Alkol tartışması... Kişinin kendi vücuduna zarar verme hakkı var mı?..

Haberin Devamı

Yeşilay’dan arkadaşlar, içki ve sigara konusundaki tavrımın ayrıntılarını öğrenmek için, benimle röportaj yapmak istediler...

Dergi için sorular gönderdiler...

Sorular; gayet özenli hazırlanmış, hepsi benim içki ve sigara konusundaki tutumu açmama olanak tanıyacak şekilde sorulmuş...

Sorularda bir nokta var ki, “Alkol sınırlamasında karşı olduğum esas nokta o...”

- “Alkolün zararlı olduğu belli... Kişinin kendi vücuduna da olsa zarar verme hakkı var mı?..” diye soruyor arkadaşlar...

Bütün yasaklara, kısıtlamalara temel olan “farklılık noktası” burası...

Bence;

- “Evet var... Kişinin kendi vücuduna zarar verme hakkı var...”

***


Devlet vatandaşını alkolün zararları konusunda uyarır...

Yetmez, içkinin üzerine tıpkı sigarada olduğu gibi “zararlıdır” ibaresi koyar...

O da yetmez, uluorta içki reklamı yapılmasını engeller...

Daha da ileri gider...

Restoran olmayıp, esasen içki servisi yapılan “bar” konseptli mekanlara tahdit koyar...

Yetmedi; şehirlerarası yollar üzerindeki restoranlarda “içki servisi” yaptırmaz...

Alkollü araç kullanımını engellemek için, yeni önlemler alır...

***


Bütün bu önlemler vatandaşın sağlığı için...

İçki içip, başkalarının canına kast etmesini önlemeye yönelik...

Gençliği içkinin zararlarından korumayı, vatandaşını “zararlı bir şeyin reklamından, promosyonundan uzak tutmayı” amaçlar...

Kapalı mekanlarda sigara yasağını bütün gücümle destekleme nedenimin, içilen sigaranın kapalı mekanda sigara içmeyen başka insanlara zarar vermesinden kaynaklandığını söylemiştim...

Kişisel olarak sigara içme tercihinde bulunan kişiye bir şey deme hakkına sahip değiliz hiçbirimiz...

O kişin kendi vücuduna zarar verme hakkına sahip...

Buna karışmak özgürlüğüne karışmak anlamına gelir...

O kişinin başkalarına zarar verme hakkı ise yok...

Başkalarına zarar verme hakkını “özgürlük” olarak sunmak ise, dünyanın en aşağılık demagojilerinden birisi...

İnsanların başkalarına zarar verme özgürlükleri yok ve olamaz...

***


Alkol meselesi de aynı mantık çerçevesinde giderse, geniş kitleler tarafından kabul görür bir senteze ulaşır...

Sonuçta kimse çoluğunun çocuğunun “sarhoş olup trafik kazalarında can vermesini istemez...”

Kimse adım başı bir barın açılıp, mahallenin ortasında sarhoş naraları dinlemekten keyif almaz...

İçki konusunda temel ayırım, “içkili mekanla, içkili restoranı ayırmaktır...”

İçkili restoran; yemekle bir iki kadeh içkinin alındığı, dünyanın hemen her tarafında kabul gören uluslararası bir standarttır..

Turizmi patlayan Türkiye’de, içki satılan restoranları kapatmak veya sınırlamak turizmi tamamen baltalar...

Mesele restoranda insanların içtiği veya içmediği içki değil, mesele dünyada oluşmuş standart algıyı bozmama meselesidir...

İçkinin pahalı satılması ve özendirilmemesi uluslararası bir uygulama...

Fakat içkinin “suç haline getirilmesi”, ya da içkili yerlerin şehir dışına taşınması, insan özgürlüğünü ve turizm algısını bozacak bir modeldir...

İnsanların başkalarına zarar verme özgürlüğü bulunmuyor...

Gençliğin zararlı maddelerden korunması gerekiyor...

Alkol ve sigara reklam yoluyla “insanımızın beynine işlenmemesi gerekiyor...”

Bunların hepsi gereklilik...

Gerisi ise “özgürlük...”

İLHAMI YAKALAYABİLMEK!..

Yaşamınıza ilham veren şey “bir şeye duyduğunuz sonsuz sevgidir...”

Yaptığınız işe, sevgilinize, eşinize, çocuklarınıza, yaratıcılığınıza “şelale gibi akan bir sevgi” duymuyorsanız, kalbinizin derinliklerinden sizi harekete geçiren, dünyaları fethetmenizi sağlayan ilham bir türlü gelmek bilmez...

Çoğu insan, egosunun kendi ördüğü duvarlarına hapsolduğundan, kendini sürekli koruma altında tutar ve bir türlü ruhunun derinliklerindeki müthiş sevginin mucizevi gücünü fark etmeden yaşar...

O sevginin mucizevi gücünü yakaladığınızda, hayata mutlu bakmaya başlarsınız öncelikle...

***


Sonra hayatta sizi mutlu edecek amacı düşünerek, içinizdeki kıvılcımları harekete geçirirsiniz...

O kıvılcımların teker teker harekete geçmesi, şelale gibi akacak olan ilhamın habercisidir...

Sevgi “ilham”ı getirir...

Sevginin olmadığı bir ilham mevz-u bahis değildir...

Eğer “ilham” gelsin istiyorsanız, sevmesini bileceksiniz...

Sevgisizlik “ilham” denilen pınarı tamamen kurutacaktır...



YÜRÜYÜŞ KİLO VERDİRİR Mİ?..

Bir süredir yürüme sporu yapamıyorum... Onun yerine mekik ve biraz ağırlık kaldırarak vücudumu diri tutmaya çalışıyorum...

Yaz geldi; bütün yaşam koçları “haftada 4 gün yürüyüş“ü önermeye başladılar...

Sağlık için gerekli bir spor kuşkusuz yürüyüş...

Fakat “yürüyüş” sporunu yapacaksanız bazı gerçekleri iyi bilmelisiniz...

Saatte 6.5 kilometre hızın altında bir hızla yürüyorsanız, bu yürüyüşünüzün sizin açınızdan oksijen almak dışında bir yararı yok...

Nabzınız normalden hızlı atmıyorsa, bu spor yağ yakmıyor...

6.5 hatta 7 kilometre hızla yürüyüş yaparsanız, yürüyüş gerçek bir spor halini alıyor...

Eğer bu hızda yürüyorsanız, o zaman çok uzun yürüyüş yapmanıza gerek yok...

45 dakika ile 1 saat arasında yürümeniz yetiyor...

***


Açık havada yürüyüş oksijen almanız açısından çok yararlı...

Hücrelerdeki oksitleşmeyi önlüyor oksijen...

Dolayısıyla kanser riskini azaltıyor...

Buna karşın açık havada yürüdüğünüzde “Satte 6.5-7 kilometrelik tempo yapma şansınız” pek kalmıyor...

Açık havada, spor salonundaki gibi hızınızı ayarlamanız mümkün olmuyor...

Bu işlerde ehil olanlar, cep telefonlarına adım sayısı ölçen bir program yükleyerek, açık havada nabız yükselten ve yağ yakan hızlı tempoyu yakalamaya çalışıyorlar...

Eğer bunları yapmıyorsanız, spor salonunda hızlı bir tempo yapmanız daha yararlı...

Ne yaparsanız yapın...

Kendinizi aldatmayın...

Yapıyormuş gözükmeyin...

Kendinizi yapıyormuşçasına aldatmayın...

DİĞER YENİ YAZILAR