Amerika üzerinden manşet olmak...

Haberin Devamı

Yıllar önce Milliyet gazetesinde diplomasi ve uluslararası muhabir olarak çalışıyordum...

Sami Kohen gazetenin önemli dış politika yazarıydı...

Bir gün Milliyet’i açtık...

Dokuz sütuna manşet Amerikalılar‘ın ünlü dergisi Newsweek‘in Türkiye üzerine bir haber analiziydi...

Mürekkebi bol tutulmuş, kalın puntolarla Newsweek dergisinden alıntı yapılıyordu...

“Türkiye’de inanılmaz şeyler oluyor” türünden çarpıcı bir manşet atılmıştı...

Sami Kohen yanımdaydı...

Gazetedeki manşeti görünce önce gülmeye sonra söylenmeye başladı...

***


Yüzüne bakıyordum...

“Ya böyle şey olur mu Reha?..” dedi, “Haber analizi Newsweek dergisine yazan benim... Çünkü derginin Türkiye muhabiriyim... Dergi benim yazımı kullanıyor...

Benim gazetem de bunu Newsweek yazdı diye manşete taşıyor...

Ben her gün bu yorumu Milliyet’te yapıyorum...

Kendi köşemin dışında sayfaya bile manşet olmuyor...

Yazan aynı kişi ben...

Yorumlayan aynı kişi yine ben...

Birini Newsweek’e yazıp gönderdim...

Diğerini Milliyet’e...

Milliyet’e yazdığım kendi köşemde kaldı...

Newsweek’e yazdığım döndü dolaştı kendi gazeteme manşet oldu...

Bundan böyle önemli bir şey yazacaksam Milliyet’e değil, Newsweek yazayım bari...

Sonra dolaşsın dönsün, kendi gazetemde manşet olsun...”

***


Şimdi diyorlar ya hani...

“Kardeşim çok önemli bu belgeler...”

Doğru önemli...

Ama bunların önemli olması için, “kaynakların Amerikalı diplomatlara söylemeleri, onların kripto halinde yazmaları, o kriptoların da bize manşet olarak geri dönmeleri mi?..” gerekiyordu...

Hayatta biz neden kendimiz önemli değiliz?..

Kendimizi ve söylediklerimizi neden önemsemeyiz?..

Niye ciddiye almayız biz kendimizi?..

Yoksa söylediklerimizde ciddi değil miyiz?..

Kendi söylediğimizi bir süre sonra, başkasından duyduğumuzda neden önemsemeye başlarız?..

Bu derin bir komplekse işaret etmez mi?..

***


Neyse çok iyi oldu Amerikalı diplomatların kriptoları...

Şimdi Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan’a soracak “bunlar doğru mu” diye...

AKP, CHP’ye “Bak senin hakkında neler yazmışlar” diye vurmaya kalkacak...

Herkes kendine bir pozisyon alacak, “Ben öyle demedim, ya da şunu demek istedim” diye...

Türkiye’de şeffaflaşma vazifesi görecek bu Amerikan kriptolar...

Biz kendimizi ciddiye almadığımıza göre...

Amerikan kriptolar iyi gündem olurlar...

Daha bizle ilgili 26-27 tanesi çıkmış...

8 bin tane mi ne var?..

Bozdur bozdur harca...

***


“AYNAYA BAKIYORUM VE TEHLİKELİ BİR YÜZ GÖRMÜYORUM...”

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu‘na soruyorlar gazeteciler hem de belgelerin gittiği Washington‘da:

“Sizi çok tehlikeli buluyorlarmış?..”

“Aynaya bakıyorum ve tehlikeli bir yüz görmüyorum...” diye ironik ve esprili yanıt veriyor...

Yanıt estetik olarak güzel...

Ama Davutoğlu bilmeli ki, bölgede birbirini bu kadar tehlikeli bulan Türkiye ve İsrail kutuplaşması, bizi çok tehlikeli mecralara götürür...

Tamam İsrail çoğu konuda haklı değil...

Farkındayım ki, içimizi dışımızı da kaşımaktalar...

PKK üzerinden, Amerika’daki Yahudi lobisinden, ve “Laikliğin teminatı ordu ne yapmaktadır” sorularından karaciğere çalışmaktadır...

***


Ancak bu kadar savruldunuz mu İsrail’den öteye, rahatsız alanlarda su bulursunuz bu bölgede...

