Haberin Devamı
Televizyonda haber yaptığım sırada da, çok dikkat ederdim...
“Kanser tedavisinde devrim”, “kansere çare bulundu”, “şifalı otlar, tedavide mucize ilaçlar” türünden haberlere...
Haberin yalanını yapmak zaten riyakarlıktır...
Yanlış yapabilirsiniz, ancak bile bile asparagas dediğimiz yalan habere imza atmak “hile”yle eş değerdir gazetecilikte...
Hele ki “kanser” gibi yaşamla ölüm arasında gidip gelen hasta ve yakınları için umut tacirliği anlamına gelecek “kansere mucize formül, tedavide devrim” gibi haberlerde...
Rahmetli gazeteci arkadaşım Ufuk Güldemir’in hastalık döneminden biliyorum...
Pankreas kanseri metastas yaptığında ve umutlar tükenir gibi olduğunda Ufuk, Amerika’da denenen bir tedavi türünün kobayı olmayı kabul etti...
O tedaviyi aldı...
Bir kanser hastasının ve yakınlarının umutla umutsuzluk arasındaki “araf”ında, onlara yönelik “kanserde tedavi bulundu” türünden bir umut tacirliği, yalan haber olmanın ötesinde “günah”ın dikalasıdır...
Onun için sağlık haberlerinde uzmanlığına ve imzasına çok güvendiğim Sabah gazetesindeki meslektaşım Esra Tüzün’ün “Kanser Aşı”sı haberine iyi niyetle ve umutla yaklaştım...
Dün Esra’yı aradım...
Köln’e bizzat gitmiş kanser aşısının yapıldığı hastalarla görüşmüş...
Kanser aşısının temel özelliği, vücutta alınan kandaki hücrelerle, yabancı madde kullanılmadan üretiliyor olması...
Eğer bağışıklık sistemi çökmemişse, vücudun kendi olanaklarıyla kanser hastalığı aşılıyor...
Yüzde yüz çözüm değil bu...
Bir kere bunun için vücudun bağışıklık sisteminin çökmemiş olması gerekiyor...
Hastaya yapılan ilk aşı küründen bir süre sonra kanser hastasında “grip”e benzer bir belirti görülmesi gerekiyor...
Bu belirti varsa, kanser hastasının bağışıklık sistemi çökmemiş demek oluyor ve ikinci küre başlanabiliyor...
Alman doktor Robert Goter’in söylediğine göre, yüzde 96’sı ileri durumda olan kanser hastalarından dörtte üçü “kanser aşısıyla” iyileşmiş...
Yüzde yüz başarı yok...
Bir kere bunun altını çizmekte yarar var...
Esra Tüzün Amerika da dahil dünyadaki ünlü kanser tedavi merkezlerini ziyaret etti...
Ona Köln’deki kanser aşısı tedavisi uygulayan klinikle ilgili izlenimlerini soruyorum:
“Kemoterapi uygulaması aynı zamanda sağlıklı hücreleri de öldürdüğünden, kanser hastalığında vücudun bağışıklık sistemini yok edebiliyor ve hastalığın bir süre sonra metastas (sıçrama) yapmasına yol açabiliyor...
Kemoterapinin bu dezavantajı, kanser aşısında yok...
Vücudun kendi hücrelerinden üretilen aşı, metastas ihtimalini ortadan kaldırıyor...
Ben kemoterapi mi uygulatsam, aşı tedavisine mi başlasam kesin karar veremezdim... İkisi de olabilir...”
KANSER AŞISI TEDAVİSİ 30 BİN EURODAN BAŞLIYOR...
Almanya’daki klinik, aşı yapılan bir merkez...
Hastalar burada kalmıyorlar...
Bazıları üniversite hastanesinde kalıyor...
Köln’deki merkeze aşı olmaya geliyorlar...
Ancak bu kanser tedavisi öyle ucuz bir tedavi değil...
30 bin eurodan (yaklaşık 70 bin lira) başlıyor...
Tedavinin aşamalarına göre bu para artıyor...
Kanser aşısı tedavisi altı aylık bir süreci kapsıyor...
Türkiye’den, Mısır’dan, ABD’den, Belçika’dan hastalar Köln’deki tedavi merkezine geliyor...
