Allak bullak bir gelecek...

Haberin Devamı

Ben AKP’li değilim...

Üç seçimin üçünde de AKP’ye oy vermedim...

Olumlu bir vizyon çizildiğinde, o vizyona destekler vermekte ise zerrece tereddüt etmedim...

Atatürk’ü sevdim ve sevmeye devam ettim...

Ve fakat;

-“Darbecilik bu ülkenin gündeminden kalksın artık...” dendiğinde;

-“Evet kalksın...” dedim...

-“Bir umut biz de İspanya, Portekiz, Yunanistan gibi oluruz...” diye geçirdim içimden...

Ergenekon davasına, Balyoz mahkemelerine temkinli yaklaşsam da, vizyon baabında darbelerin tümden tedavülden kalkmasına mütereddit davranmadım...

-“Darbeler gündemimizden gitmeliler...” demekte hiçbir sakınca görmedim...

***


Ne ki, bugün geldiğim noktada, “Mahkemeler mi darbelere karşıydı, yoksa kurduğumuz Cumhuriyet mi ‘paralel diye niteledikleri devletle’ savaşıyordu” anlamamaktayım...

Kafam ve algılarım allak bullak...

Neye inanacağımı şaşırmış durumdayım...

Geleceğe olan inancımı yitirdim...

İstikbal allak bullak...

Portekiz, İspanya ve Yunanistan ve demokrasileri ile askeri darbe mücadeleleri çok uzağımda şimdi...

Avrupa Birliği ve idealinin olduğu gibi...

***


12 Eylül Anayasa’sının değişmesini istedim...

Sivil, demokratik değişikliklere “evet” dedim...

Avrupa Birliği’nin standartlarına yaklaşılsın diye duamı esirgemedim...

Referandumda;

-“Yetmez ama evet...” demedim;

-“Evet ama yine de kuşkularım var... Müsaadenizle ‘hayır’ dedim...”

Kuşkularım ‘haklı’ çıkmasın diye içten içe dualar ettim...

-“Varsın benim; Avrupa idealli reflekslerim hatalı sinyal vermiş olsun, değişim sivilleşmeden, demokrasiden ve Batılılaşmadan yana olsun; beni utandırsın...” dedim...

***


“Hayır” diye oy basarken, umutla “evet”çilerin haklı çıkmasını diledim...

Ne yazık ki;

“Evet”çiler haklı çıkmadı...

Maalesef “benim“ hayırda “hayır” çıktı...

Kullandığım “hayır”ın haklı çıkmış olması beni daha fazla alabora etti...

Bunun için sevinmedim...

Bunun için üzüldüm...

Yine geleceğe olan inancımı yitirdim...

Yine allak bullak bir istikballe karşı karşıya düştüm...

***


1978’in son çeyreğinde ve 1979’un tümünde, elbette 1980’de, ben “gelecek inancımı” yitirmiştim...

Cambridge’deki okula onun için koşa koşa gitmiştim...

Fransa’daki çalışma kampından onun için kaçmıştım...

Her beş yüz doları, bin doları bir arada gördüğümde, onun için soluğu Yeşilköy Havalimanı’nda almıştım...

O günlerde de umudum kalmamıştı bu ülkede yaşayacağım gelecekten...

Rotam yoktu ne yöne doğru kıracağımı bildiğim...

İstikbal görmüyordum yaşayabileceğim...

***


Millet 12 Eylül darbesinin Eylül 1980’de gerçekleştiğini zanneder...

Oysa darbe beynimde ta Eylül 78’de vuku buldu...

Ruhumdaki kırılma 78 Eylül’ünde gerçekleşti...

Ben darbe olduğunda oralı bile olmamıştım...

Darbe benim içimde iki yıl önce olmuştu...

O sırada ben çoktan “inkıta”ları oynuyordum...

***


Hayatın kırılması, sistemin kırılmasının öncesinde gerçekleşir...

Ruh bunalır...

Umutlar kırılır...

Vizyon daralır...

Geleceğe dair ümitler boşalır...

Rota bir sağa bir sola doğru savrulur...

***


Bugün yaşadığım şey otuz beş yıl önce yaşadığım şeydir...

78’de;

Ne içinde bulunduğum ‘sol’cu laf ebeliklerine...

Ne devrimcilerin mücadele dedikleri biçimlere...

Ne devrimci ve solcu demagojilere...

Ne geçmişe, ne geleceğe...

Ne rakibe, ne müttefike...

Saygım kalmamıştı...

Darbe olmadan iki yıl önce darbe olmuştu içimde...

***


Şimdi ise düşünüyorum;

Acaba askeri darbeler hayatımızdan gitsinler diye mi mücadele ettik son yıllarda biz?..

Yoksa;

‘Paralel devlet dedikleri şeyin talebi miydi”, mücadele veriliyor görünen?..

Sivil demokrasi mücadelesi miydi yapılan?.. Yoksa otokrasi mücadelesi miydi, sivil demokrasi görünümünde verilen?..

Askerin yönetimden gittiği bir Avrupa Birliği demokrasisi miydi çabalanan?..

Yoksa askersiz ve belli belirsiz bir Rusya özlemi miydi uğraşılan?..

Batı bizi; Avrupa Birliği’nde bir demokrasi olarak mı görmek istiyordu?..

Yoksa içine sıkışmış, savaşan Türk ve Kürtler miydi arzulanan?..

Batı gerçekten Batılı gibi demokrat mıydı?..

Yoksa kendine demokrat bize otokrat mı?..

Biz gerçekten demokrat mıydık?..

Yoksa Batı’ya karşı demokrat, kendimize karşı otokrat mı?..

***


Rotam şaşmıştı bilmiyordum...

Vizyonum kararmıştı anlamıyordum...

Umudum kırılmıştı hissetmiyordum...

Rotam savrulmuştu göremiyordum...

Gelecek fluydu seçemiyordum...

İstikbal dalgalıydı, altüst oluyordum...

İnançlar allak bullaktı, ruhum alabora...

Bu sefer Cambridge’deki okullar...

Fransa’daki kamplar beni kesmediler

Okyanusları aşmak istiyordum...

Artık kendim için demokrasi istemekten çoktan vazgeçmiştim...

Artık demokrasiyi çocuklar için istiyordum...

DİĞER YENİ YAZILAR