kesekağıdına sararak armağan diye getirdiği bilezik ile parfümün “annesinin ardından kalan son eşyalar olduğunu” anlamıştı...
Teddy’nin armağanı bileziğin ne kadar zarif olduğunu söyledi Öğretmen...
Parfümden birkaç damlayı bileğine damlatarak beğeniyle kokladı...
Çocukların gülmesi kesilmişti...
O gün okuldan sonra öğretmenin yanına geldi Teddy...
Gülen gözlerle şöyle diyordu öğretmenine:
“Bugün hep annem gibi koktunuz...”
Bayan Thompson, Teddy odadan çıkınca göz yaşlarına engel olamadı...
O günden sonra çocuklara sadece tarih, coğrafya, matematik öğretmekten vazgeçip, onları eğitmeye karar verdi...
Teddy’ye ise özel bir ilgi gösteriyordu...
Onunla bire bir ilgilenip çalıştığında, çocuğun zekasının tekrar canlandığını hissetti...
Ona cesaret verdikçe Teddy gelişiyordu...
Yılın sonuna doğru, sınıfın en çalışkan öğrencilerinden biri olmuştu...
Bu şekilde mezun oldu okuldan...
Bir yıl geçti...
Bir gün kapısının arkasında bir not buldu...
Teddy’dendi not:
“Tüm yaşamını etkileyen en iyi öğretmen olduğunu” söylüyordu Teddy, Bayan Thompson’a...
Yıllar yılları kovaladı...
Altı yıl sonra Bayan Thompson bir mektup daha aldı Teddy’den...
Liseden mezun olurken okulu üçüncülükle bitirdiğini söylüyor, kendisine teşekkür ediyordu...
Bu olayın üzerinden altı yıl daha geçti...
Ve bir mektup daha aldı Bayan Thompson...
Çok iyi bir dereceyle üniversiteden mezun olmuştu Teddy...
Ona şöyle diyordu:
- “Hayatındaki en sevdiği öğretmen ve hayatım boyunca bana ilham veren yaşayan annemsiniz...”
“Teodor F. Stoddard Tıp Doktoru...”
İlkbaharda bir mektup daha aldı bayan Thomspon...
Teddy hayatının kadınıyla tanışmıştı...
Evleneceğini yazıyordu...
Babasını birkaç yıl önce kaybetmişti...
Bayan Thompson’a şöyle söylüyordu:
- “Düğünde damadın ailesi için ayrılan yere sizden başka oturacak kimsem yok... Benim için oraya oturur musunuz?..”
Bayan Thomspon törene giderken, Teddy’nin ilkokul beşinci sınıfta, kendisine kahverengi bir kesekağıdı içinde verdiği taşları dökülmüş bileziği taktı...
Annesinin bileziğiydi o...
Teddy’nin ona verdiği ve “annesi gibi koktuğunu” söylediği parfümü sıktı üzerine...
Annesinin parfümüydü o...
Düğünde Teddy’nin ailesi için ayrılan yere oturdu...
İmzalar atıldı...
Gelin ve damat çok mutluydular...
Teddy kendisine sıkı sıkı sarılıp sıkı öpen Bayan Thompson’a şöyle fısıldadı:
- “Tıpkı annem gibi kokuyorsunuz...”
(Hayatınızı Değiştirecek Bilgelik Öyküleri kitabından... Dr. Yaşar Ateşoğlu...)
BARIŞ SÜRECİNİ HEDEFLEYEN BİR PROVOKASYON!..
İlk bakışta hiç birbiriyle bağlantısı yok gibi görünüyor...
Reyhanlı’da dün akşamki rakamlara göre 43 kişiyi katleden vahşi saldırı Esad’a bağlı güçlerin bir operasyonu olarak açıklanıyor...
İlk anda vahşetin nedenini anlatan bağlantılar çok açık gözüküyor:
“Türkiye Suriye rejimine muhalif göçmenlere yer açıyor... Suriye rejimine muhalif olanlara destek çıkıyor... Esad rejimi de Türkiye’ye saldırıyor...”
Oysa dikkatlice bakıldığında 43’ten fazla olacağı şimdiden anlaşılan ölüme ve yüzlerce yaralıya yol açan, vahşi saldırı Türkiye’de meydana gelen terör olaylarının en büyüklerinden biri...
1 Mayıs 1977 katliamında bile Taksim’deki ölü sayısı 43 değildi...
Bu kadar büyük bir saldırının mesajı açık:
- “Siz PKK meselesiyle Türkiye’nin terör sorununu çözdük diyorsunuz... Alın size çözüm... Bakalım bu korkunç saldırılara ne yapabileceksiniz?..”
Operasyon Suriye gizli örgütleri tarafından yapılıyor gözüküyor...
Oysa operasyonun önünde Suriye olsa da, Suriye bu alanda yalnız değil...
PKK meselesi çözüldüğünde, Suriye’nin bir bölümü de Kürt unsurların hakimiyetinde federatif bir yapıya kavuşacak...
Esad rejiminin devrilmesi, de bu olaylarla birebir ilgili...
Ancak bu noktada Türkiye’ye karşı Esad yalnız değil...
İran, Suriye’nin müttefiki...
Suriye’deki bu gelişmeyi büyük kaygıyla izliyor ve Türkiye’yi caydırmak için her yolu deniyor...
Başka devletler de var Batı’da...
Sadece devletler değil...
Ülke içinde ve dışında çok mihrak var, bu “nihai oyun”da, her şeyi yapmaya göze almış olan...
Dünkü vahşi saldırı büyük bir operasyondur...
Amaç sadece Suriye meselesi gibi görünse de, esasen “barış süreci”ni hedef almaktadır...
Barış sürecini destekleyenlerin söylediği en dikkate değer söz nedir hatırlıyor musunuz?..
- “Hiçbir şey olmasa da, bunca zamandır tek bir şehit haberi gelmiyor Türkiye’de... Tek bir can yitirilmiyor... Bu bile başlıbaşına önemli bir başarı değil midir?..”
Peki dün ne oluyor?..
En az kırküç kişi hayatını kaybediyor, yüzlerce yaralı bulunuyor...
Dünkü saldırıyı yukarıdaki sözlerin eşliğinde analiz edin...
Meselenin çok karmaşık ve özünde Barış Süreci’ni hedeflediğini fark edeceksiniz...