Şu anda bu aşıyı yapan 7 hekim var hastanede...
Diğer hekimler “gözlemci hekim” olarak bulunuyorlar...
Köln’deki “Medical Center”da uygulaması başlatılan kanser aşısı umarım “kanser hastaları için” çözüm olur...
Artık “kanser”e çözümün kesin bir zamanı geldi ve geçiyor...
“Alternatif tıp çevreleri”, uzun zamandır “sağlık endüstri”sinin bilinçli olarak çözümü geciktirdiğini, bulunmuş çözümlerin büyük karları ve rantları yok edeceğini düşünerek, piyasaya sürmediğini söylüyor...
Bunlar, “İkiz Kuleleri aslında CIA’in ve derin ABD’nin vurdurduğunu” söyleyen komplo teorileri gibi teoriler olabilir...
Bunlara inanmak istemesek de, “kanser”e hala bir çözüm bulunamaması kafalarda derin soru işaretleri bırakıyor...
İki taraflı bir uçurumun ortasındayız...
Bir tarafta “kanseri iyileştireceğim” diyen umut tacirleri...
Diğer yanda “kanseri iyileştirmeyi büyük karlarından vazgeçmemek için erteliyorlar” diyen lobi...
İki tarafı uçurumlarla kaplı bir tepede bekleyen kanserli hastalar ve yakınları, uçuruma düşmeyerek bir mucizeyi bekliyorlar...
Bu mucize şifayı bekletmek ya da şifanın umut tacirliğini yapmak günahların en büyüğüdür!..
MHP’DEKİ SEKS KASETLERİ VE BARAJ MESELESİ...
Seks kasetleri, “demokratik mücadelemizin aldığı yeni boyut...” maalesef...
MHP’de görevli bazı üst düzey yöneticilerin seks ve uygunsuz durumdaki kasetleri arka arkaya yayına sokuluyor...
Bir olayın neden meydana geldiğini anlayabilmek için bundan kimin yararlandığını ortaya çıkarmak gerekiyor...
MHP’de arka arkaya seks kaseti yayınlanması, “temiz toplum” amacıyla yapılmıyor herhalde...
Yapılma nedeni açık...
MHP yönetiminin bundan ağır darbe alması amaçlanmakta besbelli...
Kasetlerde yer alan görüntülerin, “ahlaklı” olup olmadığını sorgulamak başka şey, bu kasetlerin seçimlerden bir ay önce piyasaya sürülmesinin ardındaki gerçekleri irdelemek başka...
Belli ki birileri yeni seçilecek Meclis’in MHP’siz olmasını arzuluyorlar...
MHP barajı aşamasın, Meclis AKP, CHP ve BDP’li bağımsız milletvekillerinden oluşsun istiyorlar...
Böyle bir Meclis yapısı, AKP’nin işine geliyor gözükse de gelmez...
Bu Meclis’te AKP; Anayasa’yı tek başına değiştirecek çoğunluk da çıkartsa, rahat edemez...
CHP’nin tek başına muhalefet olarak böyle bir Meclis isteyeceğini düşünmek aptallık olur...
BDP’nin meselesi değil, MHP’nin Meclis’te olması ya da olmaması...
O zaman kim ya da kimler MHP’nin Meclis’e girmemesini istiyorlar...
O birileri;
Ya MHP’yi parlamento ve sistem dışına iterek, sokağı ateşlemeyi amaçlıyor...
Ya milliyetçi sesi tamamen Meclis’ten dışlayarak, yeni bir çözüm dayatacağını umuyor...
Türkiye gibi bir ülkede milliyetçi cenahın sesini meclis dışına çıkartarak, “demokratik çözümler” çıkmayacağını kör gözler bilir...
Gerçek bu kadar sarih olduğuna göre, yine kimler hangi oyunu oynuyorlar?..
Bu seks kaseti oyunu oynayan derin çevreler kimler acaba?..
Yurt içindeler mi, yoksa yurt dışında mı?..
Yine çok kirli bir oyun oynanmakta gizli bir yerlerde...
Dikkatli incelerseniz, mutlaka bir fikir edinirsiniz!..

