Aile böyle bir şey!..

Haberin Devamı

Yıldırım Demirören apar topar Kayseri’den döndüğünde akşamın saat 18’iydi...

İki saat sonra Ziraat Türkiye Kupası finali başlayacakken; Başkan eşini ve çocuklarını alarak özel uçakla İstanbul’a döndü...

Babası Erdoğan Demirören’in apandisiti patlamıştı ve acilen ameliyat olması gerekiyordu...

Erdoğan Demirören o haliyle, önce Beşiktaş’ın televizyondan final maçını izlemek istiyordu...

Yıldırım Demirören babasını acil ameliyata aldırmak ve yanında olabilmek için, çoluğunu çocuğunu toplayıp İstanbul’a döndü...

Babanın sağlığı Başkan’ı olduğu takımın şampiyonluğundan önemliydi...

Aile böyle bir şey...

***


Beşiktaş kupayı aldı...

Şükür, Erdoğan Demirören de başarılı bir ameliyat geçirip sağlığına kavuştu...

Hafta başında bir davetiye aldım:

“Erdoğan Demirören, Vatan ve Milliyet gazetesinin yazar ve yöneticilerini Perşembe akşamı yemeğe davet ediyordu...”

Gelip gelemeyeceğimi sordular...

“Yazıları yazıp, gelirim elbette...” dedim, Perşembe günleri hem Cuma’nın hem de Pazar Vatan’ın yazılarını yazacağımı bildiğim halde...

Perşembe sabahı Cuma ve Pazar gazetelerinin yazılarını planlarken, bir mesaj geldi telefonuma “Perşembe akşamı olacak yemek, Pazar sabah ormanda yeşillikler arasında brunch’a çevrilmişti...”

Vatan ve Milliyet’in yönetici ve yazarları eşleriyle, yeşillikler içerisinde ailece bir Pazar geçireceklerdi...

İyi düşünülmüş bir davetti...

Akşam yemeklerinin metazori erkeksi havasından uzakta, eşlerin ve kadının olduğu sıcak aile ortamında yazarları ve yöneticileri ağırlamak sıcak bir jestti...

***


Birkaç yıl önce Beşiktaş yönetiminde BJK TV’yi kurarken, Beşiktaş’ın çok ‘erkek’ bir marka olduğunu fark etmiştim...

“Kadının bulunmadığı yerde marka değeri artmaz” demiştim...

Yıllar içinde Yıldırım Demirören eşi ve çocuklarını tribünde yanına aldı...

Onlarla beraber sahaya çıkıp şampiyonluk kupasını kaldırarak futbolun içine “kadın ve aile” kavramını soktu...

Aziz Başkan o sırada evli değildi, eşini stada getirmezdi...

Adnan Polat ise nedendir bilinmez modern ve örnek bir Türk kadını olan eşi Ayşe Polat’ı, fotoğrafların ve Galatasaray’ın dışında tuttu...

Oysa Revna Demirören’le mükemmel bir ikili oluşturabilirlerdi...

***


Beşiktaş yönetimindeyken eşli yemekler çok olurdu...

Beni de çağrırlardı bu yemeklere...

O zamanlar (ve galiba genelde her zaman) “eşsiz” olduğumdan, kimseleri rahatsız etmemek için pek katılmak istemezdim o davetlere...

Erdoğan Demirören’in eşiyle Pazar sabahki brunch davetini alınca, tüm bunlar gözümün önünden film şeridi gibi geçti...

İçim burkuldu biraz...

Çünkü davete katılamayacaktım...

Eş durumundan değil bu sefer, çocuk durumundan...

Hafta sonları 1.5 gün çocuklarımı alabiliyordum...

Dünya dursa, çocuklarımla geçireceğim o kısıtlı saatleri, yok etmek istemiyordum...

Claudia Cardinale geldiğinde de, Londra’ya, Milano’ya, Barcelona’ya, Manchester’a davetler edildiğinde de hep aynı yanıtı verdim:

“Çocuklarımı aldığım saatlerde, hiçbir davete katılamam...”

Üç çocuğumla 1.5 günlük hafta sonu buluşmalarının önüne hiçbir davet geçmedi; yapacak bir şey yok...

Öğlen iki saatcik uyuyorlar minikler...

Kimbilir belki onlar uyurken, Ayşe Nazlı’yla yarım saatliğine uğrayacak vakit bulabiliriz...

Belki o da mümkün olmaz...

Hayat bir öncelikler sinsilesidir...

Ve çocuklar o sinsilede en önce gelirler...

Ne yapalım ki “Aile böyle bir şeydir işte!..”

*****


ARKADAŞINA SÖYLE, YUNANİSTAN’DA DARBE OLMAZ ERTUĞRUL ABİ!..

