“Allah” gibi düşünen insan anlayışı kitabının yazarından; “Zirvede oturmaya sadece verenlerin hakkı vardır...”

“Sadece samimiyete erenler ve ona tabi olanlar Hakikat’e erecektir...

***

Başarı, Hakikatin yolunda samimiyet ve sabırla yürüyenlerin varacağı sarayın adıdır...

***

Yönelmeleriniz gerçeğe doğruysa eğer; terk edebildikleriniz kadar; ileriye geçebilirsiniz...

***

Her kapıyı açan tek anahtar vardır: SAMİMİYET...

***

Biliniz ki samimiyetin açamayacağı kapı mevcut değildir...

***

İnsan olarak, diğer yaratıklardan farkınız; gördüklerinizin ardına geçebildiğiniz ölçüdedir...

***

Karşısındakini kendine tercih edemeyen kişi, samimiyetten çok uzaktır...

***

Samimiyet karşısındakinin hak ve hukukuna tecavüz etmeyen teklifsizliktir...

***

Gören, düşünebilen ve idrak yüceliğine erenlerden olmaya çalışınız...

***

Ne mutlu; Gerçeğe erene ve O’na tabi olabilene...

***

İnsan ismine liyakatınız; insanlara ulaşan iyiliklere vasıta olabilmeniz nispetindedir...

***

Aldıklarınız kadar BASİTLİĞE..

Verdikleriniz kadar YÜCELİĞE yaklaşırsınız...

***

Zirvede oturmaya sadece VERENLERİN hakkı vardır...

***

Eriyen “eren”dir...

Ermedikçe eriyemezsin...

***

Pişmanlığın acısını tatmak istemiyorsanız;

Hemen elinizdekileri değerlendirmesini öğreniniz...

***

Dostluğu yürüten fedakarlıktır...

***

Cahil; idraktan nasibi olmayandır...

***

Zamanın ötesine geçebilenlerin iki özellikleri olur...

Bilim ve vericilik...

***

Anlayamadığımı anlayamamaktan Rabbime sığınırım...

***

Görgünüz yaşadıklarınız nisbetindedir...

***

Zavallı; yaradılışındaki GAYE’den bihaber olandır...

***

Gözlerinizi kapadığınız anda;

Madde ötesine geçemiyorsanız

biliniz ki çileniz sürecek...

***

Geçmişin telafisi olmayacağını unutmayınız...

***

Kaçınılması zaruri olan hususların başında istismarcılık gelir...

***

Süratinizin artmasını istiyorsanız,

vites değiştirmesini öğreniniz...

***

İsmini zamanın silemediği “öze

ermişler” arasına girmeye çalışınız...

***

Sonlu olmak istemiyorsanız, rotanızı sonlulara göre ayarlamayınız...

***

Biliniz ki değerlendiremedikleriniz de;

En az değerlendirebildikleriniz kadardır...

***

Hikmet basitlik kavramını yok etmiştir...

***

Allah indinde basitliğin yeri olmadığını idrak ediniz...

***

Basit görmeyiniz...

Değerlendirmeye çalışınız...

***

Görünüz ve susunuz...

Dinleyiniz ve yine susunuz...

Öğreniniz ve yine susunuz...

Ta ki konuş denilene kadar...

***

Zamanın değiştirebileceği şeyler için hüküm vermeyiniz...

***

En büyük ihanet “sır”ları ifşa etmektir...

***

Hakareti hak ettiyseniz ses çıkarmayınız.

Şayet hak etmediyseniz; üstünüze alınmayınız...

***

Rakamların sonu olmadığını biliyorsunuz değil mi?..

***

Ulaşacağın ‘cennet’, aklına yön

vereninki kadardır...

Bu eşin de olabilir...

Bir arif kişi de...

Kılavuzun kim ise sonucunu yaşayacaksın...

***

Aslı olmayan gölge gördün mü?..

Gölge var mıdır?..

***

Yüzeyde kaldığınız sürece, dalgalardan kurtulamayacağınızı biliniz...

***

Koyunlar da; yiyip içip, çiftleşip

uyuyorlar...

Farkında mısın?..

Ahmed Hulusi...”

“ALMADAN VERMEK, SADECE ALLAH’A MAHSUS” DEMEDEN...

Hayat aldıklarınız ölçüsünde değil, “verdikleriniz“ nisbetinde sizi değerli kılıyor...

Ağustos ayının son günleri...

Cumhurbaşkanı değişiyor...

Başbakan değişiyor...

Hürriyet gazetesinin genel yayın yönetmeni değişiyor...

Medya değişiyor...

Eskiden 30 Ağustos’da “ordudaki değişiklikler konuşulurdu...”

Şimdi muhtemelen ordunun tepesi de değişiyor...

Medyadaki ve siyasetteki değişikliği konuşan Türkiye “ordunun üst kademesindeki değişikliği“ artık konuşmuyor...

***

Fark etmez...

Deepak Chopra’nın kitabından;

“Hayatta aldığınız esnada değil, verdiğiniz anda mutlu olursunuz“ cümlesini okuduğumda, kendi hayatımı gözümün önüne getiriyordum...

Anılarımda en mutlu olduğumu hatırladığım anların “başkalarının hayatlarına katkı yaptığım anlar olduğunu“ fark ediyordum...

Vermenin almaktan daha fazla mutluluk verici olduğunu o zaman anlıyordum...

***

Yeni Cumhurbaşkanı...

Yeni Başbakan...

Yeni genel yayın yönetmeni...

Yeni CHP genel başkanı...

Yeni atılımlar yapan işadamı...

Yeni göreve gelen genel müdür, CEO... Bölüm başkanı, seksiyon şefi...

Yeni evlenen koca...

Yeni nikah kıyan kadın...

Yeni sevgililer...

Yeni arkadaşlar...

Yeni dostlar...

Yeni olan her şey...

***

Biliyorlar mı;

Yeni geldikleri yerlerde...

Pozisyonlarda...

Konumlarda...

Mertebelerde...

“Zirve“lerde...

Tepelerde...

Mutlu olmalarının...

Mutlu kalmalarının...

Barışı hissetmelerinin...

Huzur içinde barınmalarının...

***

Gerilmeden...

Ağrılar nüksetmeden...

Midede kramp...

Kalpte sıkışma...

Ruhta stres...

Beyinde gerginlik...

Davranışta tutarsızlık...

Hayatta korku...

Yaşamadan...

Bulundukları yerin keyfini çıkartmak istiyorlarsa...

İnsanlara versinler...

Almadan versinler...

Katkı sunsunlar...

Değer versinler...

Sevgi iletsinler...

Karşılıksız sevgiler versinler...

Hizmet etsinler...

Severek ve karşılık beklemeden hizmet etsinler...

Sevilmeyi beklemeden sevsinler...

Egolar “ne der“ diye bakmadan, kalplerini açsınlar...

Açılan kalplerini sevdiklerine ve insanlığa sunsunlar...

***

O zaman görecekler ki;

Yaşadıkları işin stresini bilmeyecekler...

Yorgunluğunu hissetmeyecekler...

Gerilimini duymayacaklar...

Ne olacağım diye endişelenmeyecek...

“İşimden olur muyum?..” korkusunu yaşamayacaklar...

“Eşimi, sevgilimi kaybeder miyim“ diye mızıldanmayacak...

Kaybetmenin değil...

Yaşamanın ve vermenin keyfini çıkartacaklar...

Başkaları için değil...

Kendi mutlulukları için...

“Almadan vermek, sadece Allah’a mahsus“ demeden...

Onlar da almadan...

Vermeye başlayacaklar...

DİĞER YENİ YAZILAR