Amerikan Büyükelçiliği'ne fısıldayan gazeteciler kimler?..

Haberin Devamı

Ankara’da gazetecilik yaptığım 20’li yaşlarımın başında, büyükelçiliklerden sürekli davetiyeler gelirdi...

İngilizler’in Milli Günü, Fransızlar’ın Bayramı, Amerikalılar’ın resepsiyonu, Bulgarlar’ın daveti derken, her akşam diplomatik muhabirler aramızda “Sen gidecek misin?.. Gitsek mi acaba?..” diye birbirimizi yoklardık...

Hepimiz, haber dediğimiz “av”ımızı, orada tanıştığımız veya tanışacağımız bir diplomattan yakalamaya çalışırdık...

Bir süre sonra yabancı diplomatlardan alacağımızdan çok, diplomatlara vereceklerimizin daha fazla olduğunu anlamaya başlamıştık...

Konuştuğumuz yabancı diplomatlar da Ankara’da neler olduğunu bizden öğrenmeye çalışıyorlardı...

Bizim onlardan ülkeleriyle ilgili öğreneceğimizden fazlasını onlar bizden alıyorlardı...

***


Sonradan yurt dışında görev yaparken farkettim ki, bizim büyükelçilikteki diplomatlar da aynı gazeteciler gibi çalışmaktalar...

Yani kaynaklara yönelip, onlardan bilgi edinmeye uğraşmaktalar...

O zamanlardan beri yabancı elçiliklerin resepsiyonlarına daha seyrek gider oldum...

Hep bir şeyler soran adamlardan sıkılmıştım...

Ben sormak istiyor ve cevapları haber yapmak istiyordum...

***


Ben kendime gazeteciliği daha doğrusu haberciliği şiar edinmiştim ama, çevremde yavaş yavaş farkediyordum ki, hatırısayılır oranda meslektaşım,gizli bir zevk almaktadır “kendilerine Türkiye ile ilgili soru sorulmasından...”

Yavaş yavaş gerinmekte ve büyük yorumcu olarak ahkam kesmektedirler...

Kendilerini bu şekilde “önemli bir politik analist, üst düzey bir yorumcu ve gelişmeleri etkileme kabiliyetine sahip yüksek kapasiteli zevat” olarak görmektedirler...

Yabancı diplomatlar, böyle tipleri çabuk abluka altına alırlar...

Gururlarını okşar, haberlerini okuduklarından ve çok beğendiklerinden dem vurur, kendini ispat etmek için hazırolda bekleyen gazeteci kimliklerden, mümkün olduğunca istifade etmeye bakarlardı...

***


Oyunu çabuk kavramıştım...

Onlar benden, bilmediklerini alacaklar, ben onlardan pek bir şey almayıp, gururumu tatmin edecektim...

Kendimi birşey zannedecektim...

Bana yaramazdı, çünkü ucunda bana yarayacak manşetlik haber yoktu...

Önceleri yeşil çimler üzerinde buzlu viski, cintonik içip, sıcak kanepelerden tatmak çok havalı görünüyordu...

Bir süre sonra o da 20’li yaşlarındaki genç gazeteci için çekiciliğini kaybetti, çok önemli olmadıkça pek bir resepsiyona katılmaz oldum...

WikiLeaks kriptolarının sızmasından sonra, baktım hangi gazeteci Amerikan büyükelçisi ile yemek yemiş, kimler diplomatlarla sıkı fıkıymış bunlar üzerinde iz sürülüyor...

Hele internet sitelerinde çıkan bir haberde, “18 Şubat 2005’te Bebek’te bir İtalyan lokantasında ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris ile birlikte, MİT eski müsteşarı Sönmez Köksal, TESEV Başkanı Can Paker, emekli Büyükelçi ve eski TRT Genel Müdürü Cem Duna ile gazeteciler Hasan Cemal ve Cengiz Çandar’ın akşam yemeği yediğini” yazıyor...

“Bu ekibi buluşturan ne?..” başlıklı yazı yemeğin bir çeşit gizli buluşma olduğunu ve ortaya çıkartıldığını bildiriyor...

***


Hakikaten ağzım açık kaldı...

Amerikan büyükelçisi, gazeteciler, emekli büyükelçiler, sivil toplum örgütü temsilcileri ile akşam yemeği yemeyecekler de kimle yemek yiyecekler acaba?..

Bu dediğiniz yemekler ve faaliyetler, diplomatların ve gazetecilerin mesleklerini yürütebilmek için yaptıkları olmazsa olmaz faaliyetler...

Atina‘da Büyükelçi Nazmi Akıman‘ın kısıtlı sayıdaki konuğa verdiği akşam yemekleri geldi aklıma...

Arada bir beni de çağırır, “Kısıtlı konuklar arasında onların düzeyinde bir Türk gazetecisinin de Atina’da olması, beni güçlendiriyor...” derdi...

Hey gidi hey...

Mesleğin raconu, şu anda sorgulanmaktadır...

***


Arkadaşlar, kimin ne ajanı olduğunu bilmem...

Kimin Amerikalılar’a sistematik haber sızdıranlardan olduğunu da çözemem...

Ama bu yemekleri, “gizli kapaklı zirveler ve kirli işlerin çevrildiği toplantılar” olarak gösterirseniz, benim 30 yıllık mesleğimi rezil edersiniz...

Ayıptır arkadaşlar...

Bu yemekler olmazsa diplomasi ve gazetecilik olmaz...

Geçelim bunları...

Sızıntı Bebek’teki deniz kenarında akşam yemeğinde olmaz...

O bilgi alışverişidir...

Sızıntı karanlıkta olur...

Onu bulmak başka maharetler gerektirir...

WIKILEAKS’İN “KİRLİ ODA”SINDA ATATÜRK FOTOĞRAFLARI...



VATAN yazı işlerindeki arkadaşlar, WikiLeaks sitesinin “Bize destek verin” posterindeki Atatürk fotoğrafının ne anlama geldiğini bulabilmek için fotoğrafı büyütmüş ve ince bir çalışmaya girmişler...

Son yüzyıla damgasını vurmuş kirli olayların ve skandalların yer aldığı posterin bir köşesinde kalpaklı Atatürk fotoğrafı var...

Afganistan savaşı, Kennedy suikasti, cinayetler, banka krizleri, Watergate skandalını hatırlatan Nixon fotoğraflarının yanında bir adet kalpaklı Atatürk fotoğrafı...

Burası sitenin kirli belgelerinin yer aldığı “kirli oda”sı...

***


Fotoğrafın altında “Artık arşivleri açma zamanı geldi” diyor...

Reklamı yapanlar Yunanlı Agents of Chaos diye bilinen Kaos Elçileri isimli Yunan anarşist gençlik grubu...

Muhtemelen geçmişteki Ermeni Rum olaylarının arşivlerinin açılmasına atıfta bulunuyorlar...

Kimin elinin kimin cebinde olduğunun kolay anlaşılamadığı kirli bir oyun bu...

DİĞER YENİ YAZILAR