Ertuğrul’un (Özkök) yakın arkadaşı Kai Diekmann’ın Genel Yayın Yönetmenliği’ni yaptığı Alman Bild gazetesi, ekonomik iflasa giden “Yunanistan’da darbe olabilir...” manşetini atmış...

Gazete haberi CIA raporlarına dayandırdığını yazıyor...

CIA’yle ilişkim yok bilemem...

Kai Diekmann’ı da tanımam, Ertuğrul Abi gibi yakın arkadaşım değil...

Ancak Ertuğrul Abi’yi tanırım...

Ona söyleyeyim bari...

Kankası Kai Diekmann’a iletiversin...

***


Kai Diekmann’a söyle, Yunanistan’da darbe marbe olmaz Ertuğrul Abi...

Darbe yapmaya kalkanı, yaptığına yapacağına pişman ederler Yunanistan’da Ertuğrul Abi...

İnanılmaz bir demokrasi kültürü vardır Yunanistan’da Ertuğrul Abi...

Değil darbe, eskilerin “örfi idare” dediği, sıkıyönetim ilan etmeye kalk da gör gününü Ertuğrul Abi...

Kai Diekmann hangi CIA raporundan esinleniyor bilmiyorum...

Fakat Yunanistan’a turist olarak giden 5 yaşında çocuk bile, bu ülkede bir darbe yapılamayacağını bilir...

Sen diplomatları bile grev yapabilen bir ülke biliyor musun Ertuğrul Abi?..

Yunanistan’da yaparlar...

***


Kai Diekmann’a söyle...

Ya doğru düzgün bir Atina muhabiri tutsun...

Ya doğru düzgün bir editör...

Öyle olur olmadık manüplatif haberleri de gazeteye vermesin...

Ayıp oluyor...

Daha doğrusu rezil oluyor...

*****


ALAIN DELON... “HER ŞEYE YETENEĞİ OLAN BU ADAM NEDENSE MUTLULUĞA İLGİ DUYMADI...”

Çok sevdiğim bir kadın dostum, benim çok sevdiğimi bildiği Alain Delon için Fransa’da yapılan şu saptamayı gönderiyor:

“Her şeye yeteneği olan bu adam, nedense mutluluğa ilgi duymadı!..”

Bu saptamayı okuyunca, “kendi mutsuzluklarımın, mazoşist zevkleri” hakkında sürpriz ipuçları yakaladım...

Alain Delon inanılmaz yakışıklılığı, yalnızlığı, cool duruşu, mahsun bakışıyla gençlik idolümüzdü...

Bir rol modeldi, yalnızlığın muhteşem resmedilmiş ideolojik bir yapıtıydı...

Bu çok yakışıklı ve çok karizmatik olan adam “hep hüzünlü, hep biraz mutsuz, hep bir miktar ölümü çağrıştıran” rollerin kahramanıydı...

Bir gangsteri onunla sevdim ben...

Hayatı dedektiflerin ve iyilerin değil, ölümle burun buruna yaşayan bir suçlunun gözünden ilk kez onun sayesinde yaşadım ben...

***


Suçlunun ve kanundan kaçanın onu kovalayan dedektiften daha korkunç olmadığına, kadınlar tarafından sevilmenin, kadınlarla mutlu olmaya yetmediğini de onunla fark ettim ben...

“Her şeye yeteneği olan bu adam, nedense mutluluğa ilgi duymadı...” demişler onun için...

Ne doğru bir söz...

Douchy isimli köydeki geniş arazisinde, hayvanlarıyla yalnız yaşadığını söylediği bir Noel gecesi canlı yayınında onu Paris’te küçücük bir odada seyrederken, nasıl bir heyecan ve ürperti duyduğumu hatırlıyorum...

Hayvanlarla bir çiftlik evindeki yalnız yaşamın, kendisini sevenlere nasıl bir rol model olduğunu biliyor muydu acaba bu yakışıklı adam?..

2002’de ağır geçirdiği bir depresyon sonucu intiharı denemişti...

Kendi ilgi duymadığı mutluluğa, kendisini sevenleri de ilgi duymaz hale getirdi Alain Delon...

Ne yapalım ki...

Bizim kahramanlarımız, ölümü seven, yalnızlığı yaşam biçimi olarak benimseyen, tehlikenin ve maceraların ortasında adrenalin salgısından garip bir haz duyan, karizmatik serserilerdi...

Onların hayatımı ne kadar etkilediğini gördükçe, hüzünle keyif arası bir yerde tahteravalli oynuyorum...

Artık uzun zamandır “mutluluğa ilgi duyuyorum...”

Rol modelim yok, çünkü mutluluğa gerçekten ilgi duyduğum çağda, rol model alacak yaşı çoktan geçmiştim...

Ve fakat çocuklarıma, kalplerde bir kekremsi tat bırakan bu gençlik kahramanımın rol modeli olmamasından mutluyum...

DİĞER YENİ YAZILAR