Biz, bu bölgede İsrail’le, Arap ve İslam dünyasının arasındaki köprü olmalıydık...

Köprü kalktı, biz ile İsrail iki kutuplu bir dünya oldu bu bölgede...

Ahmet Davutoğlu, elbette aynaya baktığında tehlikeli bir şey görmüyor...

Yüzü gayet temiz ve masum bir yüz...

Bence aynaya bakmasın...

Haritaya baksın...

Tehlike haritada, aynada değil!..

***


HAYATA ÇÜRÜK BAKMAK!..

Ortaokuldan beri arkadaşımdı...

Zaman zaman yaklaşır, zaman zaman uzaklaşmak zorunda kalırdık birbirimizden...

Son zamanlarda çok yakındık yine...

“Çürümüş bu ilişkiler” dedi, “Etraftaki ilişkiler çürümüş...”

“Çürük çürük devam ediyor... Onun için insanlar çürük bakıyorlar hayata...” dedim...

Yıllar önce Marks’ı okurken farketmiştim “yabancılaşma” kavramını...

İnsanın yarattığı üretim değerlerine yabancılaşmasına, insanın giydiği, kullandığı, yaşadığı şeylere yabancılaşmasına ve gitgide kendine yabancılaşmasına...

***


Bense hayatı yabancılaşarak değil, sahicileşerek ve içselleşerek yaşayanlardanım...

Çünkü biliyorum ki kendime, yarattıklarıma, ürettiklerime ve değerlerime yabancılaşırsam, ben çürürüm...

Şeftalinin çürük tarafı, koyudur ağızda kekremsi bir tat bırakır...

Kütür şeftalinin, güzel tadını bozar, ezik ve çürüktür o taraf... Ben şeftalinin sahiciliğinden ve tazeliğinden uzaklaşarak çürümek istemiyorum...

***


Yazılar yazıyorum, hayatı okumaya anlamlandırmaya ve okuyucularıma aktarmaya çalışıyorum...

Çürük okursam hayatı, çürük aktarırım yaşamı...

Sanıyorum, çürümemiş bir insan olarak idame çocuklarıma miras bırakacağım hayat macerasını...

Onlar da hiçbir çürümeye tevessül etmesinler...

Bütün arzum bu...

***


JOSE MOURİNHO DENİLEN DAHİ!..

Özellikle Ahmet Çakar, duruşunu, deli tavırlarını, agresif tutumunu, seyircilerle, rakiplerle alaycı tonunu çok sever Jose Mourinho‘nun...

Ben de herkes kadar tepki duymazdım, bu dünyanın en büyük futbol dahisine!..

“Olur bunlar” derdim, “Gittiği her takımı şampiyon yapıp, süper kupa aldırırsa normaldir...”

Ne zaman ki Barcelona‘da, İtalyan Inter takımının başında Barcelona‘yla maçını izledim geçen sene, bu adama duyduğum bütün sempati gitti...

Evet Barcelona takımını çok seviyorum bu doğru...

Ama Jose Mourinho‘yu da seviyordum...

Önümde Inter denilen o dünya devi takıma o kadar “pis” bir taktik verdi ki, bütün sempatim gitti...

90 dakika savunma yaptırdı takıma...

Futbolcuları yere düştüler, dakikalarca kalkmadılar, maçı soğuttular...

Jose Mourinho maçı alayım da nasıl alırsam alayım hesabındaydı...

Hani Schuster‘in 60’ların futbolu dediği futbolla...

İstediğini aldı kazandı gitti o gece Nou Camp’dan Jose Mourinho...

***


Ama dün aynı statta, aynı Barcelona’nın aynı hocası Guardiola karşısında perişan oldu Real Madrid‘in başındaki adam olarak...

O ukala adam, o insanları snobize eden futbol dehası önceki gece, yedek kulübesindeki yerinden bile kalkamadı?..

Barcelona 5 çekerken Real Madrid’e, yerinden kıpırdayamadı...

Ahmet Çakar böyle egzantrik tipleri sever...

Ben de severim, ama eğer insanları fazla aşağılamıyorsa...

Futbol pintisi olarak oynattığı Inter maçının intikamıdır Real Madrid hezimeti...

Barcelona... Barcelona...

DİĞER YENİ YAZILAR